dünyanın yedi harikası
 felsefe dünyası
 ünlü ressamlar ve resimleri
 icatlar ve keşifler
 Namık Kemal hürriyet kasidesi
 Mevlana ve Mesnevi
BİLİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BİLİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İnsan Kendi İradesiyle DNA’sını Değiştirebilir mi?

Beyin Dalgaları ile DNA Aktivasyonu 
Beynin çeşitli duygu durumlarında farklı dalga boylarında titreştiğini biliyoruz. Beynin Teta boyutu şifalanma ve değişim boyutudur ve teta bandında kalmayı başaran pek çok kişinin şifayı kendi kendine başarabildiği artık bilimsel olarak da ispat edilmiştir. Son yıllardaki pek çok örnek bilim tarafından incelenmiş ve kanıtlarıyla sunulmuştur.
Öz İnanç Sistemi Nedir?
Kendimizi hissettiğimiz durum, sağlığımız ve yaşama bakış açımız,  inanç modellerimiz ve bilinçaltı programlanmamız tarafından belirlenen inanç sistemi, öz inanç sistemimizdir.  Kendi realitemizi biz yaratırız ve kendi sağlık ve sıhhatimizin anahtarını biz taşırız.“Yeterince akıllı değilim”, “Yeterince güzel değilim”, “Para şeytandır”,  “Ben yetersizim”, “Hayatımı değiştiremem” “Benim her işim ters gider”, gibi algıları ve inanç kalıpları istenirse değiştirilebilir. Beden, herhangi bir fiziksel hastalığı yenebilir ve kendiniz için istediğiniz yaşamı size sağlayabilir. Çünkü her şeyin sırrı yine kendinizdedir. Bunun yolu bu blokajları yenip öz inanç sistemimizi değiştirmekten geçer. Öz inanç sistemi dört kademeden oluşur;
1. Öz (bilinçaltı) seviye
Doğumdan bugüne dek öğrendiğimiz şeyler öz seviyemizdedir.  Çevremizdeki insanlardan, özellikle hayatımızda önemli yer tutanlardan duyduğumuz sözleri ve duyguları bilinçaltımızda saklar inanç kalıpları oluştururuz. Bu inançlar öz seviyededir. "Sen aptalsın" veya "Sen işe yaramazsın" şeklinde hitap edildiğinizde değersiz olduğunuz bilinçaltı inancına sahip olabilirsiniz ve herhangi bir şeye erişemediğiniz için kendinizden nefret edebilirsiniz.
2. Genetik seviye
DNA iplikçiklerinin etrafında "morfogenetik alan" olarak adlandırılan garip bir bilgi alanı vardır. (kodlanmamış DNA) DNA hücresinin içinde ve DNA’nın bu yapısı içinde, en azından yedi nesil geriye giden genetik hafıza bulunur. Genetik inançlarımızı bu morfogenetik alan içinde buluruz. Böylece, üç kuşak önceki büyük annemiz veya babamız ile aynı inanca ve özelliklere sahip olmamız çok şaşırtıcı değildir.
3. Geçmiş Seviyesi
Geçmiş yaşam anılarını (genetik hafızanın ötesinde), kolektif bilinçliliği kapsayan farklı bir hafıza vardır. Bu geçmiş seviyesi olarak adlandırılır. Çoğu insanın ırksal önyargısı bu seviyeden kaynaklanır. Çoğu insanın para kazanma ve parayı kabul etme yeteneğini bloke eden en önemli faktör, bu seviyede bulunan "yoksulluk yemini"dir. Bu durum geçmiş seviyesi ile ilişkisi olan "ruh parçalarının" enerjisidir. Ruh parçaları, sizin veya "ailenizin" başka bir yerde veya zamanda kalmış olan kendinizin parçalarıdır. Geçmiş seviyesinde çalışırken, ruh parçalarının yeniden kazanılması gerekir. Ruh parçaları şimdiki yaşamınızda birçok durumlarda arkada kalmış olabilir.
4. Ruhsal seviye
İnançlar ve programlar ruha kadar inebilir. Ruhsal seviyede bulunan bazı inançlar nefret ve kendine acımaktır. "içim ağlıyor ben değil" programına sahip olduğunuzu keşfettiğiniz zaman bunun ruhsal seviyede olduğunu anlamanız gerek. Ruhun sürekli olarak öğrendiği ve kendi var oluşunda yaşaması beklenen asıl amacına yönlendirildiği asıl gerçektir. Kendi asıl var oluş sebebimizi bulmak gerçek ruhumuza kavuşmamızı sağlar.
DNA’da, gen fonksiyonu ve gen statüsünün (kusurun ne olduğu) gerçek kayıtlarının, gen ile ilişkili olan anıların, duyguların, bedenin ve gelecek bedenin kayıtları, o gen tarafından belirlenen bedenin parçalarının şimdiki işlevlerini etkiler. Yani, bu modeller şimdiki bedenin nasıl davranacağını etki eder. Biz sadece bizim başımıza gelenlerin anılarını saklamayız, ayrıca bu anılar ile ilişkili olan duyguları da saklarız. Örneğin, miyobu olan bir gencin sorunu büyükannesinin etrafındaki üzüntüleri görmek istemeyişi ile ilgili olabilir.  Büyük annenin taşıdığı duygular bedeni ile o gende bir kusur veya zayıflık bırakmış ve torununa aktarılmış olabilir.
İnsan beyninin kendini yeniden kurma yeteneği ve DNA aktivasyonu bizlere hayata ve değişen koşullara uyum şansını vermektedir.
DNA aktivasyonu aynı zamanda manyetik alan dengelemesini de içerir. Geliştirilen tekniklerin bir arada kullanılması ve süper genlerin ortaya çıkarılması ile değişen koşullara kolaylıkla uyum sağlamak mümkündür. DNA aktivasyonu uyum yeteneğimize kuantum düzeyde etki ettiğinden sonuçları son derece hızlı ve kalıcı olmaktadır. Aktivasyonunun gündelik yaşamdaki tezahürü, zihninde, yaşamdan ne istediğinin resmini oluşturabilmek; sonra da bunu evrene gönderebilmektir. DNA aktivasyonu sayesinde, DNA iplikçiklerimiz değişerek yol alır ve daha yüksek bir benliğe ulaşırız. Düşündüklerimizin gerçekleştiğini görebiliriz.
Sonuç olarak pozitif duygular ve sevgi içinde olmayı başarabilen insan kendi DNA’sını değiştirebiliyor. Bunu yapabilmesinin sebebi tüm her şeyi kapsayan bir enerji ağının mevcut olmasıdır. Bizler kendi titreşimlerimizi etkileyebildiğimiz gibi bu yaratılış ağını da etkileyebiliyoruz. Karşılıklı bu titreşimlerin itme ya da çekme derecelerini henüz sayısal olarak isimlendirip ölçemiyorsak da, gelecek zamanlarda bilimin titreşim ve kuantum alanındaki çalışmaları arttıkça sorular cevaplarını bulacak.
Aslında, her birimiz Yaratan'ın bir parçayız… Hepimiz tekiz. Var olan her şey bu tekliğin bir parçası ve O'nun içindedir. Bu kimliğin duyguları, arzuları, niyetleri ve iradesi vardır. En önemlisi, bu kimliğin düşünceyi tezahür ettirme gücü vardır. Çünkü her birimiz, Tanrı, Allah, Yaratan, İlahi Güç gibi isimlerle andığımız bu kimliğin birer parçası, aynadaki birer yüzüyüz. İlahi Güç tezahür ettikçe, onun küçücük parçaları olarak bizlerin de tezahür kabiliyeti vardır.
Kendi Öz İnanç Sistemimiz’in içeriğini konumuza uygun tanımlamaya çalışılırsak karşılığı;  Hurda DNA’nın kimyasının açılımıdır. Öz inanç ile Hurda DNA bir formüldeki eşitlikteki gibi karşı karşıyadır ve Öz inanç üzerinde yapacağımız çalışma ve talepler, hurda DNA üzerinde kendi belirlediğimiz komutlar ile moleküler şalterleri çalıştırabilir ve iyileşme yaratabilir. Eşitliğin bir tarafındaki değişim diğer tarafı da değiştirir. Bu iyileşme ya da değişmenin ne kadar olacağı ise bizim gücümüze olduğu kadar diğer etkileyen faktörlere de bağlıdır. Çünkü eşitliğin bir tarafında öz inanç ile birlikte başka etkenler de yer almaktadır.
indigodergisi.com

Kuantum Fiziği ve Kuantum Düşünce
Geçmişten geleceğe doğru akan Kuant parçacıklarıyla (bizim evrenimiz), gelecekten geçmişe akan (soyut evren) Takyon parça-bütünselliği arasında, sıfıra yakın bir Planck (*) zaman ölçüsü içerisinde Bir var olan bir Yok olan evren içerisinde varoluşumuzu gerçekleştiriyoruz.  Bu var oluş ve yok oluş’un merkezinde, AN ölçüsünde yaşayan insanlar, Bütün Evren ve Bütün Zeka kavramını anlayarak Bütün Düşünerek hareket edebilecekler mi?

Canlı varlıkların organize durumu, düzenli bir yapı oluşturur. Yani yaşam içerisinde bir ahenk, bir düzen vardır. Bilim adamları buna Entropi’nin  azalması diyorlar. Entropi(*): düzensizliğin ölçüsü anlamındadır. Entropi düşük ise düzenli bir yapının varlığını gösterir. Entropi Kanunu (düzensizlik kanunu) evrendeki düzeni ortaya koyan en büyük delillerden biridir. Yaklaşık onbeş milyar yıldan beri varlığını sürdüren evrenin şu anki entropisi hesaplara göre şaşırtıcı derecede düşüktür. Bu bize evrende bir düzenin olduğunu gösterir ki evrenin ilk başlangıcının çok düzenli olarak başladığını ortaya koyar. İlginç olan başka bir durum ise, evrendeki sistemin herhangi bir kısmında bir entropi artışı olursa (düzensizlik artarsa) başka bir kısmında entropi azalır (yani düzen artar). Fakat bu artış ve azalmalar geçicidir ve ne kadar büyük olursa düzelme de o kadar çabuk gerçekleşir.
Evrenin başlangıcının aşırı derecede düzenli oluşu, özel bir durum ve simetri ya da ekonomi ilkesine tabi olarak var olduğunu ortaya koyuyor. Sonuç olarak evrende Bütünsel bir zeka var ve evren birbirini tamamlayan ahengi ile bütünsel yaşam organizasyonu.
ilerleyen satırlarda bahsettiğim çok ilginç bir konu var. Ve elimden geldiğince açıklayıcı ve anlaşılır bir dille anlatmaya çalışacağım: Takyon(*)lar, evrenin düzenini sağlayan parça-bütünsellikler. Onların görevi bilgiyi arttırmak, düzeni sağlamak. Kuantların düzensizliğinin aksine, onların bütünselliği düzeni sağlar. Kendi enerjilerini ve ısılarını kendileri yaratırlar. Ve bizim evrenimizde en yüksek hız olan ışık hızından milyonlarca kez hızlıdırlar. Bizim evrenimizde enerji küçülerek kesirler halinde sıfıra yakın bir durumda biter, oysa takyonlarda bu tam tersidir. Onların enerjileri ise katlanarak sonsuza kadar büyümektedir.
Takyonların varlığı, evrenimizi tanımada büyük rol oynadı. Aynı zamanda 5. Boyut olarak düşünce/bilinç/ruh/melek olarak adlandırılan varlıkların boyutu olduğunu da bilimsel olarak açıklanabilir hale getirdi.
indigodergisi.com

devamını okuyunuz... >>

Empati ve Ayna Nöronlar

“Beni yargılamadan önce, benim makosenlerimle dolaşmalısın!” 
Empatinin tarifini bilgece yapan bir Kızılderili söylemi bu… 
Duygusal ve sosyal zekânın en önemli bileşenlerinden birisi olan empatinin sözlük anlamına baktığımızda; kendimizi bir diğer kişinin yerine koyup, onun gibi hissedebilmek ve düşünebilmek olarak tariflenir. Latince'deki "iç, içine, içinde" anlamına gelen "em" ön eki ile Grekçe'deki "duygu, acı, ıstırap, algılama" anlamına gelen "patheia" sözcüğünden türetilmiştir. 
Empatinin üç önemli aşaması vardır, önce gözlemleme sonucunda “o”nun gibi bakabilmek, sonra “o”nun gibi hissetmek ve düşünebilmek, son olarak da “o”na bunu ifade edebilmek...
Empati kurmak, ilişkileri oluşturmakta ve doğru sosyalleşmede doğru kullanılması gereken önemli bir özelliktir. Doğru dozda empati sahibi olmak, hem özel, hem sosyal, hem iş ilişkilerinde başarıyı sağlayan faktörlerden birisidir. Genellikle anlaşmazlıklar esnasında dile getirilen klasik bir cümle vardır: ” Beni anlamıyor, algılamıyorsun” Bu cümlenin söylenişiyle biten ya da çıkmaza giren pek çok ilişki vardır.  Karşılıklı sevgi ve uzlaşma isteği olmasına rağmen ortada bir anlayamama problemi mevcuttur.  Bu anlayamama ve algılayamama sorununun temelinde yatan eksiklik empatinin doğru kullanılmamasıdır aslında… Ya kolayına kaçar ve sadece kendi gözlüğümüzden bakmayı seçeriz, ya da empati kurmayı gerçekten bilmeyiz.

Temelde ya empati yokluğundan ya fazlalığından doğan farklı durumlar empatinin dengelenmesi ile kolayca çözümlenebilir. Özellikle modern toplumda dozu şaşan ( daha çok azalan) empatiyi dengelemek ve aile ile iş ilişkilerinde doğruyu bulmak için empati kursları- testleri uygulamaları başlamıştır artık doğal olarak…
Empatinin dozu açısıyla bakıldığında, az empati yapan kişilerin genellikle sadece kendi doğrularını kabul ettiklerini, bir diğerine kabul ettirmekte güç (eğer varsa) kullandıklarını, kuralcı, sert ve prensipli göründüklerini kolayca söyleyebiliriz.
Yüksek empati sahibi kişiler ise yoğun bir duygusallığa sahiptirler, bu nedenle karşılarındaki kişinin acısından ve kötü talihinden çok etkilenirler. Örneğin, bu insanlar bir kitabı sadece okumazlar, yaşarlar; dolayısıyla potansiyel olarak büyük tehlike altındadırlar. Ancak güçlü bir karakter ve savunma mekanizması zarar görmelerine engel olabilir. Objektif ve gerçek gözlem yaptığımızda bu insanların bu dünyaya bilinen ölçülerde tutunamamış olduğunu fark edebilirsiniz. Bu tür insanların üstün pek çok özellik ve kabiliyetinin yanı sıra gereğinden fazla empatiye sahip oldukları için kendi öz haklarını gerçek anlamda koruyamamış olduklarını tespit edebilirsiniz ve sürekli karşısındakini hissetmeye çalışmaktan ipin ucunu kaçırıp, kendilerini savunmasız bıraktıklarını kolayca görebilirsiniz. Bu durumun patolojik bir hale gelmesiyle fazla empatiye sahip insanların, hayatlarının bir döneminden sonra bıkkın, bezgin ve kırgın olarak yaşamaya devam ettikleri bir gerçektir. Bu tür insanlar belki o güçlü savunma mekanizmasına sahip olmadıkları için, belki de bu savunmayı kullanmayı tercih etmedikleri için zarar görmeye devam ederler ömür boyu…

Genel tariflerin ve psikolojik empatinin dışında, empatinin çoğunlukla telepati ile iç içe geçmiş parapsikolojik alt durumları ve özelleşmiş empati olguları vardır. Çoğu zaman birer fenomen olarak tanımlanmaya uyan bu özel durumlar sanılanın aksine pek çok bilimsel araştırma alanının içinde kendine yer buluyor aslında. Bilinç -düşünce-irade- kader ve hatta akıl okuma olgularını yakından ilgilendiren ilginç araştırmalara her gün yenisi ekleniyor.

Taklitçi Hücreler: Ayna Nöronlar
İnsan bedeninin ve beyninin bir örneği empatide olduğu gibi keşfedilmesi gereken milyonlarca faaliyeti vardır. Gülmek, esnemek, ağlamak, karamsarlık, neşe, coşku, hüzün vb. gibi pek çok davranış ve duygu biçimi insanlar arasında kolayca yayılabilen ve taklit edilen duygulardır.
İnsan beyninin işlev gören kısmının nöronlardan oluşur ve bu nöronlar elektrikle çalışır. Her bir nöron yüz mili volt elektrik enerjisi üretildiğinde aktif olarak çalışır hale gelir. Buna aksiyon potansiyeli ismi verilir. Beynimizde yaklaşık yüz milyar nöron vardır. Bu nöronların çalışması günümüzde EEG denilen aletle, elektrik akımı ölçülerek incelenebiliyor.
Beynin çalışması fonksiyonel manyetik rezonans (fMR) ve pozitron emülsiyon tomografi (PET) cihazlarıyla da araştırılabiliyor.
Nöronların çalışmasıyla açığa çıkan enerji çok yüksektir. Bu enerji pek çok soruya kaynak olabilir. 
“Beyin bu yüksek miktarda enerjiyi nasıl kullanıyor, parapsikolojik olaylarda bu enerjinin rolü var mı? “
İşte bu gibi sorulara cevap aramak için yapılan bir araştırmada on yıl öncesine kadar bilinmeyen bir nöron yapısı keşfedildi.
İtalya'da Parma Üniversitesi'nden Giovanni Rizzolatti, Vittorio Gallese ve ekibi 1996 yılında, makak maymunun beyninin ön lobunda 'ayna nöron' adını verdikleri değişik bir motor nöron hücresi keşfettiklerini duyurdular. Yakın zamana kadar, motor nöronların yalnızca salgı bezleri ve kas devinimlerini denetleyen uyartıları gönderen sinir hücreleri olduğu sanılırdı. Bilim adamları beyin hücrelerini, nöronları test etmekteydiler ve maymunlar ne zaman bir fıstık alsalar nöron aktivitelerinden tespit edilmiş özel bir ses duymaktaydılar. Daha sonra bir gün maymunlar hareket etmeden dururlarken bir bilim adamı fıstıklara uzandı ve maymunun  nöronu sanki kendileri uzanıp alıyormuşçasına aynı aktiviteyi gerçekleştirdi.. Bu durum bir şeyi açıklığa kavuşturuyordu: “Bir şeyi görmek ve bir şeyi yapmak aynı şeydi!” Yani, bu nöron birisini bir şey yaparken seyrederken sanki kendisi yapıyormuş gibi aktive olmaktaydı.
Bu nöronlar tabii ki insanlarda da mevcut. Katıla katıla gülen kendimizi alamayıp gülmeye başlarız. Bunun gibi gerginlik, gerginliği; neşe, neşeyi bulaştırır. Mutlu yüzlere bakan insanların, gülerken gerilen kaslarının, kızgın yüzlere bakanların ise kaşları çatan kaslarının resme baktıktan 700 milisaniye içinde kımıldadığı saptanmış. Çevremizde biri esnese çok geçmez tek tük başka esneme sesleri ardı sıra dizilir. İnsanın ayna nöron sistemi, maymunlardan farklı olarak sol yarı kürede ve özellikle dille bağlantılı Broca alanında toplanmıştır. 
Ayna nöronların varlığının empati ile ilişkilendirilmesi ile konunun içinde pek çok parantez açılması sağlanmıştır. Parantezlerin her biri ise bilimdışı bildiğimiz pek çok olgu için açıklayıcı kaynak olmuştur.  Birkaç paranteze birlikte bakalım:
• Sürü psikolojisinin temel nedeninin ayna nöronlar olduğu konusunda ileri sürümler var. Bilkent Üniversitesi Psikoloji Bölümü Başkanı Yard. Doç. Dr. Emre Özgen,  bir konferansta yaptığı konuşmada, 10 yıl önce tek hücreli ölçümlerle bulunan "ayna nöron"ların, son yılların çok ilgi gören nöropsikolojik buluşlarından biri olduğunu belirmiş. Konferansta  Fransa Jean Nicod Enstitüsü Öğretim Üyesi Pierre Jacob’un ekip çalışmasından dayanakla, çete davranışları ve sürü psikolojisi gibi öğelerin altında insan beynindeki ''ayna nöron''ların bulunduğunun düşünüldüğünü söylemiş…
• Ayna nöronlarla ilgili bir başka çarpıcı parantez, otistik çocukların ayna nöron mekanizmasının arızalı olmasıdır. Otizm, Yunanca autos (kendi) sözcüğünden geliyor. Türkçeye kendicilik diye çevrilebilir. Otistik çocuğun çektiği temel zorluklardan biri, metafor (eğretileme) ve metonim (düzdeğiştirmece) gibi söz oyunlarını anlayamamalarıdır. Örneğin, 'Yumruğunu sık!' denildiğinde, çocuk bir eliyle yaptığı yumruğu öbür eliyle sıkıyor. 
• Parapsikolojik kabul edilen başka bir konu var ki, akıl okumak diye de adlandırılır...  Bazı insanlar bir diğer kişinin beyninin içinden geçeni rahatça algılayabiliyorlar. Özellikle empati duygusu fazla olan insanlarda gelişmiş olan akıl okuma yeteneği, telepati adını da alabiliyor ve empati ile iç içe geçiyor bu noktada. Ayna nöronlar ile ilişkilendirilerek açıklandığında telepati bilimsel bir izaha kavuşabiliyor:
Birinci şahsın bilinç dışında bulunan duygu, hayal gücü veya sezgiden sorumlu kısımlarında elektriksel aktivite oluşur bu aktivite bilinç dışında bulunan telepatiden sorumlu ayna nöronlarını uyarır ayna nöronlarından enerji açığa çıkar bu enerji evrene yayılır, alıcı kişiye ulaşır ve alıcı kişideki ayna nöronlarını uyarır. Burada oluşan aksiyon potansiyeli duygu durumu değiştirir bir his bir sezgi açığa çıkarır, çoğu kişi bu bilinçli zihinleriyle bu hisse bir anlam veremeyebilir, ancak altıncı hissi kuvvetli diye tabir ettiğimiz kişiler ile trans haline girmek suretiyle bilinçlerinin engelleyici etkisini kapatmayı öğrenmiş kişiler buna daha iyi anlam verebilirler.  
Gönderilen mesaj alıcıda bilinç seviyesinde anlaşılamazsa bir iç sıkıntısı olarak tezahür edebilir. Altıncı his, telepati, pozitif –negatif enerji gönderimi gibi parapsikolojik yeteneklerde bu konuyla ilgili nöron grupları tarafından gerçekleştirilir. Üzerinde çalışılırsa ustalık kazanılabilir. Ancak bazı kişiler doğuştan daha yeteneklidir. Uzaktan görme-işitme gibi psişik yeteneği olan insanlar, ABD ve İngiltere’de bazı çözümlenmesi mümkün olmayan adli olaylarda polis tarafından görevlendiriliyor. Bu insanlar nasıl oluyor da uzaktan görebiliyorlar düşünmek gerek. Uzaktan hissedebilme yeteneğinin gelişmesiyle beyin ve düşünce kontrolleri konusundaki komplo teorilerinin dayandığı bir takım bilimsel gerçekler olmasa üzerine kitaplar yazılmaz. (Adam Fawer- OLASILIKSIZ) 
Biyoelektromanyetik dalgalarla, düşünme sırasında hücreler arasındaki iletişimin sağlanması ve ayna nöronları sayesinde bir diğer insan tarafından diğer kişi harekete geçmeden önce geriye kontrol eden ve durduran düşünceler gönderilmesi üzerine kurulu olan bu kitabın içindeki senaryo hiç de akla uzak gelmiyor doğrusu…
Derin hipnozlarda kişilerin astral yolculuk yapabildikleri söylenir. Uzaktan görme mekanizmasını açıklayacak olursak beyinde ayna nöron grubu uzaktaki bir olay için enerji gönderir. Enerji, gönderilen yerden geri yansır ve alıcı nöronlarca algılanır. Bu işlem aynı ultrasonla insan karnında bir görüntü oluşturmayı andırır. Görüntü bilinç dışında oluşur, çok net değildir.  Bunu yorumlayacak şahsın bilgi, beceri, yetenek ve tecrübesi olaya açıklık getirir. 
Evrene bakılırsa hemen her şeyin dalga hareketi (iniş- çıkışlar) yaptığı görülür. Gece-gündüz, siyah-beyaz, ses ve en önemlisi ışık; dalga hareketi yapar, örnekler çoğaltılabilir. Bir grup bilim adamı zamanın da dalga hareketi yaptığına inanıyor. Zaman dalga hareketi yapıyorsa, zaman içinde yolculuk mümkün olabilir.
Zamanın dalga hareketi yaptığı varsayımından yola çıkarsak, zamanın farklı boyutlarında, aynı yerde yaşamın cereyan ettiği düşünülebilir.  Geleceği görebilen insanlar beyinlerindeki ayna nöronlarını kullanarak bunu bilinç dışlarından yapabiliyorlar. 
Bütün bu parantezlerin açılımından çıkan sonuçları değerlendirirsek eğer birkaç şıkta toplayabiliriz:
• Ayna nöronlarının bulunduğu nöron grupları bilincimizin dışındadır.( doğal yapımızın içinde yaratılışımız gereği mevcuttur ve motor nöron adı verilir)
• Bu nöron gruplarından gelen verileri değerlendirmeyi engelleyen düşünce ve olaylar, doğru değerlendirme yapmamıza engel olabilir. (Fazla empati nedeniyle kişisel başarısızlık örneğinde olduğu gibi bilinçli düşünce ile motor olanı dengeleyememek)
• Ayna nöronlarından gelen verilerin doğru değerlendirilmesi için trans hali oluşturularak engelleyici düşüncelerin uzaklaştırılması gerekir.
(Motor özelliği olan bu nöronları tam algılayabilmek için diğer istemli düşünce ve duyuları durdurabilmek, meditasyon için istenen “düşüncesiz” kalmayı başarmak gerek)
• Ayna nöronlarından uyku esnasında da veri gelebilir (haberci rüyalar, istiareye yatmak) 
• Bu yetenek geliştirilebilir.
Parantezlerin sayısı arttırılabilir ve gerçekten parapsikoloji – metafizik- bilimdışı kabul edilen pek çok şey için mantıklı açıklamalar oluşturulabilir. Sonuç olarak empati hayatımızın pek çok alanında doğru dozda kullanılması ve geliştirilmesi gereken bir yetenek. Azlığında duyumsamazlık, egoizm, iletişim sorunları, otizm, vicdansızlık, utanmazlık gibi hiç de istenmeyen negatif psikolojik olgulara neden olur. Gereğinden fazla ve tek taraflı kullanıldığında kişisel başarısızlık, yalnızlık, mutsuzluk gibi duygularla yaşamaya mahkum eder. Dozunda kullanılıp, geliştirildiğinde başarı ve çekicilik getiren bir sürü yeteneğe sahip olmayı sağlar. Empati hemen her ilişkide hüküm sürer. En güzel aşklar empatinin gelişmesiyle zirveye çıkar ve uzun süre yaşar. Empatisiz, ya da tek taraflı empatinin olduğu aşkın en tutkulusu bile bitmeye mahkumdur. Oyun bile oynayamayız empatisiz. Sanatçı kurduğu empati yoluyla yapıtını ortaya koyar ve izleyen, bu yapıtla kurduğu empati yoluyla baştaki yaşanmışı yaşar. Utanç, mahcubiyet duygularının haysiyet, şeref duyumlarının ardında da empati vardır. Belki en çarpıcı olanı, kendimizde bir başkasını yaşatarak bu bölünmenin, aynı konuda karşıt duygular yaşamamıza yol açmasıyla vicdanı olanaklı kılmasıdır. 
Empatinin yanlış kullanılmasıyla; birbirine yürek kapılarını kapatmış, kendi kimliğinin ve egosunun ötesini duyamayan, her türlü ilişkisinde başarısız ve toplumsal bir otizmin pençesinde ya da sürü psikolojisinin tekdüze boyun eğmişliğinde kaybolmuş bulabiliriz kendimizi…
Ne güzel söylüyor atasözümüz;
OLMA KESER GİBİ HEP BANA, OLMA RENDE GİBİ HEP SANA, OL TESTERE GİBİ BİR SANA BİR BANA!

indigodergisi.com
devamını okuyunuz... >>

Bilginin Bilgeliğe Dönüşümü

Bilgi, yüzyıllardır insanlık için birçok kapıları açabilen, değerli bir hazine olmuştur; peşine düşünülen ve aranılan… Bilgi ve bilgelik; antik çağlardan günümüze kadar insanların, üzerine bir hayli kafa yorduğu önemli kavramlardandır.

Bilgi
Bilginin kelime anlamına baktığımızda, birçok tanımla karşılaşabiliriz. Bu tanımlardan bazıları şunlardır:
• Öğrenme, araştırma, deney veya gözlem sonucu elde edilen gerçeklerin bütünüdür.
• Kaydedilebilir, görülebilir, tekrar elde edilebilir, gözlemlenebilir ve yorumlanabilir verilerdir.
• Buluş ya da keşif yoluyla elde edilebilen ve aktarılabilen her şey bir bilgidir…
Bilgi, karşımıza çok farklı şekillerde çıkabilir. Bir çizim, bir resim, bir metin, bir fotoğraf veya bir film olarak…
Bilgelik ve Bilge Toplumlar
Bilge: Bilgiyi alan, içselleştiren, deneyimleyen ve o bilgiyi doğru yerde kullanabilen kişidir.
• Bilgelik, bildiklerini ihtiyaçların doğrultusunda harekete geçirmektir.
• İnandığın şekilde yaşamak için gerekli durumu ve koşulları oluşturmak, riske girebilmek ve girilen risklerde sonuca ulaşabilmek için gerekli sebatı gösterebilmektir.
• Doğru zamanda, doğru şeyi düşünme ve doğru zamanda eyleme geçebilme yeteneğidir.
• Hayata ve insanlara karşı açık olabilmek; tıpkı Aborjinler ve Kızılderililer gibi doğayla bir bütün olup, onunla iletişim kurabilmektir.
• İçsel sesinle, öz benliğinle irtibatta olmak ve onun sesine, söylediklerine kulak vermektir.
Antik Yunan ve Bilgelik
Antik Yunan’da Filo, “seviyorum”, Sofia ise “bilgelik” anlamına geliyordu. Felsefenin kelime anlamı “bilgelik aşkı”dır. Yani, Antik Yunan’da “Philosophia” bilge severlik anlamına geliyordu ve bu kelimeyi ilk kullanan kişi de Pythagoras idi. Düşünceye ve fikre büyük önem verilen bu topraklarda bilgi, bilgelikten ayrı tutulmuyordu. Onlar için “bilge, bilgisiyle bir bütün” oluşturuyordu. Antik çağdan orta çağa doğru zaman ilerledikçe inanca dayalı bilgelikle, akla dayalı bilgelik arasında bir ayrıma gidilmiştir.
Kızılderililer ve Toltekler’de Bilgelik

Kızılderililerde bir bilge; kendi öğrenmeden, güçlenmeden ve deneyimleştirmeden, kendindeki bilgileri bir başkasına tam anlamıyla öğretemez. Kızılderililer der ki: “Bizler sadece kendimizin almaya izin verdiğimiz ve alabildiğimiz bilgileri, gerçek anlamıyla bir başkasına anlatabiliriz.” Bu söz, onların bilgi ve bilgelik anlayışının ne kadar derin olduğunu gözler önüne sermektedir.
Kadim bir uygarlığın parçası olan Toltek’de (Mexico City’nin dışında bir yer) bir Nagual (bilge) olan Don Miguel Ruiz: “Bizi kendimize götürecek olan bilgi değil, bilgeliktir!” der. Önemli olan, aldığımız bilgiyi doğru kullanabilmektir. Bilge olmak için bilgiyi yığmanın tek başına bir anlamı yoktur.
Bir bilgeye dönüştüğümüzde yaşam kolaylaşır. Çünkü bilgeleşince, gerçekte kimseniz o hale gelirsiniz. Olmadığınızı olmak; kendiniz ve başkalarını, olmadığınız gibi olduğunuza inandırmak zordur. Ve olmadığınızı olmaya çalışmak, bütün enerjinizi tüketir. (Don Miguel Ruiz / Ustaca Sevmek)

Bilgi ve Bilgelik
Bilgi bir başkasına anlatılabilir, aktarılabilir ama bilgelik bir başkasına aktarılamaz. Yalnızca bilgi paylaşılır, bilgelik değil… Bilgi içselleştirilip, deneyimlenmedikçe ve davranışlara geçirilmedikçe bilgece davranılmış olunmaz. Bilgileri okurken veya birinden dinlerken, onları sadece sözcük olarak idrak ederiz. Bunlar zihnimizde bir bilgi olarak kalır. An gelip de, o kelimeler tam anlamıyla kavranıldığında ve uygulamaya konulduğunda işte o zaman bilgi, bilgeliğe dönüşmüş olur.
İnsan, bilgiyi yaşamda kullandıkça, deneyimledikçe bilgeliğe ulaşır. Bilgiyle, bilgeliği ayıran ince çizgi de budur. Sadece okuyarak, başkalarının sözlerini ve yaşam deneyimlerini dinleyerek hiç kimse bilge olamamıştır. Bilge olmak yeri geldiğinde, seni durdurmaya çalışan sözlere ve kişilere kulak tıkayabilmektir. Bilge olmak aynı zamanda, düşüncelerinin ve davranışlarının sorumluluğunun yüzde yüz bilincinde olmaktır. Bilge olmak, tüm korkularından sıyrılıp, aydınlık düşüncelerin önderliğinde içindeki ışığın ve gelişme arzusunun sönmesine izin vermeden ve rehavete düşmeden, çizdiğin yolda devam edebilecek kadar cesur ve savaşçı bir ruha sahip olmak demektir.
Bilginin Kaynağı ve Kullanılması
Daha eski zamanlarda, kimileri bilginin kaynağı olarak sadece “Tanrı”yı göstermişlerdir. İnsanların ancak, Tanrının isteğiyle ve Tanrının istediği kadar bilebileceğine inanmışlardır.
Geleneksel düşüncedeyse insan, bilgiyi içinde yaşadığı toplumdan alır ve onu gelecek kuşaklara aktarır. Geleneksel düşünce; insanın kendi eğitimleri, çevresindeki insanlar, eğitim kurumları, kitaplar, sanat, medya ve kendi çabaları doğrultusunda bilgiye ulaşabileceği fikrini savunur.
Spiritüel inançlardaysa; bilgi her zaman içimizde, hücrelerimizde kayıtlıdır. Tanrı, tüm bilgileri ve kendi ışığını, insanları yaratırken onların içine yerleştirmiştir. İnsanlar, yaşadığı hayatlarla ruhsal olgunluğunu ve bilincini artırarak, farkındalığını yükseltir. İnsanlar tüm bu bilgileri kendi idrakleri ve farkındalığı ölçüsünde anımsayıp, gün ışığına çıkartıp, kullanabilir.
Yaratılmış ve var olan birçok şeyin, günümüzde bir enerji formu olarak kabul edildiği görüş yaygınlaşmaya devam etmektedir. Buna bağlı olarak, bilginin de bir enerji olduğu görüşünü kabul edebiliriz. Kendi ruhsal ve düşünce enerjimizle rezonansa geçiremediğimiz bilgi enerjisi, aktive edilmediği ve pratiğe dökülmediği sürece “hizmet dışı” olarak zihnimizde kalacaktır. Elbette ki, bilgiyi harekete geçirmek yetisi, farkındalık seviyesine göre olacaktır. Farkındalığı ve bilinç seviyesi yüksek bir insanın bilgece davranma oranı, bilinçsiz bir insandan çok daha fazla olacaktır. Yani bir anlamda; bilgiyi harekete geçiren de, bilgece düşünebilme yetisi olacaktır.

indigodergisi.com
devamını okuyunuz... >>
Yunus Gibi Gülümse
Hiç aralıksız, durmaksızın gülümseyebilir misiniz? Tabi ki yapamazsınız bunu… Ama sürekli gülümseyen birileri var bu dünyada, kimler onlar? Elbette yunuslar…

Nasıl bir yaratılıştır ki yunusların yüzü, her şeye rağmen, onlardan birinin resmi ile hele ki kendisiyle karşılaştığınızda (ne büyük şanstır) hangi gerilimin içinde olursanız olun gevşer; bütün vücudunuzda bir gülümseme ve huzur duygusuna, hipnotize olmuş gibi kapılır gidersiniz. 
Öylesine güzeldirler ki onlar, tenlerine dokunmak istersiniz. Estetik harikası olan anatomik yapıları iç okşar adeta. Eğer denemediyseniz hemen şimdi deneyin lütfen… Bir yunus resmine bakın, nasıl içinizdeki duygular sevgi ve huzura doğru koşacak… Çünkü onlar gülümsemenin boyutu Alpha’nın varlıklarıdırlar ve sizi o boyuta taşırlar.
Bu eşsiz güzellikteki canlının özellikleri uzun yıllardır insanın araştırma sahasına girmekten tabi ki kurtulamamış ve araştırmalar değişik alanlarda çalışmalara ve sonuçlara neden olmuş. Aslında sonu yok gibi görünüyor bu sonuçların, çünkü yunuslar gerçekten gizemli varlıklar.
Yunusların ilginç özelliklerine bir bakalım beraberce.
Yunus burnu taklit edilerek yapılan gemi pruvalarında % 25 oranında yakıt tasarrufu sağlanıyor. Concorde uçaklar yunus vücudu modellenerek yapılmıştır.
Denizaltılarda yunusun süngersi vücut yapısı taklit edilerek yapılan modelleme onların hızını 2.5 kat arttırmıştır. Yunus derisi üç tabakadır. Dıştaki tabaka ince ve çok esnektir; içteki tabaka kalındır ve plastik kıllı bir fırça görünümünü sağlayan esnek kıllardan oluşmuştur. Tabakaların üçüncüsü olan ortadaki ise süngerimsi bir maddeden yapılmıştır. Son hızla yüzen yunus balığına etki edebilecek ani bir basınç iç katmanlara iletilerek söndürülür. Alman denizaltı mühendisleri, dört yıllık bir araştırmayla aynı özelliklere sahip sentetik bir kaplama yaptılar.
Bu kaplama iki kauçuk tabakadan oluşuyor ve  tabakalar arasında yunusun deri hücrelerine benzeyen kabarcıklar bulunuyor. Bu kaplamaların kullanılmasıyla denizaltıların hızlarında % 250 oranında bir artış meydana geldi.
Yunusların ses dalgaları ile kurdukları iletişim, bilim ve teknik dünyasında çığır açmıştır. Yunuslar başlarının önündeki özel bir organdan saniyede 200.000 titreşimli ses dalgaları yollarlar. Bu titreşimlerle sadece yollarındaki engelleri hissetmekle kalmaz aynı zamanda, yankının özelliklerinden cismin yönünü, uzaklığını, hızını, büyüklüğünü ve şeklini de ayrıntılarıyla hesaplayabilirler. Sonarın çalışma prensibi yunusların bu algısıyla aynıdır.

Otago Üniversitesi’nden David Lusseau, 7 yıl boyunca 64 adet yunustan meydana gelen bir grubu inceledi. Bunun sonucunda yunuslar arasındaki, insanlar ve insan yapımı şebekelerdekine benzer bir iletişim ağının varlığını keşfetti. Lusseau, yunusları izlerken, daha sık bir araya gelen bireylere odaklandı. Bu yunusların daha çok erişkin dişilerden meydana geldiğini ve topluluk iletişiminin merkezleri olarak görev yaptıklarını anladı. Lusseau “çap” ismi verilen bir ölçme yöntemini kullandı.  Yunusları, yüzgeçlerine koyduğu işaretlerden izleyen Lusseau, iletişim merkezleri olarak görev yapan yunusların gruptan ayrılması durumunda ise topluluğun büyük bir esneklik ortaya koyduğunu anladı. Yunus topluluğunun iletişimi, anahtar roldeki bireylerin eksikliğinde bile etkilenmiyordu. Yunus topluluğundaki bu esneklik, nüfusun üçte biri yok olsa dahi, topluluğun birliğini sürdürmesini mümkün kılıyordu. Bu kusursuz iletişim ağının insanların kullandığı internet ağı gibi iletişimlerde modellenmesiyle mevcut kusurların giderilebileceği düşünülüyor.
Yunusların bir diğer ilginç özellikleri;  beyinlerinin yarısıyla uyumalarını sağlayan bir yöntem geliştirmiş olmaları.

Yunuslar 'uyanık kalarak uyumak' için beyinlerinin yarısını kapatırlar, beynin diğer yarısı, nefes almak gibi hayati işlevlerin denetimini sağlar. Beynin yarısının uyuduğu sırada metabolizmanın yavaşladığı ve yunusların neredeyse hiç hareket etmedikleri belirlendi. Bu durumda, yunusların bir yüzgeçlerinin su yüzünde olması nedeniyle suyu dalgalandırdıkları ve böylece fark edilebildikleri kaydedildi. Yunusların, beyinlerinin iki kısmını dönüşümlü olarak harekete geçirdikleri ve her seferinde diğer gözlerini kapadıkları ifade edildi. Tek taraflı uyumanın laboratuarlardaki testlerde de kanıtlanabildiği, bilim adamlarının beynin 'uyuyan' kısmında yavaş beyin dalgaları, 'uyanık' kısımda ise hızlı beyin dalgaları saptadıkları, 20 dakika sonra da bu tablonun tersine döndüğü ve yunusların günde 8 saat bu şekilde uyudukları tespit edildi. Uykuda ölmelerini engelleyen bu yöntem kim bilir hastalıklarda ilham kaynağı olacaktır.

Yunuslar çok karmaşık neokortekse (beyinde problem çözme, farkındalık vb. zekâ belirtileri ile ilgili bir birim) sahipler. Araştırmacılar yunuslarda Von Economo sinir hücreleri denilen hücreler de buldular. Bu hücreler insan ve maymunlarda duygular ve sosyal algılamalar ile
bağlantısı olduğu bilinen hücre gruplarıdır. Yunuslar aynada kendilerini tanıyabiliyorlar. Bu birçok hayvanın yapamadığı bir özellik. İnsanların sergilediği farklı mimiksel anlatımları anlayabiliyorlar. Ya da özel su altı klavyesindeki tuşlara basarak oyuncak istemeyi öğrenebiliyorlar. Öğrenme biçimleri tıpkı küçük çocuklarda gördüğümüz biçimlere benziyor.
Ve geldik yunusların en mutluluk verici özelliklerine…
Yunuslarla yüzmek; mutluluk ve insan beyninde rahatlama, huzur sağlamakta, bağışıklık sistemini güçlendirmekte, farkındalığı, dikkati ve kendini kontrolü ilerletmekte ve  bireyin sınırlarını ve kendine güvenini hissettirmekte. Bu özellik daha eski yıllardan beri bilinmekle birlikte ilk olarak 80’li yıllarda Down sendromlu bir çocukla Dr. Nathonsan’ın yaptığı bir çalışmada dikkati çekti. Çocuğun davranışlarında farklılıklar ortaya çıktı ve araştırmalar devam etti. 
Yunuslar, insan vücudundaki bir uyumsuzluk ve farklılığı güçlü sonar sistemleriyle fark edip değiştirebiliyor. Yunuslar beyinlerinde bulunan boş bir odacıkta yüksek titreşimli sesler üretirler. Bu ses dalgalarını birbirleri ile iletişime geçmek, yönlerini tayin etmek, balık sürülerini bulmak için etraflarına yayarlar. Duyma eşiğimizden yüksek olan bu ultrasonik sesleri bizler duyamayız ancak çok tiz sesler olarak ya da su içerisindeyken ense kökümüzde birtakım titreşimler olarak algılarız. Yüksek titreşimdeki ses dalgalarının maddelerin içinden geçme (ultrason) özelliği vardır. Yunusların ürettiği ses dalgaları insan vücudunun içinden geçerler. Bu geçiş sırasında omurga ve beynin rezonans titreşimine girdiği ve bunun da sinir sisteminde sistemin daha iyi çalışmasını sağlayan çeşitli biyokimyasal maddelerin üretimini tetiklediği anlaşılmıştır. Yunuslarla yarım saat yüzmek çocuğun dış dünyaya farkındalığını ve merakını arttırmaktadır. Yunus terapisinde çocukların  başaramadıkları becerileri birdenbire yapabildikleri görülür. Gülmek, ilk sözcüklerini söylemek, cümle kurmak, göz teması kurmak gibi…
8,3 W/cm2 lik yunus yankı sistemi yoğunluğu ve 200.000 Hz e çıkabilen  frekansları ile fiziksel hücre ve dokuların değiştiğini; sinir hücrelerindeki etkisini yunustan bize ulaşan rezonans (tınlaşım) ile açıklayabiliriz.
Yunuslarla iletişim sonrası, sağ ve sol beyin yarı kürelerinde eş güdümlülükte artış görülmüş, artı olarak Alpha ve Theta spectrumundaki yavaş beyin dalgalarında yüksek derece tespit edilmiştir. Yunus terapisi öğrenme işlemini normale göre 10 kat daha artış sağlamakta ve bu gelişim 6 aydan 1 yıla uzayan sürede kesin etki sağlamaktadır.
Yunus terapisi zihinsel, bedensel ve ruhsal rahatsızlıkları bulunan hastaların sağlıklarına tekrar kavuşabilmeleri ve ya rehabilite olabilmeleri için yeni kapılar açmıştır. Beynin Alpha ve Theta dalga boylarının tedavisel özellikleri son yıllarda kesin olarak ortaya çıkmıştır. Üretilen Alpha ve Theta dalga boyu cihazları ile mutluluk ve öğrenme terapileri yapılmaktadır. Yunusların bu tedaviler için esaret altına alınıp kullanılması doğabilimin gerekleri düşünüldüğünde, yunuslar açısından sakıncalı yanlar da taşımaktadır. Bu yüzden onlara zarar vermemek için dikkatli çalışmalarla onların özelliklerini taklit etmeye ve onları incitmemeye zorunluyuz.

Bize her özelliğiyle mutluluk için modeller deşifre eden bu güzel varlıkların gülümseten enerjisi, önümüzdeki yıllarda kim bilir hangi sırlarını hediye edecek…
Son yılların sıkıntılı ve gergin dalga boyundan çıkıp Yunusun gülümsediği Alpha boyutunda buluşmak dileğiyle…

indigodergisi.com
devamını okuyunuz... >>

Işınlama Başarıldı..!!


Kuantum Bilgisayar ile Teleportasyon
Kuantum bilgi, araları bir metre olan iki atom arasında başarılı şekilde ışınlandı. Araştırmacılar bunun, uzun mesafe kuantum iletişim ve kuantum bilgisayara doğru önemli bir adım olduğunu söylüyorlar.

Kuantum bilgi, parçacığın fiziksel hali ile ilgili bilgidir: Örneğin parçacığın enerjisi ve dönüşü... Science dergisinde yayınlanan çalışmalarına göre ABD’deki fizikçiler bu bilgiyi kısa mesafeyle ayrılmış olan iki atom arasında doğru bir şekilde transfer edebildiler.
Kuantum şebekeleri
College Park’taki Maryland Üniversitesi’nde Joint Kuantum Ensitüsü yazarı Christopher Monroe “Kuantum bilginin bu şekilde ışınlanması, belli görevler için klasik şebekenin geleneksel tipinden daha üstün olabilen kuantum internetin yeni tipinin temelini oluşturabilir” dedi.
Daha önce, kuantum ışınlama çok uzun mesafelerde atom grupları veya fotonlarla gerçekleştirilmişti, ama bu tek atomlarla ilk kez gösterildi.

Tek tek atomlar arasındaki kuantum ışınlama, uzun mesafelerde kuantum bilgiyi taşıma ve yönetmenin yapılabilir yoludur. Monroe, “Fotonlar uzun mesafelerde hızlı bilgi transferi için idealdir, atomlar uzun – ömürlü hafıza için değerli bir ortam sunarlar” dedi.
Çalışmada, araştırmacılar bir metre arayla ayrı vakum tuzaklarına iki ytterbium iyonu (A ve B) koyuyorlar. A iyonu mikrodalgalarla tahrik edildi, bu durum iyonu bilinmeyen bir kuantum haline sokuyor – bu hal aktarılacak olan bilgi idi.
Garip eylem
İyonlar lazer sinyali ile uyarıldı, bu onların tek bir foton yaymalarına ve başlangıç hallerine geri dönmelerine neden oldu. Fotonlar, hangi iyonun hangi fotonu yaydığını söylemenin imkansız olduğu bir şekilde ölçüldü. Kuantum mekaniklerinin meraklı dünyasında, bu, iyonlara ‘dolaşık’ hal yansıtıyor. (kuantum dolaşıklık).

Dolaşıklık garip bir fenomendir. Bu, iki parçacık arasındaki ilişkidir, öyle ki bir parçacığa uygulanan eylem – örneğin onun kuantum halinin ölçülmesi – diğer parçacığı etkiler, iki parçacık çok uzak mesafelerde olsalar bile.
Buna bazen ‘uzak mesafedeki garip eylem’ deniyor, çünkü iki parçacık arasında değiş tokuş edilen hiçbir şey yoktur, yine de birinin diğeri üzerinde etkisi olabiliyor.
İki iyon dolaşık olduğunda, araştırmacılar A iyonunun ölçümünü aldılar. A iyonu ve B İyonu dolaşık olduklarından, bu, B iyonunu, A iyonunun başlangıçtaki bilinmeyen kuantum halini somutlaştırmasına zorladı. Ekip sonra, A iyonunun orijinal halini tekrar elde etmek için B iyonuna mikrodalga sinyali uyguladı.
Araştırmacılar atomdan – atoma ışınlanan bilginin zamanın %90’ında doğru şekilde alındığını bildiriyor – geliştirmeyi umdukları bir rakam.

Kuantum tekrarlayıcılar
Monroe kurulumlarının bir gün ‘kuantum tekrarlayıcı’ olarak kullanılabileceğini söyledi – bunlar foton halini geçici olarak saklayarak bir sinyal üretme problemini çözmeye çalışır. Sinyali çoğaltan her tekrarlayıcıda, aynı hale sahip yeni fotonlar üretilir.
Monroe, “Sistemimiz engin mesafelerde kuantum hafızaları şebekesi kurabilen büyük – ölçekli ‘Kuantum Tekrarlayıcı’nın temelini oluşturma potansiyeline sahip” diye ekledi. Kuantum tekrarlayıcılar olmadan, uzun – mesafeli kuantum iletişimi mümkün olmazdı.
Science’in aynı sayısında eşlik eden bir yorumda Belfast’taki Queen's Üniversitesinden fizikçi M.S. Kim ve Jaeyoon Cho “Bu deney kuantum tekrarlayıcıların gerçekleştirilmesine doğru atılan önemli bir adımdır” yazdılar. “En son deneysel ilerlemelerle, teorik olarak farzedilen kuantum paradoksları yavaşça bilgi teknolojisini kökten değiştiriyor.”

indigodergisi.com
devamını okuyunuz... >>

İnsanın 10 Gizemi

Atomu parçalamayı, gen haritasını çözmeyi başaran bilim insanları, insan davranışlarıyla ilgili 10 gizemi tamamen çözmeyi başaramadı. İngiliz New Scientist dergisi, günlük hayatta sık sık karşımıza çıkan ve açıklanamayan insana ait 10 özelliği derledi.

01 Yüz kızarması:
İngiliz doğa tarihçisi Charles Darwin, evrimin insanı yalan söylediğinde neden kızarmaya yönlendirdiğini çözmeye çalıştı. Bazıları bunun insanları daha samimi davranmaya teşvik ettiği fikrini savundu.


02 Kahkaha atmak:
Mutluluk hissi, kahkaha attığımızda salgılanan endorfin hormonu sayesinde oluşuyor. Ancak 10 yıllık bir çalışma, bayağı şakalara daha çok güldüğümüzü ortaya çıkardı.


03 Öpüşmek:
Her toplumda karşılaşmadığımız için genetik olmadığı rahatlıkla söylenebilir. Emzirme ve eski insanların çocuklarını ağızlarıyla besleme alışkanlıklarıyla alakalı olduğu sanılıyor.


04 Rüya görmek:
Sigmund Freud’un rüyaların bilinç altındaki tutkuları yansıttığı teorisinden ziyade rüyaların duygularımızı dışa vurma şekli olduğu kabul ediliyor. Ancak garip düşlerin nedeni bilinmiyor.


05 Batıl inançlar:
Batıl inançların evrimsel hiçbir mantığı yok. Dinin bunu tetiklediği düşünülüyor.



06 Burun karıştırmak:
Her dört gençten biri günde 4 kez bu eylemi gerçekleştiriyor. Bazıları bunun bağışıklığı güçlendirdiğini düşünüyor.


07 Ergenlik:
İnsan hariç hiçbir hayvan bu dönemden geçmiyor. Bazı bilim insanları bu dönemi, insan beyninin olgunluk çağından önce yeniden yapılanma dönemi olarak görüyor.


08 Fedakârlık yapmak:
İnsanlar arasındaki bağların geliştirilmesine yönelik olabileceği gibi sadece ruhsal tatmin için de fedakarlıklarda bulunabileceği savunuluyor.


09 Sanatsal faaliyetler:
Tüm sanat biçimlerinin, kişinin kendisini gösterme ve beğendirme isteğiyle alakalı olduğu sanılsa da, bunun sadece bilgi paylaşımında bir araç olabileceği de düşünülüyor.


10 Vücut Tüyleri:
İnsanın vücudunda tüye, cinsel bölgelerinde de kıla rastlanırken diğer primatlarda tam tersi geçerli.

indigodergisi.com
devamını okuyunuz... >>

İnsanı Değiştirecek Genetik Keşif

Bilim insanları insan anlayışını değiştirecek olan, insanlar arasındaki farklılıkları ortaya koyan genetik keşfi selamlıyor.

Bilim, insanların genetik yapısında dramatik çeşitlilikler keşfetti. Bu keşif, tedavi edilemez hastalıklara neyin sebep olduğunun temelinin tekrar değerlendirilmesine yol açabilir ve insanlığın daha büyük bir anlayışını sağlayabilir.
Araştırmalar Asya, Afrika veya Avrupalı atalara sahip olan 270 insanın genomunun ayrıntılı ve sofistike analizini kapsıyordu. İnsan gen havuzunun mümkün olduğu kadar geniş bir havuzunu dahil etmek önemliydi. Bireyler tarafından sahip olunan kopyaların sayısında 2,900 genin değişik olabileceğini buldular. Genler, genetik kod uzunluğunun bir milyon harfine kadar DNA’nın bölümlerinin çoklu kopyalarını kapsıyordu. 
Her birimizin, daha önce inanılandan çok daha fazla genetik olarak farklı olduğumuzu keşfettiler. Sadece her genin iki kopyası –her ebeveynden bir tane– yerine birçok kez çoğalıp artan genlere sahibiz. Bu “çoklu kopya sayıları” insandan insana farklılık gösteriyor. Bu keşif, insanın fiziksel ve hatta zihinsel çeşitliliğini açıklayabilir.
300 yılın ötesinde yaşamak mümkün mü?
Bu keşfin pratik bir yararı en zor, tedavi edilmez hastalıkların bazılarının yeni anlayışına götürebilmesidir. İnsan genomu anlayışımıza karmaşıklığın ekstra bir katmanını ilave etmesine rağmen, keşif çocukluk hastalıklarından bunamaya kadar değişen durumların yeni içgörüsünü ve tıbbi tedavisine götürebilir.

Örneğin, bilim insanları bu bilginin kanser gibi hastalıklar için yeni teşhis testlerine götürebileceğini öngörüyorlar. Bu gelişmeler ışığında insan ömrü çarpıcı bir şekilde uzayabilir. Ancak kesin bir şey söylemek şimdilik erken. Bu yeni keşifle bilim birçok yeni anlayış kazanacak.
Bilim insanları son yıllarda DNA’nın büyük parçalarını analiz etmenin daha karmaşık yöntemlerini geliştirdiler. “Bazı şekillerde, kullandığımız yöntemler ‘moleküler mikroskoplar’, bunlar kullanılan teknikleri dönüştürdüler.
İnsan Genom Projesi
İnsan genomunda 30,000 gen var, bunlar DNA kodunun yaklaşık 3 milyar “harfi”nden oluşuyor. Bilim insanları, bu çalışmaya katılan 270 insanda bu genlerin % 10’dan fazlasının şayisinin katlandığını buldular. Neden bazı genlerin kopyalandığını, bazılarının kopyalanmadığını bilmiyorlar. Afrika kökenli insanlarda birçok kez kopyalanan CCL3L1 olarak adlandırılan genin HIV’e direnç verdiği görünüyor. Kan proteini yapımına dahil olan başka bir gen Güneydoğu Asya’dan gelen insanlarda birçok kez kopyalanıyor ve sıtmaya karşı yardımcı olduğu görünüyor. Diğer araştırmalar bazı genlerin kopya sayısındaki varyasyonun Alzheimer ve Parkinson hastalığında kapsandığını gösterdi.
Bilim insanları üç büyük etnik gruptan insanlara baktı – Afrikalı, Asyalı ve Avrupalı. Her bir kişinin doğru etnik orijinini tayin etmek için yeterli radikal farklılıklar vardı. Bu, bir şüphelinin ırkı ile ilgili daha fazla bilgi öğrenmek isteyen adli tıp bilim insanlarına yardımcı olabilir. 
İngiltere’nin Sanger Enstitüsü dahil 13 araştırma merkezinden bilim insanları katıldı. Araştırma; Nature, Nature Genetics ve Genome Research’te yayınlandı.
Bu keşif, insan genomunu (insanın genetik formülünü) inceleyen bilim insanlarını şaşırttı. Şimdiye kadar, insanlar arasındaki çeşitliliğin nedeninin, bireyin genom “harflerinin” sıralamasındaki farklar olduğuna inanılıyordu. Şimdi bu farklılıkların çoğunun, insan genomunu oluşturan bazı anahtar genlerin çoklu kopyalarına sahip olan insanlar ile açıklandığı görünüyor.
Şimdiye dek, insan genomunun veya “yaşam kitabının” herkes için geniş ölçüde aynı olduğu kabul ediliyordu. Bazı sözcüklerde birkaç telaffuz farkı haricinde. Bunun yerine, bulgular kitabın herhangi bir rakamı defalarca tekrarlayan bütün cümleleri, paragrafları, hatta tüm sayfaları içerdiğini öne sürüyor.
Bulgular, daha önce inanıldığı gibi, insanlığın %99,9'unun özdeş olması yerine, en azından birbirlerinden 10 kat daha farklı olduğu anlamına geliyor. Bu bazı insanların neden ciddi hastalıklara eğilimli olduğunu açıklayabilir.
Bugün yayınlanan araştırmalar her bir genden sadece iki kopyaya sahip olmak yerine –her bir ebeveynden birer tane– insanların birçok kopyalar taşıyabileceğini keşfetti. Kaç tane kopya taşınabileceği, insandan insana değişebilir. 
Araştırmalar genlerin kopya sayılarındaki çeşitliliğin normal ve sağlıklı olduğunu ileri sürüyor. Ancak, bilim insanları ayrıca birçok hastalığın bazı anahtar genlerin kopyalarındaki anormal kayıp veya kazanım ile tetiklenebileceğine inanıyor.
Bulguların bir başka anlamı, en yakın canlı akrabalarımız olan şempanzeden, daha önce kabul edilenden çok daha farklı olduğumuzdur. % 99 benzer olmak yerine, daha olası olarak yaklaşık % 96 benzeriz.
İngiltere ve Amerika’daki 13 farklı araştırma merkezinden bilim insanları tarafından üç öncü bilimsel dergide aynı zamanda yayınlanan bulgular önde giden bilim insanları tarafından zemin sarsıcı olarak tanımlandı.
En büyük genetik keşif
Houston, Teksas’taki Baylor Tıp Koleji’nden tıp genetikleri üzerine dünyaca otorite olan Profesör James Lupski, “Bu araştırmanın insan genetikleri alanını ebediyen değiştireceğine inanıyorum” dedi. Profesör Lupski, bulguların, 19’uncu yüzyıl Mendel genetiklerinin “babası” olan Gregor Mendel ve 1953’te DNA çifte sarmalını keşfeden Jim Watson ve Francis Crick’ten bu yana inşa edilmiş olan insan genetiklerinin temel prensiplerinin yerini alacağını söyledi.
İnsan genomunun sıralamasındaki üç milyar harfi deşifre etmek bir zamanlar Ay'a gitmeye benzetilirdi. Bilim insanları şimdi genomun “ay manzarasının” umduklarından çok daha farklı olduğunu görüyorlar.
Cambridge Üniversitesi’ndeki Wellcome Trust Sanger Enstitüsü’nde proje liderlerinden biri olan Matthew Hurles, bulguların her birimizin DNA’mızın tüm bölümlerinin kazanımlarının ve kayıplarının eşsiz modellerine sahip olduğumuzu gösterdiğini söyledi.
Bilim insanları daha önce bazı bireylerde genlerin “kopya sayısı”nda belirlemişti, ancak şimdi keşfedilen varyasyonun ölçeği dramatik. 

Bilim insanlarından açıklamalar:
Profesör Lupski: “Artık insan özelliklerinin, başlıca basit DNA değişimlerinden sonuçlandığı düşünülemez. Birçok Mendelian ve karmaşık özellikler, ayrıca ara sıra gözüken hastalıklar, genomun yapısal varyasyonundan kaynaklanabiliriz

Houston, Teksas, Baylor Tıp Koleji


Dr. Matthew Hurles: “Bu sonuçların gerçek sürprizlerinden biri, DNA’mızın kopya sayısındaki değişimlerin sayısı idi. Bunun genomun en azından % 12’si olduğunu tahmin ediyoruz – bu daha önce asla gösterilmemişti. Araştırmacıların daha önce gördüğü kopya sayısı varyasyonu sadece buzdağının ucu idi, denizin altındaki kütle belirlenmemişti. Şimdi bireyler arasındaki genetik farklılıkların bu fenomeninin çok büyük katkısını anlıyoruz”

Cambridge Üniversitesi, Wellcome Trust Sanger Enstitüsü


Stephen Scherer:  “Buna benzer büyük değişimlere sahipseniz, o zaman bunlar hastalığa dahil olmalı şeklinde düşünmeye alışığız. Ama hepimizin bu değişikliklere sahip olabileceğimizi gösteriyoruz”

Maryland, Chevy Chase, Howard Hughes Tıp Enstitüsü


Charles Lee: “Ancak, birçok hastalığın belli anahtar genlerin kopya sayısından etkilendiği görülüyor. Kopya sayısındaki değişikliklerden kaynaklanan hastalıkların birçok örnekleri ortaya çıkıyor. Yeni bir inceleme Parkinson hastalığı ve Alzheimer’i da kapsayan yalnızca sinir sisteminin 17 koşulunu listeliyor, bunlar bu tur kopya sayısı değişikliğinden kaynaklanabilir. Gerçekte, tıp araştırması bu haritadan çok fazla yararlanacaktır, genel hastalıklarda içerilen genleri teşhis etmenin yeni yollarını sağlayacaktır”

Boston, Massachusetts, Brigham and Women's Hospital
Harvard Tıp Okulu

Mark Walport: “Bu önemli çalışma birçok hastalığın genetik nedenini belirlemeye yardımcı olacaktır” Welcome Trust

indigodergisi.com
devamını okuyunuz... >>

Albert Einstein Hakkında


Albert Einstein, Almanyada 14 Mart 1879 tarihinde doğdu. Doğumundan kısa süre sonra ailesi Munich’e taşındığı için eğitimine Munich’deki Luitpold Gymnasium’da başladı. Bu dönemlerde annesinin ısrarı ile keman dersleri alıyordu. 1894 yılında Hermann Einstein’ın iflası sonucu aile İtalya’ya taşındı. Bu dönem, Albert okulunu bitirmek için dönem sonuna kadar Munich’te kaldı. 1896 yılında ailesi tarafından eğitimine devam etmesi için Aarau, İsviçre’ye gönderildi ve Zurich’deki Swiss Federal Polytechnic School’a fizik ve matematik öğretmeni olmak için başladı. 1901’de mezun oldu ve İsviçre vatandaşlığına hak kazandı. Öğretmenlik yapabileceği bir pozisyon olmadığı için teknik asistan olarak İsviçre Patent Ofisinde çalışmaya başladı. 1905 yılında doktorasını tamamladı.
Patent Ofisinde çalıştığı sürede birçok önemli iş yaptı ve 1908’de Berne’e okutman olarak atandı. 1909’da Zurich Üniversitesinde Professör ünvanı ile çalışmaya başladı. Daha sonra 1911’de Prague Üniversitesinde Fizik Professörlüğüne erişti fakat 1912’de benzer bir pozisyon için Zurich Üniversitesine geri döndü. Burda, matematikçi Marcel Grossman ile çalışmaya başladı. Bu dönemde Albert, zamanı dördüncü boyut olarak tanımladı. 1914’de Kaiser Wilhelm Fizik Enstitüsü müdürlüğüne ve Berlin Üniversitesinde Professörlüğe atandı. Aynı yıl Alman vatandaşlığına geçti fakat 1933’de politik sebeplerden ötürü (Hitler’in ve Nazi Partisi’nin iktidara gelmesi ve kendisinin Musevi olmasi) bu haktan vazgeçip Amerikaya göç etti ve
Princeton Üniversitesinde Professör oldu. 1940 yılında Amerikan vatandaşı oldu ve 1945’de Princetondaki işinden emekli oldu.
İkinci Dünya Savaşından sonra Albert Einsten dünya üzerinde belirli bir saygınlığa ulaşmıştı. Kendisine yapılan İsrail başkanlığı teklifini reddetti fakat Dr.Chaim Weizmann ile Jerusalem Musevi Üniversitesinin kuruluşunda ortak çalıştı. 1945 yılında Roosvelt’e yazdığı mektupta nükleer silahların yapılabileceğinden bahsetti fakat Hiroşima faciasından sonra bu icadından dolayı duyduğu pişmanlık ile ölümüne dek nükleer silah kullanımına ve geliştirilmesine karşı bir tutum izledi. Atom Bombası
Albert Einstein, Avrupa ve Amerika’daki birçok üniversiteden fizik, tıp ve felsefe dallarında onursal doktora almaya hak kazandı. 1920’lerde Avrupa, Amerika ve Uzak Doğuda ders verdi. Çalışmaları sayesinde birçok ödül aldı, bunlar arasında Copley Nişanı (1925) ve Franklin Nişanı (1935) da vardır
1903 yılında kendisi gibi bir fizikçi olan Mileva Maric ile evlendi, bir kızı ve iki oğlu oldu. 1919 yılında Mileva’dan boşanıp kuzeni, Elsa Löwenthal ile evlendi. Aldığı ilk Nobel Ödülünü boşanırken eski karısı Mileva’ya verdi. 18 Nisan 1955’de Princetonda öldü. Ölümünden sonra yapılan araştırmalarda beyin yapısının normal bir insandan oldukça farklı olduğu, çektiği çeşitli sorunların bu yapıdan kaynaklandığı ortaya çıktı.

 ÖLÜMÜNDEN SONRA OTOPSİ SONUÇLARI          
Dr. Thomas Stoltz Harvey yaptığı otopsi sonuçlarında,Einstein'ın beyninde ki Paryetal Lobun normal insan beyninin %15 daha büyüğü olduğunu ve Beynin bu bölümünün matematik ve görsel yetenekler ile ilgili becerilerin geliştiği bölüm olduğunu ve ayrıca beynin kıvrımlarının normal insanlardan % 73 daha kıvrımlı olduğunu ifade eder.
devamını okuyunuz... >>

TARİHTE TÜRK BİLİM ADAMLARI

Abdüsselam : ( 1926 - 19 ) Pakistanlı Fizik Bilgini İlk nobel ödülü alan müslüman bilim adamı.
Ahmed Bin Musa : ( 10 yüzyıl ) Sistem mühendisliğinin Öncüsü. Astronom ve Mekanikçi.
Akşemseddin : ( 1389 - 1459 ) Pasteur önce Mikrobu bulan ilk bilim adamı. İstanbulun fethinin manevi babasıdır. Fatih sultan Mehmet' in Hocasıdır
Ali Bin Abbas : ( ? - 994 ) 1000 sene önce ilk kanser ameliyatını yapan bilim adamı. Kılcal damar sitemini ilk defa ortaya atan bilim adamıdır. Eski çağın en büyük hekimlerinden olan hipokratesin (Hipokrat) Doğum olayı görüşünü kökünden yıktı.
Ali Bin İsa : ( 11 yüzyıl ) İlk defa göz hastalıkları hakkında eser veren müslüman bilim adamı.
Ali Bin Rıdvan : ( ? - 1067 ) Batıya tedavi metodlarını öğreten islam alimi.
Ali Kuşçu : ( ? - 1474 ) Ünlü Bir türk astronomi ve matematik bilginidir.
Ammar : ( 11 yüzyıl ) İlk katarak ameliyatını kendine has biçimde yapan müslüman bilim adamı.
Battani : ( 858 - 929 ) Dünyanın en meşhur 20 astrononumdan biri trigonometrinin mucidi, sinus ve kosinüs tabirlerini kullanan ilk bilgin.
Beyruni : ( 973 - 1051 ) Dünyanın döndüğünü ilk bulan bilim adamı ümit burnu, amerika ve japonyanın varlığından bahseden ilk bilim adamı. Beyruni amerika kıtasının varlığını kristof colomb'un Keşfinden 500 sene önce bildirmiştir. Matematik, Jeoloji, Coğrafya, Tıp, Felsefe, Fizik, Astronomi gibi dallarda eserler yazmıştır. Çağın En Büyük Alimidir.
Bitruci : ( 13 yüzyıl ) Kopernik'e yol açan öncülük eden astronom bilim adamı.
Cabir Bin Eflah : ( 12 yüzyıl ) Ortaçağın büyük matematik ve astronom bilginidir . Çubuklu güneş saatini bulan ilk bilim adamıdır.
Cabir Bin Hayyan : ( 721 - 805 ) Atom bombası fikrinin ilk mucidi ve kimyanın babası sayılır. Maddenin en Küçük parçası atomun parçalana bileciğini bundan 1200 sene önce söylemiştir.
Cahiz : ( 776 - 869 ) Zooloji İlminin öncülerindendir. Hayvan gübresinden amonyak elde etmiştir.
Cezeri : ( 1136 - 1206 ) İlk sistem mühendisi ve ilk sibernetikçi ve elektronikçi Bilgisayarın babası; oysa bilgisayarın babası yanlış olarak ingiliz matematikçisi Charles Babbage olarak bilinir..
Demiri : ( 1349 - 1405 )Avrupalılardan 400 yıl önce ilk zooloji ansiklopedisini yazan alimdir ... Hayatül hayavan isimli kitabı yazmıştır.
Dinaveri : ( 815 - 895 ) Botanikçi Ve astronom bir alim olarak bilinir.
Ebu Kamil Şuca : ( ? - 951 ) Avrupaya matematiği öğreten islam bilgini.
Ebu'l Fida : ( 1271 - 1331 ) Büyük Bir bilgin tarihçi ve coğrafyacıdır.
Ebu'l Vefa : ( 940 - 998 ) Matematik ve Astronomi bilginidir trigonometriye tanjant, kotanjant, sekant ve kosekantı kazandıran matematik bilginidir.
Ebu Maşer : ( 785 - 886 ) Med-cezir olayını (gel-git) ilk keşfeden bilgindir.
Evliya Çelebi : ( 1611 - 1682 ) Büyük Türk seyyahı ve meşhur seyahatnamenin yazarıdır.

Farabi : ( 870 - 950 ) Ses olayını ilk defa fiziki yönden ele alıp açıklayıp izah getiren ilk bilgindir.
Fatih Sultan Mehmet : ( 1432 - 1481 ) İstanbulu feth eden ve Havan topunu icad eden yivli topları döktüren padişahtır fatihin kendi icadı olan ve adı "şahi" olan topların ağırlığı 17 ton ve bakırdan dökülmüş olup 1.5 ton ağırlığındaki mermileri 1 km ileriye atabiliyordu bu topları 100 öküz ve 700 asker ancak çekebiliyordu..
Fergani : ( 9 yüzyıl ) Ekliptik meyli ilk defa tesbit eden astronomi alimi.
Gıyasüddin Cemşid : ( ? - 1429 ) Matematik alimi. Ondalık kesir sistemini bulan çemşid cebir ve astronomi alimi.
Harizmi : ( 780 - 850 ) İlk cebir kitabını yazan ve batıya cebiri öğreten bilgin. Adı algoritmaya isim oldu rakamları Avrupa' ya öğreten bilgin. Cebiri sistemleştiren Bilgin.
Hasan Bin Musa : ( - ) Dünyanın çevresini ölçen, üç kardeşler olarak bilinen üç kardeşten biri..
Hazini : ( 6 - 7 yüzyıl ) Yerçekimi ve terazilerle ilgili izahlarda bulunan bilgin.
Hazerfen Ahmed Çelebi : ( 17 yüzyıl ) Havada uçan ilk Türk. Planörcülüğün öncüsü.
Huneyn Bin İshak : ( 809 - 873 ) Göz doktorlarına öncülük yapan bilgin.
İbni Avvam : ( 8 yüzyıl ) Tarım alanında ortaçağ boyunca kendini kabul ettiren bilgin.
İbni Battuta : ( 1304 - 1369 ) Ülke ülke , kıta kıta dolaşan büyük bir seyyah.
İbni Baytar : ( 1190 - 1248 ) Ortaçağın en büyük botanikçisi ve eczacısıdır.
İbni Cessar : ( ? - 1009 ) Cüzzam hastalığının sebeb ve tedavilerini 900 sene önce açıklayan müslüman doktor.
İbni Ebi Useybia : ( 1203 - 1270 ) Tıp Tarihi hakkında eşsiz bir eser veren doktor.
İbni Fazıl : ( 739 - 805 ) 12 asır önce ilk kağıt fabrikasını kuran vezir.
İbni Firnas : ( ? - 888 ) Wright kardeşlerden önce 1000 sene önce ilk uçağı yapıp uçmayı gerçekleştiren alim.
İbni Haldun : ( 1332 - 1406 ) Tarihi ilim haline getiren sosyolojiyi kuran mütefekkir. Psikolojiyi tarihe uygulamış, ilk defa tarih felsefesi yapan büyük bir islam tarihçisidir. Sosyolog ve şehircilik uzmanı.
İbni Hatip : ( 1313 - 1374 ) Vebanın bulaşıcı hastalık olduğunu ilmi yoldan açıklayan doktor.
İbni Havkal : ( 10 yüzyıl ) 10 asır önce ilmi değeri yüksek bir coğrafya kitabı yazan alim.
İbni Heysem : ( 965 - 1051 ) Optik ilminin kurucusu büyük fizikçi. İslam dünyasının en büyük fizikçisi, batılı bilginlerin öncüsü, göz ve görme sistemlerine açıklık kazandıran alim. Galile teleskopunun arkasındaki isim.
İbni Karaka : ( ? - 1100 ) Dokuzyüz yıl önce torna tezgahı yapan bilgin.
İbni Macit : ( 15 yüzyıl ) Ünlü bir denizci ve coğrafyacı. Vasco da Gama onun bilgilerinden ve rehberliğinden istifade ederek hindistana ulaştı.
İbni Rüşd : ( 1126 - 1198 ) Büyük bir doktor, astronom ve matematikçidir.
İbni Sina : ( 980 - 1037 ) Doktorların sultanı. Eserleri Avrupa üniversitelerinde 600 sene temel kitap olarak okutulan dahi doktor. Hastalık yayan küçük organizmalar, civa ile tedavi, pastör' e ışık tutması, ilaç bilim ustası, dış belirtilere dayanarak teşhis koyma, botanik ve zooloji ile ilgilendi, Fizikle ilgilendi, jeoloji ilminin babası.
İbni Türk : ( 9 yüzyıl ) Cebirin temelini atan islam bilgini.
İbni Yunus : ( ? - 1009 ) Galile'den önce sarkacı bulan astronom.
İbni Zuhr : ( 1091 - 1162 ) Endülüsün en büyük müslüman doktorlarından asırlarca Avrupa'da eserleri ders kitabı olarak okutuldu. Kaynakwh webhatti.com: 
İbnünnefis : ( 1210 - 1288 ) Küçük kan dolaşımını bulan ünlü islam alimi.
İbrahim Efendi : ( 18 yüzyıl )Osmanlılarda ilk denizaltıyı gerçekleştiren mühendis.
İbrahim Hakkı : ( 1703 - 1780 ) Büyük bir sosyolog, psikolog, astronom ve fen adamı. En ünlü eseri marifetnâme, Burçlardan, insan fizyoloji ve anatomisinden bahsetmiştir.
İdrisi : ( 1100 - 1166 ) Yedi asır önce bügünküne çok benzeyen dünya haritasını çizen coğrafyacı.
İhvanü-s Safa : ( 10 yüzyıl ) çeşitli ilim dallarını içine alan 52 kitaptan meydana gelen bir ansiklopedi yazan ilim adamı. Astronomi , Coğrafya, Musiki, Ahlâk, Felfese kitapları yazmıştır.
İsmail Gelenbevi : ( 1730 - 1791 ) 18 yüzyılda osmanlıların en güçlü matematikçilerinden.
İstahri : ( 10 yüzyıl ) Minyatürlü coğrafya kitabı yazan bilgin.
Kadızade Rumi : ( 1337 - 1430 ) Çağını aşan büyük bir matematikçi ve astronomi bilgini. Osmanlının ve Türklerin ilk astronomudur.
Kambur Vesim : ( ? - 1761 ) Verem mikrobunu Robert Koch'dan 150 sene önce keşfeden ünlü doktor.
Katip Çelebi : ( 1609 - 1657 ) Osmalılarda rönesansın müjdecisi coğrafyacı ve fikir adamı.
Kazvini : ( 1203 - 1283 ) Ortaçağın Herodot'u müslümanların Plinius'u , astronom ve coğrafyacı bilgin.
Kemaleddin Farisi : ( ? - 1320 ) İbni Heysem ayarında büyük islam matematikçisi, fizikçi ve astronom.
Kerhi : ( ? - 1029 ) İslam Matematikçilerinden.
Kindi : ( 803 - 872 ) İbni Heysem'e kadar optikle ilgili eserleri kaynak olan bilgin. Fizik, felsefe ve matematik alanında yaptığı hizmetleri ile tanınmıştır.
Kurşunoğlu Behram : ( 1922 - ? ) Genelleştirilmiş izafiyet teorisini ortaya atan beyin güçlerimizden. Halen prof. Behram Kurşunoğlu Amerika da florida üniversitesinde teorik fizik merkezinde başkanlık yapmaktadır

Lagarî Hasan Çelebi : ( 17 yüzyıl ) Füzeciliğin atası, osmanlılarda ilk defa füze ile uçan bilgin.
Macriti : ( ? - 1007 ) Matematikte başkan kabul edilen Endülüslü Matematikçi ve astronom.
Mağribi : ( 16 yüzyıl ) Çağının en büyük matematikçilerinden . Mağribinin eseri olan Tuhfetü'l Ada isimli kitabında üçgen, dörtgen, daire ve diğer geometrik şekillerinin yüz ölçümlerini bulmak için metodlar gösterilmiştir.
Maaşallah : ( 72? - 815 ) Meşhur islam astronomlarındandır. Usturlabla İlgili ilk eseri veren bilgindir.
Mes'ûdi : ( ? - 956 ) Kıymeti ancak 18. 19. Yüzyıllarda anlaşılan büyük tarihçi ve coğrafyacı. Mesudi günümüzden 1000 sene önce depremlerin oluş sebebini açıklamıştır. Mesûdinin eserlerinden yel değirmenlerinin de müslümanların icadı olduğu anlaşılmıştır.
Mimar Sinan : ( 1489 - 1588 ) Seviyesine bugün dahi ulaşılamayan dahi mimar. Mimar Sinan tam manası ile bir sanat dahisidir.
Muhammed Bin Musa : ( 9 yüzyıl ) Dünyanın Çevresini ölçen 3 kardeşten biri. Matematikçi ve astronom.
Mürsiyeli İbrahim : ( 15 yüzyıl ) Piri reisten 52 sene önce bugünkü uygun Akdeniz haritasını çizen haritacı. Günümüzden 500 sene önce kadar önce yaşamıştır.
Nasirüddin Tusi : ( 1201 - 1274 ) Trigonometri sahasında ilk defa eser veren, Merağa rasathanesini kuran, matematikçi ve astronom.
Necmeddinü-l Mısri : ( 13 yüzyıl ) Çağının ünlü astronomlarından.
Ömer Hayyam : ( ? - 1123 ) Cebirdeki binom formülünü bulan bilgin. Newton veya binom formülünün keşfi ömer hayyama aittir.
Piri Reis : ( 1465 - 1554 ) 400 sene önce bu günküne çok yakın dünya haritasını çizen büyük coğrafyacı. Amerika kıtasının varlığını kristof kolomb 'dan önce bilen ünlü denizci.
Razi : ( 864 - 925 ) Keşifleri ile ün salan asırlar boyunca Avrupa'ya ders veren kimyager doktor ünlü klinikçi. Devrinin En büyük bilgini İbni Sina ile aynı ayarda bir bilgin.
Sabit Bin Kurra : ( ? - 901 ) Newton' dan çok önce diferansiyel hesabını keşfeden bilgin. Dünyanın çapını doğru olarak hesaplayan ilk islam bilgini. Matemetik ve astronomi alimi.
Sabuncu Oğlu Şerefeddin : ( 1386 - 1470 ) Fatih devrinin ünlü doktor ve cerrahlarındandır. Deneysel fizyolojinin öncülerindendir.
Seydi Ali Reis : ( ?-1562 ) Ünlü bir denizci, matematik ve astronomi alimidir.
Şemsettin Halili : ( ?-1397 ) Büyük bir astronomi bilginidir.
Şihabettin Karafi : ( ? - 1285 ) orta çağın en büyük fizikçi ve hukukçularından.
Takiyyüddin Er Rasit : ( 1521 - 1585 ) İstanbul rasathanesi ilk kuran çağından çok ileride asrın önde gelen astronomi alimidir.
Uluğ Bey : ( 1394 -1449 ) Çağının en büyük astronomu ve trigonometride yeni çığır açan ünlü bir alim ve hükümdar. Kaynakwh webhatti.com: 
Zehravi : ( 936 -1013 ) 1000 sene önce ilk çağdaş ameliyatı yapan böbrek taşlarının nasıl çıkarılacağını ve ilk böbrek ameliyatını gerçekleştiren bilim adamı..
Zerkali : ( 1029 - 1087 ) Keşif ve hizmetleri ile ün salmış astronomi alimidir.
devamını okuyunuz... >>

NLP NEDİR ? NLP TEKNİĞİ NE İŞE YARAR ?

Tanımlar:

  NLP, yaşamımızda üzerinde düşünmeden, otomatik olarak gerçekleştirmiş olduğumuz algılama, düşünme ve davranış süreçlerini, bilinçli hale getirme ve geliştirmede etkin olarak kullanılan bir yöntemdir.
  NLP'nin altyapısını, insanların çevrelerini nasıl algılayıp ne şekilde tepki gösterdikleri, nasıl iletişim kurdukları ve davranış kalıpları üzerinde yapılan araştırmalar oluşturur.
  NLP de bu tür araştırmalar özellikle kendi alanlarında çok başarılı olan insanların stratejileri üzerinde yoğunlaştırılmıştır. Buna NLP de "Modelleme"  (Modelling) denir ve günümüzde hızlı öğrenme "Accelerated Learning" in önemli bir parçasıdır.
  NLP araştırmaları sonucunda geliştirilen bilgi teknik ve yöntemler, insanlar arasındaki iletişimi pekiştirmede kullanıldığı gibi, hedef ve çözüm bulma süreçlerinde de yıllardır başarılı bir şekilde kullanılmaktadır.
  Neuro ile;  insanların görme, işitme, hissetme, koklama ve tatma duyuları ve bu duyuların yönetildiği beyin ve sinir sistemi vurgulanır.
  Linguistic ile; yaşam deneyimlerinin dil vasıtası ile kodlanması, dilin deneyim edinme ve değişim süreçlerindeki etkisi vurgulanır.
  Programming ile arzu edilen değişiklikleri gerçekleştirmek üzere, duygu, düşünce ve davranışlarımız üzerinde, bilinçli veya bilinçdışı akıl yardımıyla yapılan yeniden düzenleme biçimi vurgulanmaktadır.


Giriş
21. Yüzyılın başarı biliminin yeni teknolojisi olarak ortaya çıkan NLP tekniği, bireyin istediklerini elde etmesine imkan veren bir düşünce, uygulama ve davranış tarzı olarak tanımlanmaktadır.
İngilizce “Nöro Linguistic Programming”in baş harflerinden oluşan NLP tekniğinin temeli, duyu organlarımızla algıladığımız mesajların beynimizde işlenerek, bizlerin davranışlarına yön vermesine dayanmaktadır.
Nöro Linguistik Program , Türkçe ifade ile beyin dilini programlama olarak açıklanan bu teknik ilk olarak 1972 yılında California Üniversitesinde dil bilimci öğretim üyesi olan John Grinder ile aynı üniversitenin psikoloji bölümünden Richard Bandler tarafından geliştirilmiştir. Ülkemizde de yeni başlayan bu bilim dalı, bilinen tüm sorunların üstesinden gelebilecek kesin ve kolayca uygulanabilir bir zihni kontrol altına alma metodudur. Bu teknik ile bir çok insanın zihninde yapacaklarına ve isteklerine odaklanarak daha verimli ve başarılı olabileceği anlatılmak istenmektedir.
NLP nin Tanımı, Amacı ve Unsurları
Neuro (nöro)-Linguistic (Linguistik)- Programming (Programlama); bir diğer ifade ile beyin dilini programlama (BDP) olarak tanımlanan NLP tekniği, insanları anlamak ve etkilemek için oluşturulan psikolojik yetiler olup, insanların nasıl daha mükemmel performans gösterdiklerini inceleyerek kişinin bildiklerinden daha fazla esneklik, yaratıcılık ve daha fazla özgür davranışlar kazanmasına yol açan ve kişiye başarıya ulaşmada fırsatlar sağlayan bir tekniktir.
NLP nin özü, bireyin yaşam kalitesini arttırmak, onu olumlu, ulaşılabilir, gerçekçi, kendine ve başkalarına faydalı, iyi yapılanmış, dengeli, hedef ve amaçlarının çatısını kurmuş bir insan haline getirmek ve harekete geçirmektir. Bunun için insanların daha etkili iletişim kurmasına yardımcı olarak, kişisel ve kişiler arası mükemmelliği yakalama amacındadır. Herhangi birinin iletişim, terapi, kişisel gelişim, başarı ve zihinsel kontrol alanlarında başarılı ve güçlü olmasını sağlar.
NLP nin içerdiği üç kelimeyi açıklayacak olursak, NLP hakkında daha iyi bilgi sahibi olabiliriz.
Nöro: Ortaya koyduğumuz her davranış ve düşüncenin kaynağı sinir sistemimizdir. Sinir sisteminin temeli ise beş duyudur. Her insan dünyayı farklı biçimde algılar. Bir deneyimi tanımlarken neler gördüğümüz, neleri hissettiğimiz, neleri tattığımız ve hangi kokuları duyduğumuz anlatılır. Kısaca bu kavram ile düşünmeye ve algılamaya, yani herhangi bir davranışın temelini oluşturan beyinsel süreçlere ve sinir sistemine gönderme yapılmaktadır.
Dil: Duyu organlarımızla aldığımız mesajlar sinir sistemi için bir dil teşkil etmekte ve deneyimlerimizi sözcük, kelime ve sesle anlamlandırmaktayız. Burada konuştuğumuz dil değil, düşünceyi ifade şeklimiz anlatılmak istenmektedir. Dil olmadan düşünceyi zihinde canlandıramayız ve onu ifade edemeyiz. Çevremizdeki insanlarla iletişimimizi dil sağlar. Kendi iç iletişimimizle de dili kullanırız. Dolayısıyla düşüncelerimizi ve deneyimlerimizi açıklamak için bir dil sistemine ihtiyacımız bulunmaktadır.
Programlama : Her davranış bir tür yapı ve kalıp içinde oluşmaktadır. Sahip olduğumuz duygu, düşünce ve davranışlar bu programa göre anlam kazanmaktadır. Konuşuyoruz, yürüyoruz, gülüyoruz, anlıyoruz, düşünüyoruz, ortaya sonuçlar koyuyoruz. Bunların hepsi bir program dahilinde olmaktadır. Aynen bilgisayar gibi. Böylece değiştirmek istediğimiz davranışlar, duygularımız veya inançlarımız için aynen bir bilgisayar gibi beynimizdeki düşünceleri programlayabiliriz.
NLP İlkeleriyle Düşünme Ve İnsan Beyninin Programlanması
Beyin, bütün düşünsel faaliyetlerin merkezidir. Ancak onu yeterince tanımamaktayız . Beynimizin ancak %1 ini kullanmakta olduğumuz söylenmektedir. Beyin, diğer organlarımızı yönettiği gibi kendisini de yönetir. Bedendeki diğer organlardan farklı olarak beyin kendi kendine öğrenen bir sistemdir.
Beyin iki yarım küreden oluşmaktadır. Yarım küreler birbirinden farklı fonksiyonları gerçekleştirir. Sağ beyin hayal gücü, resim, müzik veya duyular gibi fonksiyonları yaparken, sol beyin daha çok matematik, dil veya mantık gibi işlevleri yerine getirir. Sağ beyin yaratıcılığın, sol beyin mantığın merkezidir. Çoğumuzda bir yarım küre daha baskındır. Ancak her iki yarım küre de fiziksel olarak birbirine bağlıdır. Günümüz kültüründe sol beyin ağırlıklı öğrenme tarzı doğal yeteneklerimize ket vurmaktadır. Pratikte beynimizin iki tarafını da kullanmamız gerekmektedir. Şüphesiz beynimizin iki tarafını da zaman zaman kullanmaktayız. Ancak burada söz konusu olan, her iki tarafın da kendi görevlerini diğerinden daha iyi yapmasıdır. Bir diğer ifadeyle birisi diğerine göre daha baskın olabilir. Örneğin çoğu yönetici, yaratıcı sağ beyninden çok, mantıklı, ardışık düşünmeye yatkın sol beynini kullanmaya eğilimlidir. Bunun anlamı, istediğimiz şeyleri gerçekleştirebilmek için beynimizin her iki tarafını da kullanmamız gerektiğidir.
Beynin programlanması, ne istediğine yönelik olarak kişinin yürekten inanması ve beyninin iki tarafını da kullanmasına imkan tanır. Örneğin sabah erken saatte uyanmak istediğimizde ve hatta çalar saatimizi kurduğumuzda, saat çalmadan birkaç dakika önce uyandığımız olmuştur. Bir diğer ifade ile uyanmak istediğimiz saate göre beynimizi programlamışızdır. Bu görüşten yola çıkarak NLP tekniğine göre başarıya ulaşmak için beynimizi programlamak mümkündür. Bunun için öncelikle yapılması gereken şey, varılacak hedefe ulaşabileceğine bireyin kendisinin inanması ve beynimizin her iki tarafının da kullanılmasına imkan tanınmasıdır.
Kişisel yaşamda veya meslek yaşamımızda başarılı olmak istiyor isek başarıya ulaşmak ve istediğimiz hedefi gerçekleştirebilmek için önce başarısızlıkla ilgili düşüncelerimizi değiştirmemiz gerekmektedir. İnsanoğlu, kendisi ve başkaları hakkındaki inançlarını değiştirirse düşünceleri de kendiliğinden değişmeye başlar. Düşüncelerin değişmesi, bireyin hissettiklerini değiştirir. Duyguların da değişmesi davranışları değiştirir. Davranışların değişmesi, ürettiğimiz sonuçların kalitesini değiştirir. Kaliteli sonuçlar da insanın hayatını değiştirir.
İstediğimiz hayatı yaşamak için istediklerimizi bilmek zorundayız. Bunun yolu da iyi bir plan yapmaktan geçer. Eğer isteklerimiz gerçekçi ise ve bunlara nasıl ulaşacağımızın planını yaparsak sonuçlardan emin oluruz. Aynı şekilde beynimize ne kadar açık seçik, iyi yapılandırılmış mesajlar gönderirsek, beynimizi o ölçüde programlar ve amacımızın, hedefimizin peşinden gideriz.
Hedeflerimizi gerçekleştirebilmek için NLP tekniği aşağıdaki yolları önermektedir.
Karar ver: Ne istediğini bilmek, hedef belirlemektir. İnsanın doğal hedefe ulaşma eğilimi, çok büyük bir potansiyeldir. Bu potansiyelin harekete geçirilmesi için bilinçli bir şekilde kullanılması ve insanın istedikleri üzerinde yoğunlaşması lazımdır. Öncelikle ilk adımı atın, hedefinizi belirleyin, kararınızı verin. Ardından hedefinizi gerçekleştirdiğinizi önce zihninizde canlandırın. Ancak bir şeyi arzu etmekle gerçekten istemek farklıdır. Gerçekten istemek doğru olanı yapmaktır. Doğru neyse onu yapmak için eyleme geçmek ve tutarlı olmak gerekir.
Eyleme geç: Hedeflere ulaşmanın ve onu kontrol altına almanın yolu girişken olmaktır. Hedef ne kadar muhteşem ve belirgin olursa olsun, eyleme geçilmez ise asla sonuca ulaşılamaz. Bir işi başarmak istiyorsanız yapmanız gerekenleri yapın. Eğer kursa katılmanız gerekiyorsa istediğiniz kursa katılın. Konuşmanız gereken biri var ise ona ulaşın. Bilginizi genişletmeniz gerekiyorsa okumanız gereken kitapları okuyun.
Sonuçları değerlendir: Hedeflere ulaşıncaya kadar bir çok kez sonuçları değerlendirmemiz ve nerede olduğumuzu bilmemiz gerekmektedir. Bütün gelişmeler ölçülüp değerlendirilmelidir. Bulunduğumuz yerle olmak istediğimiz yer arasında önce zihinde bir yol oluşturmalı, sonra da gerçek hayatta o hedefe doğru yürümelisiniz.
Esnek ol: Denemeler sonuç vermez ise başka yollar deneyin. Unutmayın ki her zaman başka bir seçenek daha vardır. NLP ye göre başarısızlık yoktur.
NLP İle Mükemmelliğe Ulaşmak
Dünyayı ve çevremizi beş duyu organı ile algılarız. Duyu organlarımız, uyarılar vasıtasıyla kendilerine gelen mesajları sinir sistemi yardımı ile anlamlı hale getirerek dünyayı algılamamıza yardım ederler. Algıladığımız olaylara mesaj beynimize ulaştıktan sonra tepki veririz. Sesleri duyar ve onlara anlam veririz. Kendimize ya da başkalarına sesler yoluyla duygularımızı ifade ederiz. Hayatımızın kalitesi, kendimizle ve başkalarıyla kurduğumuz iletişime bağlıdır.
Bazı insanlar düşünürken, olayları algılarken, diğerleriyle iletişim kurarken değişik temsil sistemlerini kullanırlar ve o yönlerini ortaya çıkarırlar. Kimi insan olayların görsel yanıyla daha fazla ilgilenir. Örneğin resme düşkündür. Resmin büyüklüğü, parlaklığı, renkleri ve hareketliliği önemlidir. Kimisi ise seslere odaklanır. Düşüncelerinde ses önemli bir yer tutar. Sesin tonu, şiddeti, yüksekliği, tınısı, derinliği, ritmi ve uzaklığı önemlidir. Kimileri de duydukları hislere ve duygulara ağırlık verirler. Duyguları ön plandadır. Duygularının yoğunluğu, keskinliği, büyüklüğü, sıklığı, derinliği ve yeri onlar için önemlidir. Hangi temsil sistemini ağırlıklı kullanıyorsak o sistem düşünce algılarımızı ve davranışlarımızı oluşturmada yönümüzü belirler. Buna bağlı olarak bir çok insan, sporda, sanatta veya müzikte “hiç iyi değilim” diyerek kendini sınırlandırmaktadır. Oysa bu insanlar, o yöndeki gerekli olan sistemlerini geliştirmemişlerdir. Birçok insanın iddia ettiği gibi yeteneklerimizin doğuştan gelmediği söylenmektedir. O, kullandığımız temsil sistemlerinin kapasitesine bağlıdır. Örneğin müzikte başarılı olmak istiyor isek iç işitsel sistemimizi, resim için görsel yönümüzü, akademik çalışmalar için düşünsel yanımızı geliştirmeliyiz. Böylece kişisel gelişmemizde bize yol gösteren NLP, başarımızın ve kişisel mükemmelliği yakalamanın en önemli yolu olmaktadır.
Tarihte hem sağ, hem sol beynini kullanarak sayısız esere imza atmış olan Vinchi, Einstein, Gandi, Atatürk gibi ender insanlar vardır. NLP , insanlara beyinlerinin her iki yönünü de kullandırarak şimdiye kadar ulaşılması olanaksızmış gibi görünen hedeflere ulaşmayı kolaylaştırır. İnsanların iletişim konusunda daha başarılı olmaları, ikna edici olmaları, olumsuz inançlar yerine kişileri güçlendirecek inançlar geliştirmeleri, kişilerin doğal becerilerini istenildiği zamanlarda kullanabilmesi, bir başka kişide hayranlık uyandıran, kişinin kendisinde olmasını istediği beceri ve davranışları alıp kullanabilmeleri, iş ve meslek hayatında başarıya ulaşmaları, kısaca kişisel mükemmelliğin modelini oluşturmaları NLP tekniği ile sağlanmaktadır. Burada öncelikle olması gereken, bireyin mükemmelliğe ulaşacağı konusunda kendine olan inancı ve bu doğrultuda bireyin düşünce ve davranışlarında yapmış olduğu değişikliklerdir. Zira mükemmellik kalıtımla geçmez, öğrenilen bir olgudur. Bir mükemmelliğe ulaşmanın mümkün olduğuna inanmadığımız sürece, o mükemmelliği yakalamamız mümkün değildir. İnsanın mükemmelliğine ilişkin potansiyel, “inanç gücü”nde yatmaktadır.
NLP ve İş Yaşamı
İyi bir iletişimin nasıl yapılacağını son derece iyi anlatan, ayrıca iletişimin başarıdaki önemini sürekli vurgulayan NLP tekniği, 21. Yüzyılın başarı teknolojisi olmaya aday bir bilim dalıdır.
NLP tekniği, özellikle iş dünyasında, yönetim, iletişim, motivasyon, kişisel gelişim, hedef belirleme liderlik gibi konularda farklılaşma sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda spora, aile yaşamına ve kendini geliştirmeye uygulanabilir. Başarıya ulaşmak ve kişisel mükemmelliği yakalamak isteyen insanların, değiştirmesi gereken tutum ve inançlarını değiştirmeyi kolaylaştırarak kişisel hedeflere başarılı bir şekilde ulaşmasını sağlar. Bu nedenle yönetim ve eğitim alanında sıkça kullanılmaktadır. Nitekim Avrupa kupasını elde eden Galatasaray futbol takımının teknik direktörü Fatih Terim’in NLP tekniği ile eğitilerek takımını başarıya ulaştırdığı bilinmesi gereken önemli bir konudur. Bu nedenle kişilerin motivasyon, karar alma, yaratıcılık, iletişim gibi basit zihinsel stratejileri benimsemesi esnasında NLP tekniği yeniden değerlendirmeler sağlayarak, bu kişilerin başarılı liderler haline gelmelerine de olanak tanımaktadır.
NLP tekniğinin iş yaşamındaki yararlarını şu şekilde sıralandırabiliriz:
* İş yaşamıyla özel yaşamın yapıcı etkileşim kurmasına yardımcı olur.
* Öğrenme sürecini hızlandırır ve öğrenmeyi etkin kılar.
* Değişimi gerçekleştirir, ilgi ve çalışma alanına uygun yönetim biçimi bulunmasını sağlar.
* Duyarlılığı artırarak, davranış ve tutumlardaki titreşimleri sezinleyip yorumlanmasını sağlar.
* Bireysel performansı doruğa çıkarır.
* Yaratıcılığı geliştirir.
* Mükemmelliği hedefler, kişisel mükemmelliğin, örgütsel mükemmelliğe ulaşmasını sağlar.
* Daha etkin iç ve dış iletişimle, mutluluk ve tatmin düzeyini yükseltir. Böylece aidiyet duygusunu geliştirir.
* Motivasyonu arttırır.
* Bireyin takım yönetme becerisi, sunuş ve liderlik yeteneği, görüşme ve hedef yerleştirme yeteneklerini geliştirir.
* Seçenekleri arttırır, etki alanını genişletir.
Bir organizasyonun en değerli varlıkları insanlardır. İnsanların kendilerini daha iyi tanımaları, başarıya güdülenmeleri, çevresindekilerle daha iyi iletişim kurmaları ve onları daha iyi anlamaları, bunun sonucunda da bu kişilerin verimliliklerinin ve kapasitelerinin artarak o işletmeye büyük bir katma değerin katıldığı bilinmektedir.
Toplam kalite yönetimi ve insan kaynakları yönetimi gibi yeni yönetim modellerinde en az müşteri mutluluğu kadar önemli olduğu vurgulanan çalışan mutluluğu, artık tüm işletmeler tarafından kendi ilerlemelerinin temel taşı olarak görülmektedir. Bu nedenle önce çalışan bireyin kişisel gelişim ve mükemmelliğe ulaşmaları sağlandığı taktirde, işletmenin başarılı olması ve mükemmelliği yakalaması sağlanmış olacaktır.
Her zaman olumlu tavırların prim yaptığı iş dünyasında, sorunlar yerine çözümlere odaklı bir kurum, en değerli potansiyelini maksimum düzeyde kullanıyor demektir. Kişisel değişim oluştuğunda kurumsal değişim de gerçekleşecektir.
Başarılı insanların örnek davranışlarının taklit edilmesine NLP de modelleme (aynalama) denilmektedir. Modellemenin kurumsal düzeyde yapılmasına ise Benchmarking ismi verilmiştir. NLP yi iyi bilen ve kişisel bazda modellemeyi iyi yapan kişilerin çoğunlukta olduğu bir işletmede örnek bir kurumun model alınması, yani Benchmarking yapılması çok daha kolaydır.
Kişisel yaşamla iş yaşamının iç içe geçtiği günümüzde iş hayatında, özellikle yönetim, satış ve pazarlama bölümlerinde önemli bir güce sahip olan NLP tekniğini iş adamlarının ve bütün çalışanların öğrenmeleri, çağımızın bir gereği olarak ortaya çıkmaktadır.
Sonuç
Zihinsel becerilerin gelişmesine katkıda bulunan, insanlar arasındaki ilişkilerin gelişmesini sağlayan davranışlar üzerinde yoğunlaşan NLP tekniği ile, bir çok insanın zihninde yapacaklarına ve isteklerine odaklanarak daha verimli ve daha başarılı olabileceği anlatılmak istenmektedir.
Birkaç yıldır var olmasına karşılık spor, yönetim ve eğitim alanında hızla gelişen ve ilgi uyandıran bu teknikle ilgili ilk çalışmalar, başarılı kişilerdeki “mükemmelliği” model almayı içermiş ve uygulamaların çoğu da dikkat çeken davranış ve eylemleri destekleyen “stratejileri” taklit etme etrafında gelişmiştir. Yöneticiler NLP nin ilke ve tekniklerini, hem iş hem de kişisel yaşamlarındaki davranışlarında köklü ve kalıcı değişimler yapmak amacıyla kullanabilirler. Başarıya ulaşmak isteyen her insan bu teknik ile başarıyı kolayca yakalayabilir. Neye sahip olmak ya da ne olmak istediğimize dayanarak ne yapacağımızı seçebiliriz. Herhangi bir insan bizim istediğimiz sonuçları elde etmişse, o insanı modelleyerek nasıl yaptığını keşfedip, aynı şekilde bizim de aynı sonuçlar üreteceğimizi gösterebilir, bu sonuçlara ulaşmanın yolunu öğrenebiliriz. NLP nin yardımıyla kendi düşünce süreçlerimizi daha iyi anlayarak, alışkanlığa dayalı, çoğu zaman bilinçsiz olan davranışlarımızı da kontrol altına almayı öğrenebilir, ulaşılması olanaksız görünen hedeflere ulaşabiliriz.

alıntıdır..
devamını okuyunuz... >>

2010 Nobel ödülleri sahiplerini buldu

Fizik, kimya, edebiyat, tıp ve ekonomi dalındaki 2010 Nobel Ödülleri, İsveç'in başkenti Stockholm'de düzenlenen törenle sahiplerini buldu. Fizik, kimya, edebiyat, tıp ve ekonomi dalındaki 2010 Nobel Ödülleri, İsveç'in başkenti Stockholm'de düzenlenen törenle sahiplerini buldu. İsveç Kraliyet ailesi mensupları, İsveç Başbakanı, İsveç Dışişleri Bakanı, politikacılar, diplomatlar, akademisyenler ile iş ve sanat camiası liderlerinin katıldığı Stockholm'deki 2010 Nobel Ödül töreninde fizik, kimya, edebiyat, tıp ve ekonomi dalındaki ödüller takdim edildi. Fizik alanındaki Nobel Ödülü elektronikte çığır açacak gelişmeler sağlayacak grafen adı verilen ultra ince karbon maddesiyle ilgili çalışmaları nedeniyle Rusya doğumlu İngiliz vatandaşı Konstantin Novoselov ile Hollandalı Andre Geim'e verildi. Kimya alanındaki Nobel Ödülü organik sentez üzerine yaptıkları çalışmalar nedeniyle Amerikalı Richard F. Neck ile Japonyalı Ei-ichi Negishi'ye verildi. Edebiyat alanındaki ödül, "güç yapılarının haritasını çıkarabilmesi ve bireylerin dirençleri, başkaldırmaları ve yenilgilerini oldukça etkileyici şekilde yansıtması" nedeniyle Perulu yazar Mario Vargas Lloza'ya takdim edildi. Tıp dalındaki Nobel Ödülü, ilk tüp bebek uygulamasını gerçekleştiren İngiliz Robert Edwards'a vücut dışında döllenme alanındaki çalışmaları nedeniyle verildi. Ekonomi alanındaki ödül ise Amerikalı araştırmacılar Peter A. Diamond ve Dale T. Mortensen ile İngiliz ve Güney Kıbrıs vatandaşı Christopher A. Pissarides'e verildi. Nobel Barış Ödülü'nü kazanan Çinli insan hakları savunucusu Lui Şiaobo, cezaevinde olması nedeniyle bugün Norveç'te düzenlenen törene katılamamıştı. Şiaobo'nun eşi Liu Şia'nın da ev hapsinde tutulması nedeniyle törende koltuğu boş bırakılmıştı.
devamını okuyunuz... >>