dünyanın yedi harikası
 felsefe dünyası
 ünlü ressamlar ve resimleri
 icatlar ve keşifler
 Namık Kemal hürriyet kasidesi
 Mevlana ve Mesnevi
GENEL BİLGİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
GENEL BİLGİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Dünyanın yedi harikası

 DÜNYANIN YEDİ HARİKASI

  Rodos Heykeli



Güneş Tanrısı Helios’un tunçtan yapılma dev heykeliydi ve Rodos limanının ağzında bulunuyordu; Ama çoğu kez sanıldığı gibi heykelin bacakları arasından gemiler geçmiyordu. Heykel yaklaşık 32 m yüksekliğindeydi ve İÖ.304′teki başarısız Rodos kuşatmasından kalma tunç gereç ve silahların eritilmesiyle yapılmıştı. Rodos Heykeli, İÖ.280′den 255′e kadar, gemicilere karayı gösteren bir işaret görevi gördü ve daha sonra adayı sarsan bir deprem sonucu yıkıldı.



Rodosluların Rodos limanının girişine diktikleri bu heykel söylenenlere göre o kadar büyüktü ki, ayaklarının biri limanın bir girişine, diğeriyse diğer girişine basıyordu. Böylece limana girmek isteyen gemiler bu ayakların altından geçiyordu. Tanrı Zeus’u temsil eden bu bronz heykelin boyu 30 metreyi buluyordu. 224 yılında bir depremle yıkıldığı sanılan heykelin elindeki meşaleyi yakmak için ayaklarının içinden başlayan bir merdivenle yukarı kadar çıkılabiliyordu.



Rodos’un ilk sakinleri olan Dor’lar, Argos’tan gelen denizci bir kavimdi ve güneş ilahı olan Helios’a taparlardı. Dor’lar Rodos’ta en parlak devrini M.Ö. 3. asırda yaşayan bir medeniyet kurdular. Mısır ve Fenike’nin ürünlerini alıp satarak zengin oldular. Adayı kültür-sanat merkezi, güzel konuşma ve felsefe okulu haline getirdiler.

Dor’lar, Makedonya Kralı Demetrios’la yaptıkları bir savaşı kazandıktan sonra, zafer anıtı olarak ve ilahları Helios’a şükran borçlarını ödemek için, Rodos limanının girişine büyük bir Helios heykeli yaptılar. M.Ö.281-280 yılında yapılan 32 metre yüksekliğindeki bu tunç heykel, elinde bir meşale tutuyordu. Bu haliyle Newyork limanındaki Hürriyet Heykeli’ni andırıyordu.



Rodoslular bu heykelin kendilerini ve adayı koruduğuna inanırlardı. Bu nedenle her yıl “Helicia” denilen şölenler düzenler, bu heykelin dibinde dört atlı bir arabayı denize atarlardı. İnanışlarına göre, Helios böyle bir arabayla dünyayı dolaşarak insanları gözetlerdi.



Rodos heykeli ancak 50 yıl ayakta kalabilmiş ve M.Ö. 223 yılında bir depremde yıkılmıştır. Rodos Kolossosu da denilen bu anıtın heykeltıraşı Lindos’lu Khares’ti. Lindos, Rodos adasının üç büyük kasabasından biridir.


Kral Mausoleion Heykeli



Halikarnas’ta(bugünkü Bodrum), İÖ.353′te ölen Karya Kralı Mausolos için eşi Kraliçe Artemisia’nın yüklü yüklü bir para ödeyerek yaptırdığı anıt mezardır. 15.yy’dan önce bir deprem sonucu çöktü. Bugün büyük anıt mezarlar için kullanılan “mozole” sözcüğü Mausolos’un Halikarnas’taki bu anıtmezarından gelmektedir.



Bu eser bir anıt mezardır. Bugünkü anıtsal mezarlara mozole isminin verilmesinin kaynağı da bu yapıdır. Bugünkü adıyla Bodrum, o günkü adıyla Halikarnas olan yerde yani ülkemizdedir. MÖ 325 yılında Kraliçe Artemis tarafından kocası Mozolos adına yaptırılmıştır. Diğerleri gibi bu eser de yok olmuştur. Plinius’un bildirdiğine göre, dünyanın yedi harikasından biri sayılan Mausoleum, M.Ö. 350 de Mausolos için karısı Artemisia tarafından yaptırılmıştır.



“Farklı cephelerin süslemeleri ve mükemmelliği birbirini taklit eden farklı sanatcılar tarafından ele alındı. Leochares, Bryaxis, Skopas ve bazılarının düşündükleri gibi Timotheus’un sanatlarının seçkin mükemmelliği o yapıya dünyanın yedi harikası arasında ün kazandırdı.” Antik yazarlardan Vitrivius böyle söylüyor. Romalı tarihci Plinius’a göre pteron kare şeklindeydi ve çevresinde 36 tane ion stili sütun vardı. Her sütun arasında bir heykel dikiliydi. Pterondaki kabartmalar Amazonlarla Yunanlıların savaşını gösteriyordu. Pteron üzerinde yirmi basamaklı bir piramit vardı. Piramit beyaz paros mermerindendi. İskenderiye limanının karşısında bulunan paros adasından özel seçilmişti. En üstte quadrika (dört atlı araba) bunun üzerinde ise Mausolos ve Artemisia’nın heykelleri bulunuyordu.

Tüm istilalara ve doğal afetlere karşın Mausoleum İS. 1406 yılına dek ayakta kalmayı başarmıştır. Ta ki Alman mimar Schegelholt tarafından yapılan St. Peters kalenin yapımına dek. Bu zamana kadar 1500 yıl ayakta kaldı. Sadece basamakları görünen yapının derinlerine giderek elde ettikleri mermeri yakıp kireç yaptılar. Bazı kabartmalar duvar taşı olarak kullanıldı. Bazılarının üzeri silinerek oymalar kazındı. 1875 de Sir C. Newton kazılara başlar, bazı friz ve Mausoleon ile Artemision’un heykellerini ve büyük aslan heykelleri İngiliz Britich Museum’a taşındı.



Mausoleum’un yapımı yarılandığında Halikarnassos’un parası biter ve geri kalan bölümler özveri ile yapılır. Mausoleion alanı bugün açık hava müzesi olarak düzenlenmiştir. İçeri girildiğinde sağda Bodrum tipi bir ev görülmektedir. Solda görülen uzun yapı içinde Mausoleion’la ilgili kabartmalar, maket ve bazı çizimlerle yapıya ait mimari parçalar sergilenmektedir. Dünyanın yedi harikasından biri diye tanımlanan Mausoleion’un yükseldiği yer bugün bir çukur olarak görülür. Bu çukurun ne olduğunu anlamak için öncelikle kapalı sergi salonunun gezilmesi gerekir. Taban ölçüleri 32 x 38 metre boyutlarındaki Mausoleion, bir zamanlar uzun kenarı 242,5 kısa kenarı 105 metre olan geniş bir alanın kuzeydoğu köşesinde yükselmekteydi.



Keops Piramidi



Mısır’ da Giza’ da ki bu üç piramit bugün de görülebilecek durumdadır. Bunlar, İÖ yaklaşık 2613-2494 yılları arasında Mısır kralları için mezar olarak yapılmıştı.
Dünyanın yedi harikası arasında günümüze kadar gelebileni Mısır piramitleridir. Mısırın çeşitli bölgelerinde onlarca piramit vardır. Piramitlerin nasıl ve niye yapıldığı hakkında çeşitli görüşler olmasına rağmen bu sorulara kesin cevaplar verilememiştir. Ama en akla yatkını piramitlerin Mısır’da tanrısal bir anlam taşıyan firavunların mezarı olmasıdır. İçindeki gizli dehlizler, kapılar, salonlar hep yabancılara karşı firavunun hazinelerini ve mumyalanmış bedenini korumak için yapılmıştır. Bu piramitlerin en büyüğü Firavun Keops’a ait olan 146 metre yüksekliğindeki piramittir.



Dünyanın yedi harikasından günümüze kadar ulaşan tek eser, Mısır’daki Keops Piramididir. Mısır’ın başkenti Kahire yakınındaki Nil Nehrinin batısında bulunan Giza Yaylasında bulunmaktadır. Keops Piramidinin yanında biraz daha küçük olan Kefren ve Mikorinos piramitleri bulunmaktadır. Ayrıca, içlerinde prenseslere ve firavunun en yakın yardımcılarına ait mumyaların bulunduğu beş piramit daha vardır.

Büyük Piramit de denen Keops Piramidi, M.Ö. 2800 yıllarına doğru hüküm süren Mısır’ın 4. Sülale devri hükümdarlarından Keops’un mezarıdır. İkinci büyük piramit, Keops’un kardeşi olan ve O öldükten sonra firavun olan Kefren’e aittir. Küçük piramit ise M.Ö. 2500′lü yıllarda hüküm süren Mikerinos’a aittir. Mısır piramitleri yeryüzündeki anıt-kabirlerin en eskileri ve en büyükleridir. Bunların en haşmetlisi olan Keops Piramidi dış görünüşü ile de “Dünyanın Birinci Harikası” olma niteliğine hak kazanmıştır.



Piramitler, firavunun mumyası ile hepsi birbirinden değerli eşsiz nitelikteki sanat eserlerini; kral, kraliçe, prens heykellerini de içlerinde saklıyordu ve bu eşsiz hazineleri saklamak için yapılmışlardır.



Keops Piramidinin yüksekliği 138 metredir. Tepeden 10 metre kadar aşınmıştır. Bazıları 10-15 ton ağırlığında olan 2.300.000 adet blok taşın üst üste yığılmasıyla oluşturulmuştur. Bir kenarı 227 metre olan dörtgen tabanı 50.524 metrekarelik bir alanı kaplar. Piramidin iç ortasında, tepeden 100 metre kadar aşağıda ve tabandan 40 metre kadar yukarıda firavunun odası vardır. Firavunun mumyası, hazinesi ve özel eşyası bu odaya konmuştur. Oda 10,5 metre uzunlukta, 5 metre genişlikte ve 6 metre yüksekliktedir. Buraya 50 metrelik bir dehlizden girilir. Biri kraliçeye ait olan iki oda daha vardır.



Tarihçi Herodot’a göre, ağır granit blokları, piramidin üst bölümlerine çıkarmak için 925 metre boyunda, 19 metre genişlikte bir rampa yapılmıştır. Sadece bu rampanın yapılması bile 10 yıl sürmüştür. Bu muazzam mezar, üç ayda bir toplanan 100.000 esirin çalışmasıyla 30 yılda tamamlanmıştır. Daha sonra da Keops’un ve eşinin mumyalanmış cesetleri bu mezara yerleştirilmiştir.

Zeus Heykeli



Zeus Heykeli, yani ondan kalanlar, Atina’nın 150 km kadar batısındaki antik Olympia kentinde, ilk olimpiyatların yapıldığı yerde bulunuyor. Olimpiyatlar sırasında savaşlar durur, dünyanın dört bir yanından gelen atletler için bu heykelin önünde törenler yapılırmış. Zeus Heykeli milattan önce 450’de yapılmış, tapınak ise çok daha önce. Milattan önce 770’lerde olimpiyatlar başladıktan sonra tapınak çok sade bulunmuş ve 13 metrelik devasa bir heykel eklenmiş. Yıllar geçtikçe insanlar sadece tapınmak için değil, heykeli görmek için de burayı ziyaret eder olmuş.



Milattan önce 200’de heykel restore edilmiş. Bundan sonra Roma’ya taşınırken yaralanıp berelenmekten, 391’de olimpiyatların yasaklanması ile gösterilen ilginin kaybedilmesinden, depremlerden, sellerden epey yıpranmış. Zengin bir Yunanlı tarafından İstanbul’a getirilen heykel, 462’de çıkan büyük bir yangında tamamen yok olmuş. Daha sonra 1829’da Olimpos’ta heykele ait bazı parçalar bulunmuş ve Fransa’ya götürülmüş.

Zeus Heykeli M.Ö. 450 yılında Yunanistan’daki Olimpos’ta (Olympia) yapıldı. Heykel, Yunanlıların baş tanrısı Zeus için yapılmıştır.



Zeus Heykeli, Atina’daki Parthenon Tapınağı için Athena heykelini yapan Phidias adlı ünlü heykeltraş yapmıştır. Tahta iskelet üzerine altın ve fildişi metal parçaların yerleştirilmesiyle yapılmıştır.



Zeus Tapınağının içinde bulunan heykel, tapınağa ancak sığabiliyordu, hatta oturur vaziyette tasvir edilen Zeus, ayağa kalksa tapınağın tavanı yıkılacakmış gibi duruyordu. Heykelin oturtulduğu taban 6.5m. genişliğinde ve 1m. yüksekliğinde, heykelin kendisi ise 13m yüksekliğindeydi. Sağ elinde zafer tanrıçası Nike’ı tutuyordu. Sol elindeyse üzerinde çeşitli metallerden kakmalar olan ve üzerinde kartal olan bir hükümdar asası vardı. Altın, abanoz, fildişinden yapılmış olan ve değerli taşlardan kakmaların bulunduğu Zeus’un oturduğu taht, heykelin kendisinden daha etkileyiciydi. Üzerinde, Yunan tanrılarının ve sfenks gibi mistik hayvanlar figürleri yer alıyordu. Heykelin derisi fildişinden, sakalı, saçları ve elbisesi altındandı. Karanlık bir koridordan geçilerek görülebildiği için, parlak fildişi, insanların gözünü alıyor ve derinden etkiliyordu.


İskenderiye Feneri



İskenderiye Feneri, görkem olsun, şöhret olsun diye yapılmamış, hakikaten kullanılan tek harikamız. Mısır’daki İskenderiye Limanı’nın karşısındaki Pharos Adası’na yapılan fener, denizciler için sağ salim eve dönmek, mimarlar için dünyanın en yüksek yapısı, bilimadamları için ise ışığı 70 kilometre öteye taşıyabilen gizemli bir ayna anlamlarını taşıyordu.



Büyük İskender öldükten sonra Mısır’ın hakimiyeti İskender’in komutanı Ptolemy Batlamyus Soter’e geçmişti. Batlamyus olarak anılan devlet, Yunanlılar ile yakın ilişki halindeydi ve deniz ticareti yapılıyordu, bu nedenle bir deniz feneri yapılması zorunluydu.Fener, milattan önce 285-246 arasında yapılmış ve iki kral görmüş. Şimdiye kadar yapılmış en yüksek deniz feneri olan 135 metrelik binanın tunç aynası geceleri 70, gündüzleri 35 kilometre uzaklıktan görülebiliyormuş. Önce ayna kırılmış, sonra 356’daki depremde üst kısmı yıkılmış. 1302’de ve 1323’de yaşanan iki depremde orta kısmı da yıkılmış ve 1500’lerde tamamen yokolmuş. Üstünde olduğu adadan dolayı Pharos olarak anılan fener sayesinde İspanyolca, Fransızca ve İtalyancada deniz fenerine Pharos denir. Deniz fenerlerinin tasarımı o günden beri hâlâ değişmemiştir.



Tehlikeli kıyı şeridi boyunca gemicileri yönlendirmek amacı ile İskenderiye kenti kıyısındaki Faros (Pharos) adasında yapılmıştır.Proje Büyük İskender’in komutanları Ptolemy Soter zamanında M.Ö 290 yılları sonunda başlamış, ölümünden sonra oğlunun hükümdarlığı zamanında bitirilmiştir. Şehrin batı limanında bulunan fener yaklaşık 166 m. yüksekliğindedir. Sadece harikaların değil bugüne kadar yapılmış fenerlerin de en yükseğidir. Gemicilik için güvenli bir ortam sağlamak isteyen Yunanlı tüccar Sostratus tarafından finanse edilmiştir. Fener’in en gizemli yanı, gündüzleri bile güneş ışığını denize yansıtmak amacı ile tasarlanmış cilalı bronz aynalarıydı. Geceleri ise aynaların önünde ateşler yakılıyor, böylece aynanın yansıttığı ışık gece yaklaşık 50 km. mesafeden görülebiliyordu. Yapı bir dizi depreme kadar bozulmadan kaldı. Fakat depremler ve doğal şartlar sonunda çöktü. Üst kısmı 955 yılında bir deprem ve fırtınada kopan fenerin gövde kısmı da 1302′de başka bir depremde çöktü. En sonunda 1480 yılında Memlük Sultanı Kait-bay tarafından fenerin olduğu yere yapılan bir kalede malzemeleri kullanılmak üzere tamamen yıkıldı.

Babil’in Asma Bahçeleri



İÖ 600 dolaylarında Babil kralı Nabukadnezar’ın yaptırdığı bahçelerdir. Söylentiye göre kral bunu kraliçelerinden birini sevindirmek için yapmıştı. Bahçeler, bir piramit oluşturacak biçimde taraçalar halinde yükseliyordu ve her taraçaya dünyanın dört bir yanından getirilmiş ağaç ve çiçekler dikilmişti. Bu bitkiler asıl yapıyı gözden saklıyor ve sadece havada”asılı”gibi duran bahçeler görünüyordu.



Bazılarına göre Asma Bahçeler yerine büyük Babil Surları dünyanın ikinci harikasıdır. Kral Nabukadnezar’ ın Asma Bahçeler ile aynı zamanda yaptırdığı bu surların 100 mt.yüksekliğinde olduğu ileri sürülmüştür. Eski Babil kentini koruyan bu surların yerinde bugün yalnız M.Ö. 600 yılında yapılan bu yapı kat kat taraçalardan oluşuyordu. Bu taraçalarda türlü hayvanlar, minik çağlayanlar, bin bir ağaç ve bitki yer alıyordu. Bir tür yapay cennet olarak tasarlanmıştı. Kral Buhturnasr, çok bereketli bir ülkeden gelen eşi kraliçe Semiramis’in memleketi özlemi çekmesini önlemek için ona böyle bir armağan sunmuştur. Yüksek surlarla çevrilmiş bu bahçenin içindeki kanallarda kayıklar bile yüzebilmekteydi. ca bir yıkıntı vardır.

M.Ö. 450′li yıllarda tarihçi Herodot “Babil, yeryüzünde bilinen bütün diğer şehirlerin ihtişamını aşar.” demiştir. Herodot, şehrin dış duvarlarının 80 kilometre uzunlukta, 25 metre kalınlıkta ve 97 metre yükseklikte olduğunu ve 4 atlı bir arabanın gezinmesine uygun olduğunu belirtmiştir. İç duvarlar, dış duvar kadar kalın değildi. Duvarların içinde som altından yapılmış büyük heykeller bulunan kaleler ve tapınaklar vardı. Şehrin içinde ünlü Babil Kulesi vardı. Bu kule, Tanrı Marduk’a yapılan bir tapınaktı ve cennete ulaşmak için göğe doğru yükseliyordu.



Babil, M.Ö. 605′den itibaren 43 yıl hüküm süren kral Nebuchadnezzar tarafından yapılmıştır. Daha zayıf bir rivayete göre ise M.Ö. 810 yılından itibaren 5 yıl hüküm süren Asur kraliçesi Semiramis tarafından yapılmıştır. Bahçeler Nebuchadnezzar’ın sıla hasreti çeken karısı Amyitis’i neşelendirmek için yapılmıştı.Amytis, Medes kralının kızıydı ve iki ülkenin müttefik olması amacıyla Nebuchadnezzar ile evlendirilmişti. Onun geldiği ülke yeşil, engebeli ve dağlıktı. Mezopotamya’nın bu dümdüz ve sıcak ortamı onu depresyona itmişti. Kral, karısının sıla hasretini gidermek için onun memleketinin bir benzerini yapmaya karar verdi. Yapay dağlar ve suların akacağı büyük teraslar yaptırdı.Türkçenin Tarihi, Orhun Abideleri, Anlatım Bozuklukları, Cümlenin Öğeleri, Yazım ve Noktalama, Türkoloji Makaleleri, Edebiyat Nedir?, Alfabelerimiz, Atasözleri, Bulmacalar, Edebi Sanatlar, Sınav Soruları, Kpss, Oks, Öss, Bunları


Artemis Tapınağı



Artemis Tapınağı bugün İzmir kentine 50 km. uzaklıkta bulunan Efes’te inşa edilmiştir.Efes’teki bu tapınak, bereket tanrısı Artemis için yapılmış. Tapınaktaki kaynak milattan önce 700’lerde, tapınak milattan önce 550’de Lidya kralı Croesus’un isteği ile yapılmış. Dönemin en yetenekli heykeltıraşlarının yaptığı bronz ve mermer heykellerle dolu, 90 metre yükseklikte ve 45 metre genişlikte devasa bir yapıymış, 100 kadar sütun varmış. Bereket tanrıçası için yapıldığından içi tapınak, dışı çarşı olarak kullanılıyormuş, hatta bizim Kapalı Çarşı gibi turistik değere bile sahipmiş.

Gelen turistler, çarşıdan aldıkları altın ve fil dişi takıları tanrıçaya sunarlarmış. Milattan önce 21 Temmuz 356’da Herostratus adlı bir adam, sırf ünlü olmak için tapınağı yakmış, adı burada geçtiğine göre başarılı da olmuş. Büyük İskender’in aynı gece doğmuş olması sonucu tarihçiler “tanrıça, İskender’le o kadar ilgiliydi ki kendi evini bile önemsememişti” demişler. Şu Yunanlılar da her şeyi böyle abartmıyorlar mı… İskender, tapınağı onarmayı başaramadan ölmüş, tanrıçanın sadık müritleri ise her hasardan sonra yılmadan restore etmeye devam etmişler. 262’de geçirdiği büyük yangın sonunda ise müritlerin büyük kısmı Hıristiyan olduğunda tamir edecek kimsecikler kalmamış. Bugün tapınağın yerini belli edecek sadece bir tek sütun var.



Artemis Tapınağı, (Yunanca: Artemision; Latince: Artemisium) aynı zamanda Diana Tapınağı olarak da bilinir. Tanrıça Artemis’e ithaf edilmiş tapınak Efes’te M.Ö. 550 yıllarında tamamlanmıştır. Tapınak tamamen mermerden inşa edilmiştir. Dünyanın yedi harikasından biri sayılan tapınaktan geriye bugün sadece bir iki mermer parçası kalmıştır.






Tapınak Lydia Kralı Kroisos tarafından başlatılmış 120 senelik bir projenin eseridir. Dünyanın yedi harikasını derleyen Sidon’lu Antipader tapınağı şöyle tarif etmiştir.

Mağrur Babil’in üstünde savaş arabaları için yol olan duvarını ve Alpheus’daki Zeus heykelini ve asma bahçeleri gördüm ve Güneşin kolosusunu ve yüksek piramitlerin devasa işçiliğini ve Mausolos’un engin mezarını; ama Artemis’in bulutlar üzerine kurulmuş evnini gördüğümde diğer tüm harikalar parlaklıklarını kaybetti ve dedim ki “İşte!, Olimpus’un dışında, Güneş hiç bu kadar büyük birşeye bakmadı. (Antipater, Yunan Antolojisi )
Bizanslı Philon ise tapınak için şunları yazmıştır:



Kadim Babil’in duvarlarını ve asma bahçelerini, Olimposlu Zeus’un heykelini, Rodos’un Kolossusu’nu, yüksek piramitlerin kudretli işçiliğini ve Mausoleus’in mezarını gördüm. Ama bulutlara doğru yükselen Efes’teki tapınağı gördüğümde, diğerlerinin tümünü gölgede kalmıştı.



Artemis, Ay tanrıçası olarak Titan Selene’in yerini alan Apollon’un kardeşi bakire avcı Yunan tanrıçasıdır. Efes’li Artemis ise oldukça farklıdır. Efesli Artemis’in (Efesya) bir Anadolu tanrıçası olan Kibele’nin bir kültü olduğu sanılmaktadır. Anadolu’nun ana tanrıçası Kibele Efes’e nasıl geldiği ve orada Artemis adıyla kültünün nasıl başladığı bilinmemekle beraber Kibele’nin çeşitli evreler geçirerek Artemis haline geldiği kabul ediliyor.



Yunan tanrılarının aksine daha çok yakın doğu ve Mısır tanrıları gibi vücudu altından ayaklarının çıktığı ve bacaklara doğru gittikçe incelen sütun benzeri bir bölümle kaplıdır. Çok göğüslü Tanrıça (37 adet) Efes’te basılmış paraların üzerinde başında Kibele’nin bir özelliği olan duvar gibi bir taç ile resmedilmiştir. Paraların üzerindeki resminde, kolları birbirine geçmiş yılan ya da Ouroboros yığınlarından oluşan bir asaya dayalı durmaktadır. Aynı Kibele gibi Efes’te ki tanrıçaya da megabyzae adı verilen hierodüller ve kore’ler hizmet etmekteydi.



Ayrıca Bennett’in bahsettiği[3] muhtemelen millatan önce üçüncü yüzyıldan kalma bir adak yazıtı Efesli Artemis’i Girit ile ilişkilendirmektedir:



“To the Healer of diseases, to Apollo, Giver of Light to mortals, Eutyches has set up in votive offering (a statue of) the Cretan Lady of Ephesus, the Light-Bearer.” Yunanlılar’ın birleştirme adetleri, tüm yabancı tanrıları kendi anlayabilecekleri bir şekilde Olimpus panteonunun bir biçimi halinde assimile etmiştir. Efes’te İyonya’lı yerleşimcilerin “Efes’in Hanımı” için yaptıkları Artemis özdeleştirmesinin cılız olduğu çok açıktır.


…İkinci Kaynak…


Tanrıça Artemis’in adına Efes’te yapılan tapınakların beşincisiydi. İÖ 3.yy’da yapılan bu tapınak, Efes’te iki yıl bulunmuş olan Aziz Paulus’un zamanında hâlâ duruyordu. Tapınağın içinde heykelci Phidias ve Paraksiteles’de aralarında olmak üzere,birçok Yunanlı sanatçının en yetkin yapıtları vardı.Tapınak İS.262′ de Gotlar’ın saldırısı sonucu yağmalanıp yıkıldı, sütunlarından kalan bazı parçalar Londra’da ki British Museum’dadır. Kocası için bu muhteşem anıtı yaptıran Artemisia çok ilginç bir kişiliğe sahiptir. Herodotos’un Artemisia hakkında söylediklerine bir bakalım.

“Öbür kaptanları saymıyorum, saymanın yararı yok. Yalnız Artemisia’yı özellikle anlatmak istiyorum. Onun bir kadın olduğu halde Yunan seferine katılmış olmasını hayranlıkla karşılıyorum; kocası ölmüştü; oğlu küçüktü tyranlığı kendi yönetiyordu; girişken ruhu, erkekçe korkusuzluğu onu gereği olmadığı halde sefere katılmaya sürüklemişti. Adı Artemisia idi Lygdanis’in kızıydı; baba tarafından Halikarnassoslu ana tarafından Giritli’ydi. Halilarnassos’luların Kos’luların, Nisyros’luların ve Kolydnos’luların başına geçmişti. Beş gemi getirmişti ve bu donanma da Sidonlu gemicilerden sonra en ünlü gemiler onunkilerdi; bütün müttefikler içinde krala en iyi fikir veren oydu. Diğer kaptanların savaş istemelerine karşın Artemisia buna karşı çıkar ve gerekçeleri bildirir. Haber Kserkses’e bildirilir o da bunu doğru bulur fakat çoğunlugun isteği yerine getirilir”. Bu savaş sırasında çok garip bir olay olur. Herodotos bu olayı şoyle anlatır. “Peşine bir Atina gemisi takılır. Bu durumdan kurtulmak için karşısına çıkan bir müttefik gemisine saldırır ve onu batırır. Düşman gemisine saldırıdığını gören Atinalılar Artemisia’yı ya müttefik ya da kendi tarafına geçenlerden sanıp peşini bırakır. Kserkses savaşı seyrederken Artemisia’nın yiğitliğini anlatır ve batan gemiyi de düşman gemisi sanır. Bu gemiden kimse kurtulamadığı için bilinmezlik kendini korur.



Bu başarı üzerine Ksekses “Erkekler bugün kadın gibi, kadınlar erkek gibi davrandılar” der. Bizanslı Philon “Babil’in asma bahçelerini, Olimpos’taki Zeus Heykelini, Rodos Kolossusu’nu, yüksek piramitlerin kudretli işçiliğini ve Mausoleus’in mezarını gördüm. Ama bulutlara doğru yükselen Efes’teki tapınağı gördüğümde, diğerlerinin tümünün gölgede kaldığını hissettim.” diye yazmıştı.



Tanrıça Artemis adına ilk türbe M.Ö.800′lü yıllarda Efes’teki nehrin yakınındaki bataklık kıyıya yapılmıştı. Bazen Diana da denen Efes tanrıçası Artemis, Yunan Artemis’iyle aynı değildi. Yunan Artemis’i av tanrıçasıydı. Efes Artemis’i ise belinden omuzlarına kadar birçok göğüsle resmedildiği gibi verimlilik, bereket ve doğurganlık tanrıçasıydı. Bu eski tapınakta muhtemelen Jüpiterden düşen bir meteorit olduğu düşünülen kutsal birtaş vardı. Tapınak, sonraki yüzyıllarda birkaç kez tahrip olmuş ve yeniden inşaa edilmiştir. M.Ö.600′lerde Efes şehri büyük bir ticaret limanı haline geldi ve Chersiphron adlı bir mimar yüksek taş kolonları olan yeni ve büyük bir tapınak inşaa etti.



Lidya kralı Croesus, M.Ö.550′de Efes’i ve Anadolu’daki diğer Yunan şehirlerini fethetti. Bu savaş sırasında mabet tahrip oldu. Croesus, mimar Theodorus’a daha öncekilerin hepsini gölgede bırakan yeni bir mabet yaptırdı. Yeni tapınak öncekinin 4 katı büyüklükte 90 metre yükseklikte ve 45 metre genişlikteydi. Masif bir çatı, yüzden fazla taş sütunla destekleniyordu. M.Ö. 356′da Herostratus adlı biri tarafından çıkarılan bir yangında yanarak tahrip oldu. Bundan kısa bir süre sonra o günün en ünlü heykeltraşı olan Scopas’lı Paros tarafından yeni bir mabet yapıldı. Romalı tarihçi Pliny’ye göre yeni tapınak, 130 metre uzunlukta ve 68 metre genişlikteydi. Tavanı, yükseklikleri 18 metre olan 127 adet sütun destekliyordu. İnşaat 120 yıl sürmüştü. Büyük İskender M.Ö.333′de Efes’e geldiğinde tapınağın inşaası hala devam ediyordu.



M.S. 57′de St. Paul hristiyanlığı yaymak için Efes’e geldi. O kadar başarılı oldu ki bundan, şehrin demircisi ve tapınaktaki heykellerin sahiplerinden birisi olan Demetrius büyük bir korkuya kapıldı. Çünkü Demetrius tapınaktaki heykellerin bir kısmının sahibiydi ve her yıl tapınağa hacca gelenlerden iyi bir geliri vardı ve insanların dinini değiştirmesi demek onun geçimini kaybetmesi anlamına geliyordu. Birlikte ticaret yaptığı diğer kişileri de yanına alan Demetrius heyecan verici ve “Yaşasın Efesliler’in Artemisi” diye biten bir söylev yaptı ve halkı galeyana getirdi. Hemen sonra St. Paul’un yardımcılarından ikisini tutukladılar. Bunu bir isyan takip etti. Sonuçta St. Paul, tutuklanan yardımcılarıyla şehri terketti ve Makedonya’ya geri döndü.



262′de Gotların bir akını sırasında büyük Artemis tapınağı yakılıp yıkıldı. Bir yüzyıl sonra Roma İmparatoru Constantine şehri yeniden inşaa ettirdi. Fakat hristiyan olduğu için tapınağı restore ettirmedi.Constantin’in çabalarına rağmen Efes eski günlerine dönemedi. Çünkü gemilerin demirlediği liman yokolmuştu. Nehrin taşıdığı alüvyonlar tarafından deniz şehirden uzaklaşmıştı. Zamanla şehir sakinleri kenti terkettiler. Mabetin kalıntıları başka yapıların ve heykellerin yapılmasında kullanıldı. British Museum’dan John Turtle Wood 1863′de tapınağı araştırmaya başladı. 1869′da 6 metre derinlikte, çamurların içinde tapınağın temellerini buldu. Bulduğu heykelleri ve bazı kalıntıları British Museum’a götürdü.



1904′de yine aynı müzeden D.G. Hograth’ın liderliğindeki bir ekip kazılara devam ettiler ve sitede birbirinin üzerine inşaa edilen 5 tapınak olduğunu keşfettiler. Bugün gelen ziyaretçilere tapınağın yerini belli etmek için, bataklık halinde olan bölgeye sadece bir tek sütun dikilmiştir.



Not: İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…


devamını okuyunuz... >>

Osmanlı Hareminin Gerçek Yüzü ..!!

Bir ülkede deprem sözkonusu olursa jeologlar, hastalıklar sözkonusu olursa doktorlar, savaş sözkonusu olursa siyasiler ve askerler konuşurlar Bu bizim ülkemizde de böyledir Ancak bizde iki konu vardır ki bunlar üzerinde herkes konumuna, birikimine, eğitimine bakmadan üstelik de allame edasıyla konuşur Bu konulardan bir tanesi dindir diğeri tarih
Tarihle ilgili bir şeyler söz konusu olduğunda siyasetçi konuşur, gazeteci konuşur, televizyoncu konuşur vs Bir Allah kulunun aklına da bu işin profosörleri bulup konuşturmak gelmez Veya gelir de, onların söyleyecekleri işlerine gelmez
Tarih deyince her zaman revaçta olan konulardan bir tanesi de Osmanlı ve haremidir
Bunu içoğlanları takip eder Ardından valide sultanlar, kadınlar saltanatı, devşirmeler vs böyle gider
İlim ahlakına sahip bir tarihçinin Osmanlı haremi konusunda söyleyeceği şeyler çok azdır Çünkü elinde bu konuyla ilgili yeterli belge, döküman vs yoktur
Kalın duvarlarla çevrili harem binası, etrafındaki harem ağalarına ait binalar ve diğer ocakların daireleriyle adeta ulaşılması imkansız bir kale gibidir İçinde değil, etrafındaki kendilerine ait binalarda yaşayan, zorunlu hallerde Haremin içine girmeleri gerektiğinde salavat-ı şerife getirerek dolaştıkları bir ortamdır Her odanın kapısının girişinde, duvarlarında ayetler, hadisler, dualar bulunan bir mekandır Harem
Zorunlu hallerde ancak harem ağalarına ve tabiplere açılan bu mekana yabancı seyyahların, tarihçilerin nasıl girip, orada adeta gezmiş dolaşmıs gibi haremi anlatışlarına şaşmamak elde değil Kaldı ki bizimkilerin en çok esas aldıkları, kullandıkları kaynaklarda, ilmi otoritelerce yüzlerce kez tenkid edilmis, çürütülmüş bu batı tarihçilerinin kitaplarıdır
I Ahmed döneminde saraya gizlice girdiğini iddia eden Venedik elçisi Ottavinano, ancak Revan Kasrı’nın önündeki havuza kadar olan yerleri görebildiğini söyledikten sonra padişahın odasındaki cariyesiyle nasıl ilişki kurduğunu detaylarıyla anlatmakta ve insanlar da bu anlatıma değer vererek kaynak gösterirken yapılan ilmi ahlaksızlığa çanak tutmaktalar
18 yüzyılda bile ancak yazlık sarayların boş haremlerini gezebilen batılı birkaç yazar, nedense göremedikleri kısmı hayalleriyle doldurmayı denemişlerdi Havuzu gördüler ama havuz sefalarını kendileri uydurdular sonra da uydurduklarının resmini çizdiler Hata yaptıklarını belki de hiç bir zaman düşünmediler çünkü kendi kırallarının kadınları ile yaşantıları öyleydi Birlikte oldukları düzinelerce kadının yarı çıplak resim ve heykelleri ile saraylarının duvarlarını süsleyen bir zihniyetin Osmanlı hükümdarlarındaki edep kavramını anlayabilmelerini zaten beklemiyoruz
Ama anlayamadığımız, bizim bize bunu nasıl yapabildiğimiz Yıllarca Topkapı sarayını gezdiren rehberlerin turistlere Harem’in duvarlarında yazılı Arapça metinleri göstererek bunların padişahların cariyeleri için yazdıkları aşk şiirleri olduğunu söylemelerini, ellerindeki broşürlerde de böyle yazmasını hangi düşünceyle izah etmek gerek bilemiyoruz Zira bu Arapça metinlerin tamamı Kur’an ayetlerinden ve dualardan başka bir şey değil Hükümdarların çıplak cariyelerin danslarını seyrettiği idda edilen Hünkar Sofası Daire’sinin duvarlarında Bakara Suresi 257 ayetinden itibaren yedi ayet yazılıdır ki bir ayetin meali aynen şöyledir: “Allah kendisine hükümranlık verdi diye (şımarıp azarak) Rabbi hakkında İbrahim ile tartışanı görmedin mi?” Sanki adeta Osmanlı hükümdarı bu ayetle gerçek hükümdarın kim olduğunu, hükümdarım diye şımarıp azdığı taktirde Nemrutlaşabileceği ihtimalini, hergün bilinç altına kazıyor, iman edenlerin karlı bir konumda, Nemrut gibi imansızların ise ne derece zararda olduğunu görüyor ve okuyordu
Doğru! Bu sofada padişah eşleri, çocukları, kızları, validesi ile birlikte oturur ve helal dairesinde (yani kimseyi huzurunda yarı çıplak oynatmadan) sazlar çalınıp ilahiler söylenip eğlenilirdi Ancak bugünkü insanların eğlence kavramından anladıkları şey otomatikman Osmanlı padişahının da öyle eğlenmiş olması gerektiğini düşündürtüyordu onlara
Onlar bunları yaptıklarına dair (yani hamam havuz sefaları, yarı çıplak cariyelerin dans etmesi gibi) belge bırakmayınca bizimkiler hayallerini belge-vesika-kaynak haline getirdiler
Öyle ya; bir erkeğin elinin altında 300-500 cariye olur da nasıl bunlarla gününü gün etmez ki Hele hele 36 Osmanlı padişahının içinden 15 tanesinin sadece bir veya iki kadınla birlikte olduğu diğerlerinin de en fazla yedi sekiz kadınla aile hayatı yaşadığı belgelerle gözlerine soksanız bu sefer de pişkin pişkin sırıtıp Osmanlı padişahlarının erkekliklerini sorgulamaya kalkacaklar
Hemen şunu da belirtelim; şu an tek eşli (ama çok metresli) evlilik sisteminin içindeki insanlar olarak, Osmanlı padişahının birlikte olduğu 7-8 kadın bile bize çok abartılı gelecektir Ancak unutmamak gerekir ki Osmanlı’nın yaşadığı dönemde tıpkı dünyanın her yerinde olduğu gibi bir kralın güzel kölesini istediği gibi kulllanması ve bunların sayısının yirmiye otuza çıkması normaldi O kadar normaldi ki krallar bu kadınlarının heykellerini yaptırıp saraylarının yüksek duvarları üzerine herkesin görebileceği şekilde koydurabiliyorlar ya da yüzlerce genç ve güzel kadınla hamam sefası yapabiliyorlardı Bizim haremi sorguladığımız gibi Avrupalılar kendi krallarının bu hallerini asla sorgulamadılar Tarihlerinin yaşanmış bir gerçekliği olarak tarihlerinde bıraktılar
Oysa biz, asla yaşanmamış sahneleri alıp, doğru gibi kabul edip, kendi kendimize duyduğumuz saygıyı ve özgüveni aramızdan kaldırdık
1909 yılına kadar Harem Dairesi’ne padişahtan başka, ancak mecburiyet halinde Harem Ağaları ve doktorlar girebiliyorlardı Son onüç yıllık dönem ise Haremi görenlerin hatıratlarında oldukça net bir biçimde anlatılıyor Yazık ki (!) orada bile havuz – hamam sefaları yok
Peki o zaman “Bu Harem nasıl bir yer?” denilebilir
Kısa ve net bir cevap verelim: Tek idarecisinin Valide Sultan olduğu (yani padişahın annesi) kendisine ait, padişahın bile bozamadığı çok kesin ve katı kuralları bulunan yüzlerce genç kızın, dönemin ilim anlayışına göre en iyi eğitimi aldığı, nihayetinde de devletin önemli kademesindeki görevlilerle evlendirilerek teliyle-duvağıyle-çeyizi ile gönderildiği bir bayanlar mektebidir
Evet, tam anlamıyla böyledir Çünkü saraya çeşitli yollarla (esir alınarak veya satın alınarak) alınan kadın köleler yani cariyeler “Acemi” statüsü ile saraya girerler Bunların padişahla görüşebilmesi mümkün değildir Öncelikle padişahla karşılaşabilecek, konuşabilecek bir eğitime tabi tutulmaları gerekmektedir Eğer bunların içinden gerek zekası, gerek güzelliği ve kabiliyetleri ile dikkati çeken birisi olursa bunlar daha özel bir eğitime tâbi tutulurlar ki saraydaki 500-600 cariyenin ancak %10’u bu guruba girebilir Bu %10’un içinden onları yetiştiren kalfalar ve Valide sultanın dikkatini çekebilenler ancak, has odalık olabilir ki bunlar padişahın özel hizmetlisi konumundadır
Eğer Has Odalık olarak ayrılan cariyeler padişahın dikkatini çekmeyi başarabilirlerse, yani padişahla karı-koca hayatı yaşarsa ikbal mertebesine yükselir Genellikle de ikballer padişahın çocuğunu doğurduğunda Kadın Efendi olurlardı Bunun bir üst mertebesi Kadın Efendinin Valide sultan olmasıdır ki o da ancak doğurduğu çocuk tahta çıkarsa mümkündür Özetle bütün kıyamet 600 cariyenin içinden aynı anda sayıları dördü beşi geçmeyen Kadın Efendi ve İkballer yüzünden kopmakta
Şunu da belirtelim ki, Osmanlı padişahı dileseydi o dönemde dünyanın her yerinde olduğu gibi bu 500-600 cariyeyi önünde resmi geçit yaptırıp içlerinden dilediğini de seçebilirdi Bunu yapabilecek siyasal otoriteye de, cariye köle konumunda olduğu için dinsel özgürlüğe sahipti Oysa o hareme girerken içeriye haber verilir ve onun geçeceği yol üzerindeki bütün dairelerin kapıları kapatılır, kazara bir cariye padişahla karşılaşacak olursa yaptığı edepsizlik sayılır ve o cariye cezalandırılırdı Öyle ki kitaplar, bu “kazara” karşılaşmalara tahammül edemeyen padişahların yüksek ökçeli takunyalar yaptırıp Harem’in içinde iken bunlarla dolaştığını yazdı Geldiği anlaşılsın ve yolunun üzerinden çekilsinler diye Cariyeleri bırakın, çıktığı seferde nikahlı karısını bulunduğu şehre getirtmeyi unuttuğu için karısının sitem dolu mektuplarını alan padişahları yazdı arşiv vesikaları
Koca Sultan’ın sitem dolu mektuba cevabı ise;
“Varın söyleyin Hafsa Sultan’a: Biz gaza kılıcını kuşanmışız Gayrısından başkasını gözümüz görmez” olacakdı
Buraya hatıralarına ve mahremiyetlerine hürmetsizlik olmasın diye isimlerini yazmayacağımız bir hükümdarımızın gözdesi ile arasında geçenleri de almak durumunda kalacağız Zira köle bile olsa, rızası olmadan padişah ile karı-koca hayatı yaşamadıklarının pratikte delili gibidir bu hatıra
Koca Sultan’ın aziz ruhundan özür dileyerek;
Kızı anlatır padişahımızın: “ kumraldı, ela gözlü idi, 23 yaşında kadardı Gayet de iyi tahsil görmüş, son derece zarifti Daha saraya intisab ettiği (girdiği) günden itibaren babam kendisinden pek hoşlanmıştı Artık, daima onu yanında gezdiriyor, kendisi ile uzun uzun, tatlı tatlı konuşuyordu Lakin bütün bu “iltifatı şahaneye” rağmen elâ gözlü dünya güzeli, hükümdarın bazı arzularına “evet” demiyordu Onun bu şiddetli mukavemeti babamın kendisine karşı alâkasını daha ziyade arttırıyordu Bu hal böyle tam beş sene devam etti Elâ gözlü güzelde hiç bir değişiklik yoktu”
Bir bayram günü, çok güzel görünen kız padişahın huzuruna girer tebrikini yapar Hünkar “Hâlâ inadında devam mısın?” diye sorar Genç kız gözlerini yere indirip susar Bunun üzerine Hakan “ Hem sen bugün ne kadar güzelsin!” der Genç kızın bu iltifata cevabı şu olur: “Efendimiz!! Ömrüm oldukça size canımı feda etmeye daima hazır olacağım Yanınızdan ayrılmam Fakat bütün dünyayı bağışlasanız asla hareminiz olmam! Çünkü kocam olacak erkeğin yalnız ve yalnız bir karısı, yani tamamen bana ait olmasını isterim, aksi halde kimse ile evlenmem”
Güzelden ümidini kesen Hükümdar ona bir konak alır, içini donatır 45 Yasında gayet dindar bir kıranta (oturaklı, gösterişli, bakımlı, orta yaşlı) zatla evlendirir Kocasının tek eşi olarak hayatını devam ettirir
Binyediyüzlü yılların başında İstanbul’a gelen İngiltere Büyükelçisi’nin eşi Lady Montague’nin hatıraları batılıların pek hoşuna gitmedi Hareme girebilen Lady’nin yazdıkları daha önceki ve sonraki batılıların yazdıklarına ters düştüğü için, gerek o dönemde, gerekse daha sonra Lady Montague’yi yalancılıkla itham eden pek çok yazar çıkacaktı O’nun ülkesi olan İngiltere’de üstelik de 1800’lü yıllarda, evli bir erkek çok rahatlıkla karısını gazeteye “ihtiyaçtan satılık ev kadını” ilanı vererek satabildiği için, Osmanlının saraya giren kadın köleye maaş bağlamasını, eğitim vermesini, sonra da değerli çeyiz ve mücevherleri ile saraydan âzâd etmesini elbette anlamakta zorlanacak ve inkâr yolunu tercih edeceklerdi
Aşağıda, onun mektuplarından yaptığımız alıntı, ne demek istediğimizi daha da iyi izah edecektir:
“Bu milletin din ve töreleri hakkında eksik bilgimiz var Dünyanın bu tarafına seyrek geliniyor Gelenler de ticaretten başka bir şey düşünmeyen tüccarlar Türkler ise, bunlarla yüz-göz olmayacak kadar ağırbaşlılar Bu sebeple tüccarların getirdikleri bilgiler yalan yanlış oluyor
Belki de dünyanın bütün kadınlarından daha hür Hayatı hiç aksatmadan, zevkle süren, kaygılardan uzak yaşayan, boş vaktini komşu ziyaretleriyle, hamamlarda yıkanmakla, ya da bol para harcayıp yeni yeni modalar çıkarmakla geçiren yeryüzündeki tek kadın
Avrupa’da hiç bir saray düşünemem ki, orada yabancı bir kadına karşı bu kadar namusluca davranılsın
Hamamda ikiyüz kadar kadın vardı Hiç birinde bizdeki gibi alaycı gülüşmeler ve fısıldaşmalara rastlamadım Üstelik benim için “güzel, çok güzel” dediklerini işittim Bir kadının, bir başka kadın için “güzel” diyebilmesi hâyâl bile edilemez
Konakların hepsinde bir harem dairesi ve cariyeler var Ancak bu cariyeler evin hanımına âit hizmetçiler Evin erkeği ömrü boyunca bunları yolda görse tanımaz Ne kadar garip değil mi?
Kış geceleri toplanıyorlar, geç vakitlere kadar öyle güzel ve saf eğleniyorlar ki zamanın nasıl geçtiği hissedilmiyor Her evde misafir odaları var İkram ve misafirperverlik Türklerin yaşama kudreti gibi bir şey”
Çok zor ve ağır bir konu olan Harem’i böyle bir kaç satırda özetlemek elbetteki mümkün değil Ancak kendimizle, geçmişimizle barışma çabasının içinde küçük bir damla olmaktı niyetimiz
Yazımıza bir soru ile son vermek istiyoruz:
Biz, zamanın hiç bir diliminde ve dünyanın hiç bir coğrafyasında sarayına aldığı bir köleden “valide sultan” dediğimiz zamanının “first lady”sini çıkaran bir başka medeniyet bilmiyoruz
Siz biliyor musunuz?
devamını okuyunuz... >>

Dünya üzerindeki denizlerin listesi

Atlas Okyanusu
* Baffin Körfezi
* St. Lawrence Körfezi
* Fundy Körfezi
* Karayip Denizi
* Meksika Körfezi
* Sargasso Denizi
* Kuzey Denizi
* Baltık Denizi
o Orta Baltık Denizi
o Bothnia Körfezi
+ Bothnia Koyu
+ Bothnia Denizi
o Finlandiya Körfezi
* Hebrides Denizi
* İrlanda Denizi
* Celtic Denizi
* Akdeniz
o Adriyatik Denizi
o Ege Denizi
+ Mirtoon Denizi
+ Girit Denizi
+ Trakya Denizi
o Alboran Denizi
o Marmara Denizi
o Karadeniz
+ Azak Denizi
o Katalan Denizi
o Ligurian Denizi
o Tyrrhenian Denizi
o Sidra Körfezi
* Biscay Körfezi
* Gine Körfezi
Arktik Okyanusu
* Hudson Körfezi
o James Körfezi
* Barents Denizi
* Kara Denizi
* Beaufort Denizi
* Amundsen Körfezi
* Grönland Denizi
* Norveç Denizi
* Chukchi Denizi
* Laptev Denizi
* Doğu Sibirya Denizi
* Beyaz Deniz
* Lincoln Denizi
Hint Okyanusu
* Kızıldeniz
* Aden Körfezi
* Basra Körfezi
* Umman Körfezi
* Arabistan Denizi
* Bengal Körfezi
* Andaman Denizi
* Timor Denizi
* Umman Denizi
Büyük Okyanus
* Şili Denizi
* Bering Denizi
* Alaska Körfezi
* Salish Denizi
* Cortez Denizi (Kaliforniya Körfezi)
* Okhotsk Denizi
* Japon Denizi
* Seto Inland Denizi
* Doğu Çin Denizi
* Güney Çin Denizi
* Sulu Denizi
* Celebes Denizi
* Bohol Denizi (Mindanao Denizi)
* Filipin Denizi
* Camotes Denizi
* Flores Denizi
* Banda Denizi
* Arafura Denizi
* Timor Denizi
* Tasman Denizi
* Sarı Deniz
* Bohai Denizi
* Coral Denizi
* Carpentaria Denizi
* Bismarck Denizi
* Solomon Denizi
* Ceram Denizi
* Halmahera Denizi
* Molucca Denizi
* Savu Denizi
* Java Denizi
* Tayland Denizi
Güney Okyanusu
* Weddell Denizi
* Ross Denizi
* Büyük Avustralya Denizi
* Saint Vincent Körfezi
* Spencer Körfezi
* Scotia Denizi
* Amundsen Denizi
* Bellingshausen Denizi
* Davis Denizi
Okyanuslarla bağlantısı olmayan denizler
* Aral Gölü
* Hazar Denizi
* Lut Gölü
* Taberiye Gölü
* Salton Denizi
* Büyük Tuz Gölü
devamını okuyunuz... >>

Dünyanın yeni yedi harikası adayları

Petra Antik Kenti

Petra (M.Ö. 9 – M.S. 40) Petra, Ürdün Arab Çölünün bir ucunda bulunan Petra, Kral IV. Aretas’ın (M.Ö. 9 M.S. 40) imparatorluğu Nabataean’ın muhteşem başkenti idi. Su teknolojisi konusunda uzman olan Nabateanslılar şehirlerini büyük su kanalları ve su hazneleriyle donatmışlardır. Greko-Roman örneklerine uygun olarak tasarlanmış bir amfiteatr 4000 kişiyi ağırlayacak kapasitededir. Bugün Petra’nın Mezar Sarayı, 42 metrelik Helen sitili El-Deir Manastırının tapınak duvarıyla Orta Doğu kültürünün göz kamaştıran bir örneğidir.









Kurtarıcı İsa Heykeli

Kurtarıcı İsa Heykeli (1931) Rio de Janeiro, Brezilya Bu İsa heykeli 38 metre yüksekliğindedir ve Rio de Janeiro şehrine tepeden bakan Corcovado Tepesinin üzerine yerleştirilmiştir. Brezilyalı Heito da Silva Costa tarafından tasarlanan ve Fransız heykeltıraş Paul Landowski tarafından gerçekleştirilen bu anıt dünyanın en çok tanınan anıtlarından biridir. Heykelin yapımı beş yıl sürmüştür ve Ekim 1931’de açılışı yapılmıştır. Ziyaretçileri kollarını açarak karşılayan heykel şehrin ve Brezilya halkının sıcaklığının sembolü haline gelmiştir.










Çin Seddi

Çin Seddi (M.Ö 220 ve M.S. 1368 - 1644) Çin Büyük Çin Seddi mevcut surları birleştirilmiş bir savunma sistemi şeklinde birbirine bağlamak ve Çin’i Moğol saldırılarından korumaya için yapılmıştır. İnsan eliyle bugüne dek yapılmış en büyük ve uzaydan görülebilen tek abidedir. Bu anıtın yapımında binlerce kişi hayatını kaybetmiş olmalıdır.








Machu Picchu Antik Kenti

Machu Picchu (1460-1470) Machu Picchu, Peru Inka İmparatoru Pachacutec 15. yüzyılda Manchu Picchu (“Eski Dağ”) olarak bilinen dağda bulutlar içinde bir şehir inşa ettirmiştir. Bu muhteşem yerleşim merkezi And platosundan başlayarak balta girmemiş Amazon ormanlarının Urubamba Nehrine kadar uzanmaktadır. İnkalar tarafından çiçek hastalığı salgınından dolayı terkedilmiştir. İspanyolların İnka İmparatorluğunu ele geçirmelerinden sonra şehir üç yüz yıl boyunca “kayıp” olarak kalmış ve 1911 yılında Hiram Bingham tarafından tekrar bulunmuştur.


Chichen Itza Piramidi

Chichen Itza piramidi (M.Ö. 800 öncesi) Yucatan Yarımadası, Meksika Chichen Itza piramidi (M.Ö. 800 öncesi) Yucatan Yarımadası, Meksika Chichen Itza, Maya medeniyetinin ekonomik ve politik merkezi olarak hizmet vermiş en meşhur Maya tapınak sitesidir. Değişik yapıları –Kukulkan piramidi, Chac Mol Tapınağı, Bin Kolonlar Geçidi, Tutukluların Oyun Sahası – bugün dahi harikulade bir mimari alan ve mekân düzenleme göstergesi olarak kendini göstermektedir. Piramidin kendisi Maya tapınaklarının en sonuncusu hiç şüphesiz en büyüğüdür.




Kolezyum

Roma Coliseum’u (M.S. 70 - 82) Roma, İtalya Roma şehrinin merkezinde bulunan bu muhteşem amfiteatr başarılı lejyonerlerin ve Roma İmparatorluğunun onuruna inşa edilmiştir. Dizayn tasarımı bugün dahi geçerli olan bir anıttır ve yapılışından 2000 yıl sonra modern stadyumlar Coliseum’un orijinal tasarımından etkilenmektedirler. Bugün, filmler ve tarih kitapları vasıtasıyla bu arenada seyircilerin beğenisine sunulan acımasız dövüşler ve oyunlar hakkında daha fazla bilgi sahibiyiz.





Tac Mahal Anıt Mezarı

Tac Mahal (M.S. 1630) Agra, Hindistan Bu çok büyük anıt cami beşinci Müslüman Moğol İmparatoru, Jahan Şahın emir üzerine, vefat eden çok sevdiği karısının hatırasına ve onuruna inşa edilmiştir. Beyaz mermerden yapılan saray duvarlarla çevrili bahçelerin içinde yer almaktadır. Tac Mahal Hindistan’da Müslüman sanatının en mükemmel bir mücevheri olarak kabul edilmektedir. Daha sonra İmparatorun burada hapsedildiği ve Tac Mahal’i koğuşunun sadece küçük bir penceresinden gördüğü söylenmektedir.
devamını okuyunuz... >>

Türkiye'de Adım Adım Kadın Erkek Eşitliği

Türkiye'de Adım Adım Kadın Erkek Eşitliği
1843 Tıbbiye mektebi bünyesinde kadınlar ebelik eğitimi almaya başladı.
1847 Kız ve erkek çocuklara eşit miras hakkı tanıyan İrade-i Seniye yayımlandı.
1856 Köle ve cariye alınıp satılması yasaklandı.
1858 Arazi Kanunnamesinde mirasın kız ve erkekler arasında eşit olarak paylaştırılacağı hükmü yer aldı. Böylece kadınlar ilk kez miras yoluyla mülkiyet hakkını kazandı.
1858 Kız Rüştiyeleri açıldı.
1869 Kadınlar için ilk sürekli yayın olarak nitelenen (haftalık) Terakk-i Muhadderat dergisi yayımlandı.
1869 Kızların eğitimine ilk kez yasal zorunluluk getiren Maarif-i Umumiye Nizamnamesi yayımlandı.
1870 Kız öğretmen okulu Dar-ül Muallimat açıldı.
1871 Mecelle'nin (Osmanlı Medeni Kanunu) uygulanması için çıkarılan Hukuk-ı Aile Kararnamesi ile; evlilik sözleşmesinin resmi memur önünde yapılması, evlenme yaşının erkeklerde 18, kadınlarda 17 olması, zorla evlendirmelerin geçersiz sayılması düzenlendi.
1876 Kanun-i Esasi (ilk Anayasa) kabul edilerek temel haklar düzenlendi. Kız ve erkekler için ilköğretim zorunlu hale getirildi.
1897 Kadınlar ücretli işçi olarak çalışmaya başladı.
1913 Kadınlar ilk kez devlet memuru olarak çalışmaya başladı.
1914 Kadınlar tüccarlık ve esnaflığa başladı.
1914 İnas Darülfünunu adı altında kızlar için bir yüksek öğretim kurumu açıldı.
1921 Darülfünunda karma öğretime geçildi.
1922 Yedi kız öğrenci Tıp Fakültesine kayıt yaptırarak eğitime başladı.
Haziran 1923 Nezihe Muhittin'in başkanlığında ilk kadın partisi olan Kadınlar Halk Fırkası'nın kurulması girişiminde bulunuldu, kadınlara oy hakkı tanımayan 1909 tarihli Seçim Kanunu gereğince valilikçe partinin kuruluşuna onay verilmediğinden dernekleşmeye gidildi.
29 Ekim 1923 Cumhuriyet ilan edildi. Cumhuriyetin ilanıyla birlikte kadınların kamusal alana girmesini sağlayan yasal ve yapısal reformlar hızlandı.
3 Mart 1924 Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğrenim Birliği) çıkarıldı. Böylece eğitim laikleştirilerek tüm eğitim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlandı. Kız ve erkekler eşit haklarla eğitim görmeye başladı.
17 Şubat 1926 Türk Medeni Kanunu'nu kabul edildi. Kanun ile erkeğin çok eşliliği ve tek taraflı boşanmasına ilişkin düzenlemeler kaldırıldı, kadınlara boşanma hakkı, velayet hakkı ve malları üzerinde tasarruf hakkı tanındı. 4 Nisan 1926 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan kanun 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe girdi.
1930 Belediye yasası çıkarıldı. Yasa ile kadınlara belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı tanındı.
1930 Kadın ve çocukların korunmasına ilişkin ilk düzenleme Umumi Hıfzısıhha Kanunu ile yapıldı.
1930 Doğum izni düzenlendi.
10 Haziran 1933 Kız çocuklarına mesleki eğitim vermek amacıyla Kız Teknik Öğretim Müdürlüğü kuruldu.
26 Ekim 1933 Köy Kanunu'nda değişiklik yapılarak kadınlara köylerde muhtar olma ve ihtiyar meclisine seçilme hakları verildi.
5 Aralık 1934 Anayasa değişikliği ile kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı.
8 Şubat 1935 Türkiye Büyük Millet Meclisi 5. Dönem seçimleri sonucunda 17 kadın milletvekili ilk kez meclise girdi, ara seçimlerde bu sayı 18'e ulaştı.
8 Haziran 1936 İş Kanunu yürürlüğe girdi. Kadınların çalışma hayatına düzenleme getirildi.
1937 Kadınların yeraltında ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılması 1935 tarihli 45 sayılı ILO sözleşmesi ile yasaklandı.
1945 Analık sigortası (doğum yardımı) 4772 sayılı yasa ile düzenlendi.
1949 Yaşlılık sigortasının kadın ve erkekler için eşit esaslara göre düzenlenmesi 5417 sayılı yasa ile sağlandı.
1950 İlk kadın belediye başkanı (Müfide İlhan) Mersin'den seçildi.
1952 Sağlık Bakanlığı bünyesinde ana çocuk sağlığı hizmetleri verilmeye başladı.
1965 Gebeliği önleyici araçların satış ve dağıtımının serbest bırakılmasını ve tıbbi zorunluluk halinde kürtaj hakkı tanınmasını düzenleyen Nüfus Planlaması Hakkında Kanun çıkarıldı.
22 Aralık 1966 Eşit değerde iş için kadın ve erkek işçiler arasında ücret eşitliğini sağlayan 1951 tarihli 100 sayılı ILO sözleşmesi onaylandı.
26.03.1971 İlk kadın bakan (Türkan Akyol) atandı.
1975 Birleşmiş Milletler tarafından Mexico City'de Birinci Dünya Kadın Konferansı düzenlendi ve bunu takiben 1975-85 yılları arasındaki dönem "Kadın On Yılı" olarak ilan edildi.
27 Mayıs 1983 10 haftaya kadar olan gebeliklerin kürtajla sona erdirilmesi ve gönüllü cerrahi sterilizasyon yöntemlerine izin verilmesi Nüfus Planlaması Hakkında Kanun'da yapılan değişiklikle sağlandı. Kürtaj için evli kadınlara kocadan izin alma koşulu getirildi.
1985 Türkiye, Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesini (CEDAW) imzaladı ve sözleşme 1986 yılında yürürlüğe girdi.
1985 5. Beş Yıllık Kalkınma Planı'nda kadın konusu ilk kez bir sektör olarak yer aldı ve bu konuda politikalar belirlendi.
1987 Devlet Planlama Teşkilatı'nda Kadına Yönelik Politikalar Danışma Kurulu kuruldu.
1989 İstanbul Üniversitesi'nde ilk Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi kuruldu. Bugün üniversiteler bünyesinde kurulan bu merkezlerin sayısı yurt çapında 13'e ulaştı.
24 Ocak 1989 İçişleri Bakanlığı kaymakamlık sınavlarına kadınların da alınacağını açıkladı.
29 Kasım 1990 Kadının çalışmasını kocanın iznine bağlayan Medeni Kanun'un 159. maddesi Anayasa Mahkemesi'nce iptal edildi. İptal kararı 2 Temmuz 1992 tarih ve 21272 sayılı Resmi Gazete'de yayımlandı.
1990 Tecavüz mağdurunun hayat kadını olması halinde cezanın indirilmesini öngören Türk Ceza Kanunu'nun 438. maddesi Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yürürlükten kaldırıldı.
14 Nisan 1990 Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, ilk kadın kütüphanesi ve bilgi merkezini açtı.
1990 Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü bünyesinde, şiddete uğrayan kadınlara ve çocuklara destek hizmeti vermek üzere ilk kadın konukevleri açılmaya başlandı. 2000 yılı itibariyle bu sayı yediye yükselirken kapasiteleri 170'e ulaştı.
1990 422 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Kadının statüsü ve Sorunları Başkanlığı kuruldu. 25.10.1990 tarihinde kadın sorunları konusunda ulusal mekanizma olarak Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü (KSSGM) 3670 sayılı kanunla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bağlı olarak kuruldu ve 24.06.1991 tarihinde de Başbakanlığa bağlandı.
Eylül 1990 Yerel yönetimler kadın konusunda özellikle şiddete uğrayan kadınlara yönelik hizmet vermeye başladı. Türkiye'deki ilk kadın sığınma evi Bakırköy Belediyesi tarafından açıldı.
1991 48. Hükümet döneminde ilk kadın vali (Lale Aytaman) Muğla iline atandı.
17-20 Şubat 1992 Birleşmiş Milletler Uluslararası Kadının İlerlemesi İçin Araştırma ve Eğitim Merkezinin (INSTRAW) toplantısında, Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü Türkiye'de kadın konusunda odak noktası olarak kabul edildi.
1993 Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı işbirliği ile "Kadının kalkınmaya Katılımını Güçlendirme Ulusal programı Projesi" uygulamaya başlandı. Kadının Statüsü ve Sorunları genel Müdürlüğü'nün yürüttüğü proje kapsamında; eğitim programları, araştırma projeleri, pilot projeler ve istatistik/yayın faaliyetleri yürütüldü. 16 araştırma projesinin yanı sıra pek çok eğitim programı ve pilot proje desteklendi, araştırma projelerinin bir kısmı ve toplumsal cinsiyet temelinde farklı konularda oluşturulan özet göstergeler kitap haline getirildi.
Ayrıca cinsiyete dayalı veri tabanı oluşturulması amacıyla Devlet İstatistik Enstitüsü'nde Toplumsal Yapı ve Kadın İstatistikleri Şubesi kuruldu.
1993 İstanbul Üniversitesi'nde ilk Kadın Araştırmaları Ana Bilim Dalı açıldı ve yüksek lisans programı vermeye başladı. Bugün Kadın Çalışmaları Ana Bilim Dalı açarak Yüksek Lisans Programı veren üniversite sayısı dörde ulaştı.
1993 Kadın Dayanışma Vakfı, Altındağ Belediyesinin desteğiyle kadın danışma merkezi ve kadın sığınma evini açtı.
25 Haziran 1993 Türkiye'nin ilk kadın başbakanı (Tansu Çiller) hükümeti kurdu.
5-8 Aralık 1993 Kadın ve Sosyal Hizmetler Müsteşarlığı ve Ankara Üniversitesi. Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi işbirliği ile "Kadın Kimliği Kongresi" düzenlendi. Kongre gündemini; kadın emeğinin biçimleri, siyasette kadın kimlikleri, kadın bedeninin tanınması, kadın imgesinin üretimi ve dolaşımı, sanatın içinden kadın ve kadın örgütlenme biçimleri başlıklı konular oluşturdu.
1993 Halk Bankası'nca kadınları girişimciliğe özendirmek amacıyla kadınlara özel, düşük faizli kredi uygulaması başlatıldı.
1994 Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü bünyesinde, şiddete uğrayan kadınlara hukuki ve psikolojik danışmanlık, girişimcilik ve el emeğinin değerlendirilmesi konularında hizmet vermek amacıyla Bilgi Başvuru Bankası (3B) kuruldu.
5 Nisan 1994 Dünya Bankası ve Türkiye Cumhuriyeti .Hükümeti arasında imzalanan İkraz Anlaşması gereğince başlayan İstihdam ve Eğitim Projesi'nin alt bileşenlerinden Kadın İstihdamının Geliştirilmesi Projesi (KİG) Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü'nce yürütülmeye başlandı. Proje kapsamında on altı araştırma projesi gerçekleştirildi, on üç tanesi kitap haline getirildi.
Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü'nde kitap, makale, tez, seminer, konferans dokümanları ve gazete kesiklerinin derlendiği ve Ankara'nın tek kadın kütüphanesi olarak da nitelendirilebilecek bir Dokümantasyon Merkezi kuruldu. 1000 saydamdan ve web sayfasından oluşan "Kadınlara Görsel Tanıklık" adlı kadın fotoğrafları arşivi oluşturuldu. Kadınların çalışma yaşamlarına dair "Kadın Çalıştıkça" adlı bir belgesel/tanıtım filmi yaptırıldı.
Toplumsal cinsiyet yaklaşımını ana plan ve programlara yerleştirmek için resmi, özel ve sivil toplum kuruluşları çalışanlarına yönelik olarak kullanılması planlanan ve modüler bir eğitim materyali olan Toplumsal Cinsiyet Eğitim paketi hazırlandı ve pilot uygulamaları yapıldı. Haziran 2000 tarihinde proje sonuçlandı.
1994 Türkiye Kahire'de yapılan Birleşmiş Milletler Nüfus ve Kalkınma Konferansına katıldı. Konferansta kadının statüsü ve sağlık ilişkisini vurgulayan "üreme sağlığı" kavramı üzerinde duruldu ve kadın sağlığında "bütüncül" bir yaklaşım benimsendi. Bu yaklaşım doğrultusunda Sağlık Bakanlığı koordinatörlüğünde ilgili kesimlerden sağlanan katılımla "Kadın Sağlığı ve Aile Planlaması Ulusal Eylem Planı" hazırlandı. 1998 yılında kamuoyuna sunulan Eylem Planı 6 ana çalışma grubu tarafından oluşturuldu. Kadının Statüsü grubunun koordinasyonunu Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü üstlendi.
1995 Kurulduğundan bu yana, açtığı kadın danışma merkezi ile şiddete uğrayan kadınlara danışmanlık hizmeti veren Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, kadın sığınağını açtı.
1995 Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü'nce Dünya Bankası Japon Hibe Fonundan 1993 yılında elde edilen finansman ile ülkemizde kadın girişimcilere sağlanan finans ve finans dışı hizmetlerin neler olduğunu ve kadın girişimcilerin bu hizmetlere ulaşımlarını ortaya koymak üzere bir araştırma projesi olan Küçük Girişimcilik Projesi gerçekleştirildi. Proje kapsamında belli illerde alan çalışmaları yapıldı ve elde edilen bilgiler kitap haline getirildi.
Şubat 1995 Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü'nce gönüllü kadın kuruluşları arasındaki iletişim ve dayanışmayı güçlendirmek, bilgiyi yaygınlaştırmak için aylık "Kadın Bülteni" çıkarılmaya başlandı. 11 sayı yayımlandı.
08-11Haziran 1995 Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü'nce Sinop'ta sivil toplum kuruluşları ve kamu kurumları temsilcileri, parlamenterler, gazeteciler ve akademisyenlerin katıldığı, "Türkiye'de Kadına Yönelik Politikaların Oluşturulması" konulu dört gün süren bir toplantı düzenlendi. 4. Dünya Kadın konferansı öncesi yapılan bu toplantıda, kurumsallaşma, siyasal alan, çalışma yaşamı, kadın sağlığı ve eğitim konularında kadına yönelik politikalar belirlendi.
17-19 Temmuz 1995 Avrasya ülkeleri kadınları arasındaki işbirliğini geliştirmek, Pekin Konferansında Türkiye ile birlikte hareket edebilmelerine yardımcı olmak amacıyla KSSGM ve Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı Başkanlığı (TİKA) işbirliği ile "Pekin'e Giderken; Avrasya Ülkeleri Kadınları İşbirliği Kongresi" başlıklı bir toplantı gerçekleştirildi. Kongrenin sonuç bildirgesinde bir işbirliği grubu oluşturulması tavsiye edildi. Bu doğrultuda 27-29 Mart 1996 tarihleri arasında Ankara'da "Avrasya Ülkeleri Kadınları işbirliği Grubu Birinci Toplantısı" gerçekleştirildi. Toplantıda bu işbirliğinin kurumsallaşması için bir protokol hazırlandı, protokolün yürürlüğe girmesi için yedi katılımcı ülkenin imzasının tamamlanması gerekmektedir.
30 Ağustos 8 Eylül 1995 Türkiye Pekin'de yapılan ve 189 ülkenin katıldığı 4. Dünya Kadın Konferansı'na katılarak taahhütleri çekincesiz olarak kabul etti.
Kasım 1995 Güneydoğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı tarafından bölgedeki kadınların durumunun iyileştirilmesi ve kalkınma sürecine entegre edilmesi amacıyla planlanan Çok Amaçlı Toplum Merkezlerinin (ÇATOM) ilki Urfa'da açıldı. 2000 yılı itibariyle bölgedeki sayısı 21'e ulaştı.
1996 Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü'nce, 4. Dünya Kadın Konferansı'nda kabul edilen eylem planı ve taahhütler çerçevesinde kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler, gönüllü kadın kuruluşları, siyasal partiler, sendikalar, meslek örgütleri ve basının katılımı sağlanarak ulusal eylem planı hazırlandı.
1996 Kadın Çalışmaları alanında ilk yüksek lisans diploması İstanbul Üniversitesi Kadın Çalışmaları Ana Bilim Dalı tarafından verildi.
1996 4. Dünya Kadın Konferansında verilen taahhütler gereğince Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü koordinasyonunda gönüllü kadın kuruluşlarının katılımıyla kadın sorunlarının yoğunlaştığı dört alanda; eğitim, sağlık, hukuk ve istihdam komisyonları oluşturuldu.
29 Haziran 1996 Anayasa Mahkemesi Türk Ceza Kanunu'nun erkeğin zinasını suç olarak düzenleyen 441. maddesini anayasanın eşitlik ilkesine aykırılığı gerekçesiyle iptal etti. 27.12.1996 tarih ve 228600 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan kararda verilen bir yıllık süre içinde yasal düzenleme yapılmaması nedeniyle erkeğin zinası 27.12.1997 tarihinden itibaren suç olmaktan çıktı.
1996 Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bünyesinde "Kırsal Kalkınmada Kadın Daire Başkanlığı" kuruldu.
1997 Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü koordinasyonunda 13 il valiliği bünyesinde "Kadının Statüsü Birimleri" kuruldu.
22 Mayıs 1997 Kadının evlendikten sonra kocasının soyadını almakla birlikte, kendi soyadını da kullanabilmesi Medeni Kanun'un 153. maddesinde yapılan değişiklikle sağlandı.
19.11.1997 Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü'nün önerisi üzerine İçişleri Bakanlığı'nca nüfus cüzdanlarında medeni hal kısmında "evli/ bekar/ dul/ boşanmış" gibi ifadelerin yerine sadece "evli" veya "bekar" ifadelerinin kullanılmasını düzenleyen genelge yayımlandı.
18 Ağustos 1997 Zorunlu temel eğitimi beş yıldan sekiz yıla çıkaran 4306 sayılı kanun yürürlüğe girdi.
13-14 Kasım 1997 Türkiye Cumhuriyeti, amacı uzman bakanların çalışma alanları ile ilgili konularda Avrupa Konseyi faaliyetlerine etkin bir şekilde katılmalarını teşvik etmek olan Kadın-Erkek Eşitliğinden Sorumlu Avrupa Bakanlar Konferansı'nın dördüncüsüne ev sahipliği yaptı. Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü'nce İstanbul'da gerçekleştirilen konferansa Avrupa Konseyine üye 40 ülkeden 38'i katıldı. 176 kişinin katıldığı konferans sonucunda üye ülkelerin eşitlik politikalarına yön verecek bir deklarasyon hazırlandı.
23 Haziran 1998 Anayasa Mahkemesi kadının zinasını suç olarak düzenleyen Türk Ceza Kanunu'nun 440. maddesini anayasanın eşitlik ilkesine aykırılığı gerekçesiyle iptal etti. Gerekçeli karar 13.03.1999 tarih ve 23638 sayılı Resmi Gazetede yayımlandı.
17 Şubat 1998 743 sayılı Türk Medeni Kanun'un yerini almak üzere Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan Türk Medeni Kanunu Tasarısı Adalet Bakanlığı ve Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü'nün ortaklaşa yaptığı bir toplantı ile kamuoyunun bilgisine sunuldu.
21 Ekim 1998 Adalet Bakanlığı, Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü, ve kadın kuruluşlarının oluşturduğu gündem sonucunda bekaret kontrolünün, ancak takibi şikayete bağlı suçlarda, mağdurun rızası alınarak, ırza geçme gibi re'sen takip edilen suçlarda ancak hakim kararı ile gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ise Cumhuriyet savcısının yazılı izni ile yapılabileceğini düzenleyen bir genelge yayınladı.
1998 İçişleri Bakanlığı'nca nüfus cüzdanlarında yapılan düzenlemeye paralel olarak Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü'nce verilen dul ve yetim tanıtım kartlarındaki "Emekliye Yakınlığı" bölümünde yer alan "dul kadın vb." ifadelerin yerine sadece "eşi, kızı, oğlu, annesi, babası" gibi ifadelerin kullanılması sağlandı.
1998 Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi'nin ana hedefleri çerçevesinde Türkiye'de kadının durumunu değerlendirmek amacıyla bir Araştırma Komisyonu kuruldu ve hazırlanan rapor kitap olarak Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü'nce yayımlandı.
17 Ocak 1998 Aile içi şiddete uğrayan kişilerin korunması için gerekli tedbirlerin alınmasını düzenleyen 4320 Sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun yürürlüğe girdi.
1998 Gelir Vergisi Kanunu'nda yapılan bir değişiklikle aile reisinin beyanname vermesi esası kaldırılarak kadınların kocalarından ayrı olarak beyanname vermesi sağlandı.
1998 Ankara Barosu Kadın Hukuku Komisyonu tarafından Ankara Adliyesi içinde şiddete uğrayan kadınlara hukuki danışmanlık ve psikolojik destek hizmetleri vermek üzere Kadın Danışma Merkezi kuruldu.
1999 İstanbul Barosu Kadın Hukuku Komisyonu Kadın Hakları Uygulama Merkezi'ni kurdu.
20 Mart 1999 Barolar bünyesindeki Kadın Hakları/Hukuku Komisyonları arasında koordinasyonu sağlamak amacıyla "Türkiye Barolar Birliği Kadın Hakları Komisyonları Ağı (TÜBAKKOM)" kuruldu. Giderek artan komisyonların sayısı 2001 yılı itibariyle kırk civarındadır.. TÜBAKKOM bünyesindeki Kadın Danışma Merkezlerinin kurumsallaşmış olarak sayısı iki olmakla birlikte pek çok komisyon danışma hizmetleri de vermektedir.
Eylül 1999 Türkiye, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığı Önleme Sözleşmesi'ni onaylarken koyduğu aile hukukunu ilgilendiren 15 ve 16. maddelerine ilişkin çekinceleri kaldırdı.
1999 Kadın erkek eşitliği açısından önemli değişiklikler içeren Medeni Kanun Tasarısı hazırlanarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunuldu.
16 Aralık 1999 Kadınların yaşadığı ayrımcı uygulamaların giderilmesine yönelik kurumsal mekanizmaların oluşturulması çalışmaları çerçevesinde Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü ve Norveç Büyükelçiliği işbirliği ile "Eşitlik Ombudu Ne Kadar İşlevsel? Norveç Deneyimi" konulu bir konferans düzenlendi.
14 Mayıs - 14 Haziran 2000 Kadın sorunlarını gündeme getirmek, tartışmalara her yöredeki kadınların katılımını sağlamak amacıyla Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü, valilikler, barolar, üniversiteler ve gönüllü kadın kuruluşlarının işbirliği ile ülke genelinde "2000 Yılı Kadın Toplantıları" adı altında panel, konferans, şenlik, sergi vb. yaklaşık 200 etkinlik gerçekleştirildi.
01 Mart 2000 Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü'nce yapılan çalışma çerçevesinde Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde "Kadın Erkek Eşitliği Daimi Komisyonu" kurulmasına dair hazırlanan teklif, Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasa Komisyonunda görüşülerek, anılan Komisyon yerine "Kadın Erkek Eşitliğini İzleme Kurulu" kurulması yönünde karara varıldı. Kurulun oluşturulması TBMM içtüzüğünde değişiklik yapılmasına dair çalışmaların tamamlanmasını beklemektedir.
16 Mayıs 2000 Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü ve İstanbul Barosu Kadın Hakları Komisyonu işbirliği ile Avrupa Birliğine uyum sürecinde toplumsal cinsiyet eşitliği açısından Anayasanın değerlendirildiği "Avrupa Birliğine Giriş sürecinde Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Kadın Erkek Eşitliği Politikaları" konulu panel düzenlendi.
5-9 Haziran 2000 Türkiye, Pekin Deklarasyonu ve Eylem Platformunun sonuçlarının değerlendirilmesi, tam olarak uygulanmasının sağlanması, yeni eylem ve girişimlerin belirlenmesi amacıyla New York'ta yapılan "Kadın 2000:21.Yüzyıl İçin toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Kalkınma ve Barış" konulu Birleşmiş Milletler Genel Kurul Özel Oturumuna katıldı. Türkiye tarafından teklif edilen, kadın erkek eşitliği bakış açısının ana plan ve politikalara yerleştirilmesi, kota uygulamaları ve diğer araçlarla olumlu ayrımcılık politikalarının geliştirilmesi, erken ve zorla evlendirme ile namus cinayetlerinin kadınlara yönelik şiddet türleri arasında yer almasının yanısıra diğer temel konulardaki önerilerin Sonuç Belgesinde yer alması sağlandı.
8 Eylül 2000 Ek İhtiyari Protokol Türkiye tarafından imzalandı. Onay aşaması için Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine alındı. Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesinin daha etkin bir şekilde uygulanmasını sağlamak amacıyla Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan Ek İhtiyari Protokol ile Sözleşmenin taraf devletler tarafından ihlali durumunda kişilere ve kişilerden oluşan gruplara başvuru hakkı tanınmakta ayrıca uygulamaları denetlemek üzere Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi (CEDAW) Komitesine yapılacak şikayetleri kabul etme ve inceleme yetkisi tanınmaktadır.
26 Ekim 2000 Kadına yönelik uluslararası sözleşme ve konferanslarda, eşitlikçi bir toplumsal yaşamın gereği olarak vurgulanan ders kitapları ve müfredatın eğitimin ilk basamağından başlayarak cinsiyetçi öğelerden ayıklanması hedefi doğrultusunda Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü'nce "Eğitim Materyallerinde Cinsiyetçi Ögeler" konulu panel ile "Ders Kitaplarında Cinsiyetçilik 1928'den Günümüze" konulu fotoğraf sergisi düzenlendi. Toplantıya ilişkin dokümanların derlendiği "Eğitim Materyallerinde Cinsiyetçi Öğeler" adlı kitap ile ayrıca "Ders Kitaplarında Cinsiyetçilik" adlı bir araştırma kitap olarak yayımlandı.
24 Kasım 2000 Ülkemizde giderek artmakta olan töre cinayetlerine karşı kamuoyu oluşturmak üzere "25 Kasım Kadınlara Karşı Şiddete Hayır Günü" nedeniyle Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü ve Şanlıurfa Valiliği işbirliği ile "Kadına Yönelik Şiddet" konulu bir panel düzenlendi. Panel resmi düzeyde töre cinayetlerine karşı duruşun zeminini oluşturdu.
17 Şubat 2001 Türk Medeni Kanunu'nun yıldönümü nedeniyle TBMM Adalet Komisyonunda görüşülmekte olan Medeni Kanun Tasarısının eşitlikçi özünün korunarak yasalaşması için Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü ve kadın kuruluşları tarafından kamuoyu oluşturma faaliyetlerinde bulunuldu. Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü'nce "Türk Medeni Kanunun'un Kabulünün 75. Yıldönümü 2001 Gündemimiz: Tasarının Yasalaşması" konulu, tasarı ile öngörülen değişikliklerin değerlendirildiği bir panel gerçekleştirildi.
Kadın dernekleri ve diğer sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla "Medeni Yasa Tasarısı İçin Hep Birlikte" yürüyüşü gerçekleştirildi.
Nisan 2001 Kadın ve aileden sorumlu Devlet Bakanlığı ve Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü'nün katkılarıyla Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Raporu'nda, eşitlik politikaları için bir alt yapı oluşturulması, hazırlanan tüm plan ve politikaların bu madde ile uyumlu olması gerekliliğinin sağlanması, aynı zamanda devletin eşitliği sağlamak için olumlu ayrımcılık dahil her türlü tedbiri almasının yolunu açmak üzere Anayasanın eşitlik ilkesini düzenleyen 10. maddesine bir fıkra eklenmesi önerisi; ulusal mekanizma olan Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü teşkilat yasasının çıkarılması; farklı statü hukukuna bağlı olarak çalışanların doğum izinlerine ilişkin farklı düzenlemelere son verecek ve ebeveyn izni müessesesini tesis edecek kanun tasarısının yasalaşmasının yanısıra ilgili her konuda işbirliğine gidilmesini öngören kısa ve uzun vadeli hedeflerin yer alması sağlandı.
16 Mayıs 2001 Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü'nce, Kadın-Erkek Eşitliğini Ana Plan ve Politikalara Yerleştirme Stratejisini benimseyen ülke örnekleri konusunda bilgilenmeyi sağlamak üzere Hollanda Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı Devlet Sekreteri'nin deneyimlerini aktardığı "Kadın-Erkek Eşitliğini Ana Plan ve Politikalara Yerleştirme: Hollanda Deneyimi" başlıklı bir konferans düzenlendi.
21 Haziran 2001 TBMM Adalet Komisyonunca kabul edilen Türk Medeni Kanunu Tasarısı Genel Kurula sevk edildi.
27-29 Haziran 2001 Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü'nce, Norveç Büyükelçiliğinin katkılarıyla Ankara'da "Türkiye'de Kadın Politikaları ve Kurumsallaşma" konulu bir toplantı gerçekleştirildi. Toplantıya ilgili kamu kuruluşları, üniversitelerin Kadın Araştırma ve Uygulama Merkezleri ile gönüllü kadın kuruluşları temsilcileri katıldı. Toplantıda, hukuk, eğitim, çalışma yaşamı ve şiddet başlıkları altında çalışma grupları oluşturularak önümüzdeki dönem için hedefler belirlendi.
22 Kasım 2001 Yeni Türk Medeni Kanununun TBMM tarafından kabulü
1 Ocak 2002 Yeni Türk Medeni Kanununun yürürlüğe girmesi
30 Temmuz 2002 CEDAW Ek İhtiyari Protokolünün onaylanması
devamını okuyunuz... >>

2011 YILI zamlı memur maaşları

Memur maaş katsayıları, 0,21'lik enflasyon farkı ve yüzde 4'lük ocak zammına göre yeniden belirlendi.
Katsayılara göre yüzde 4,22 olarak belirlenen memur maaş zammı, denge tazminatı ve aile yardımındaki artış da dahil edildiğinde, yüzde 5,1 ile yüzde 12,3 düzeyine yükselecek.
AA muhabirinin Maliye Bakanlığından edindiği bilgiye göre, 1 Ocak'tan geçerli olmak üzere katsayıları enflasyon farkına göre düzenleyen bir Kararname Taslağı hazırlandı. Taslakta, 2010 yılının temmuz-aralık döneminde 0,059445 olarak uygulanan maaş katsayısı 0,061954'e, 0,79310 olan taban aylık katsayısı 0,82656'ya, 0,018843 olan yan ödeme katsayısı da 0,019638'e çıkarıldı.Katsayı düzenlemelerinde genel oransal zam da yüzde 4,22 olarak tespit edildi.
MAAŞLARDAKİ DİĞER İYİLEŞTİRMELER
Bu arada memur sendikalarıyla yapılan toplu görüşmeler sırasında uzlaşma sağlanan konular da, maaş düzenlemelerine yansıtıldı.Bu çerçevede, kamuda kurumsal ek ödemesi olmayan personele değişik adlar altında ödenmekte olan denge tazminatı (ek ödeme) oranında 14 puanlık artışa gidiliyor. Bunun maaşlara katkısı da 81,85 lira olarak hesaplandı.
Aynı şekilde eşler için ödenmekte olan aile yardımı ödeneği de 20 lira artırıldı. Katsayıların getirdiği ek artışla birlikte 2010 yılının 2. yarısında 89,17 lira olan aile yardımı ödeneği, bu yılın ilk 6 aylık döneminde 112,94 lira olarak uygulanacak.
Geçen yılın temmuz-aralık döneminde 44,58 lira olarak ödenen çocuk yardımı da (2 çocuk için), yeni katsayılarla ocak-haziran dönemi için 46,47 liraya çıktı.
Asgari ücretin 1 Ocak'tan geçerli olmak üzere 796,5 liraya yükseltilmesiyle birlikte değişen asgari geçim indirimi rakamları da kamu çalışanlarının maaşlarında ek iyileşme sağladı.
İŞTE ZAMLI MAAŞLAR
Yeni katsayılar, memur maaşlarına yüzde 4,22 oranında artış sağlarken, toplam zam oranı, denge tazminatı, aile-çocuk yardımı ve asgari geçim indirimindeki artış da dahil edildiğinde yüzde 5,1 ile yüzde 12,3 arasına yükseliyor.
Söz konusu düzenlemelerin ardından aile ve çocuk yardımı (2 çocuk için) almak kaydıyla müsteşar maaşı, 4.834 liradan 5.144 liraya, genel müdür maaşı ise 4.416 liradan 4.708 liraya çıkıyor. Böylece müsteşar ve genel müdür maaşında yüzde 6,41 oranında artış meydana geliyor.
12'nin 1'inden maaş almakta olan bir hizmetlinin Aralık ayında 1.300 lira olan maaşı Ocak'ta 1.460 liraya, 13'ün 1'inden maaş almakta olan bir devlet memurunun Aralık'ta 1.333 lira olan aylık maaşı ise 1.496 liraya çıkıyor. Buna göre, hizmetli maaşındaki artış yüzde 12,3, diğer memurun maaşındaki artış da yüzde 12,2 olarak belirleniyor.
SÖZLEŞMELİ ÜCRETLERİ
Maliye Bakanlığı, enflasyon farkı nedeniyle sözleşmeli ücret tavanlarını da yeniden düzenledi.Buna göre, KİT'lerde sözleşmeli olarak çalışan personelin Aralık ayında 3.120 lira olan ücret tavanı, Ocak'ta 3.252 liraya çıkarıldı. 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu 4-B kapsamında çalışanların ücret tavanı ise 2.767 liradan 2.884 liraya yükseltildi.
En yüksek devlet memurunun Aralık'ta 3.219 lira olan sözleşme ücreti de, bu yılın ocak-haziran döneminde 3.355 lira olarak belirlendi. 2010 yılının temmuz-aralık döneminde 2.517,01 lira düzeyinde bulunan kıdem tazminatı tavanı ise bu yılın ilk yarısında 2.623,23 lira olarak uygulanacak. Öte yandan devlet memurları ve sözleşmeliler, 15 Ocak'ta zamlı maaşlarını alacak. Kamu çalışanlarına 14 günlük de zam farkı verilecek. Memur emeklilerinin zam farkları ise Sosyal Güvenlik Kurumunun belirleyeceği tarihte ödenecek.
MEMUR MAAŞLARI
Maliye Bakanlığına göre, memurların Aralık maaşları ile yüzde 4,22'lik katsayı zammı, denge tazminatında 81,85 liralık artış, 112,94 liralık aile yardımı, 46,47 liralık çocuk yardımı (2 çocuk için) ve buna göre hesaplanan asgari geçim indirimi tutarları dikkate alınarak hesaplanan ocak ayı maaşları şöyle:
MEMURLAR ARALIK MAAŞI OCAK MAAŞI
Müsteşar 1/4  4.834 5.144
Genel Müdür 1/4  4.416 4.708
Şube Müdürü 1/4 2.235  2.436
Memur 9/3 1.338 1.501
Memur 13/1 1.333 1.496
Hizmetli 12/1 1.300  1.460
Öğretmen 1/4 1.792 1.974
Öğretmen 9/3  1.550 1.721
Kaymakam 7/1 2.875 3.021
Başkomiser 3/1 2.330 2.535
Polis memuru 8/1  2.060 2.253
Uzman doktor 1/4  2.355 2.561
Doktor 7/2 1.992 2.182
Hemşire-Lise 11/2  1.510 1.679
Mühendis-Büro 1/4 2.305 2.508
Teknisyen-Büro 11/1 1.510 1.680
Profesör 1/4 3.790 4.056
Arş. görevlisi 7/3 1.803 1.985
Vaiz 1/4 1.937 2.124
Avukat 1/4 2.514 2.726

-Aralık maaşlarının içinde 89,17 liralık aile yardımı, 44,58 liralık çocuk yardımı ve buna göre hesaplanan asgari geçim indirimi yer alıyor.
-Ocak ayı maaşlarının içinde 112,94 liralık aile yardımı, 46,47 liralık çocuk yardımı ve asgari geçim indiriminin yanı sıra denge tazminatındaki artış
da bulunuyor.
-Sağlık personeli maaşının içinde ilgili mevzuat uyarınca ödenen döner sermaye payları bulunmamakta, ancak 375 Sayılı KHK'nın ek 3. maddesi uyarınca kadro unvanına bağlı yapılan ödemeler yer almaktadır.
-Maliye Bakanlığı, maaş tablosunda döner sermaye ya da ek ders ücreti adı altında yapılan ödemelerin de toplama dahil edilerek kıyaslama yapılması gerektiğini belirtiyor.
devamını okuyunuz... >>

Genel kültür soruları

Soru 1 : Müslümanların dünyadaki nüfusu ne kadardır?
Cevap : Yaklaşık 1,5 milyar kadar, dünya nüfusunun dörtte biri kadar
Soru 2 : İmsak ne demektir?
Cevap : Sahurun bitimi, orucun başlama vaktidir.
Soru 3 : Sahur ne demektir?
Cevap : Oruç tutmak maksadıyla gece kalkılıp, en geç imsak vaktine kadar yenilen yemeğin adı.
Soru 4 : Günümüzde nüfusu en fazla olan İslam ülkesi hangisidir?
Cevap : Endonezya
Soru 5 : Hicri takvim nedir ve kim başlatmıştır?
Cevap : Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Mekke’den Medine’ye hicretini başlangıç kabul eden
ve aya göre hesap edilen takvimdir. Hz. Ömer (r.a.) başlatmıştır.
Soru 6 : Ravza-i Mudahhara nedir?
Cevap : Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in mübarek kabirleri ile minberi arasındaki yerin adı
Soru 7 : Hicri takvim ile Miladi takvim arasındaki fark nedir?
Cevap : Hicri Takvim; Peygamberimiz (s.a.v.)’in hicretiyle başlar, hesaplamalar aya göredir.
Miladi takvim; Hz. İsa (a.s.)’ın doğumuyla başlar, güneşe göre ayarlanmıştır.
Soru 8 : İlk defa dünya haritasını kim çizmiştir?
Cevap : Piri Reis
Soru 9 : Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i övmek için yazılan şiire ne ad verilir?
Cevap : Natı Şerif
Soru 10 : Kaside-i Bürde’nin sahibi şair Kab Bin Züheyr (r.a.)’a Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in
verdiği (hediye ettiği) hırka bugün nerede muhafaza edilmektedir?
Cevap : İstanbul-Topkapı sarayı Hırka-i Saadet dairesinde
Soru 11 : Rasulüllah (s.a.v.)’in Veysel Karani’ye hediye olarak bıraktığı, Hz. Ömer (r.a.) ve
Hz. Ali (r.a.)’ın bu vasiyeti yerine getirerek ulaştırılan Hırkası bu gün nerededir?
Cevap : İstanbul’da Hırka-i Şerif Camiinde bulunmaktadır
Soru 12 : Keçeli Halil adında bir zat, yemeği canı istediği bir şeyin parasını bir kenara ayırarak sonunda
biriktirdiği bu paralarla bir mescit inşa ettirmiştir. Bu mescidin adı nedir ve nerededir?
Cevap : Sanki Yedim Mescidi. Fatih Camisinin Doğusunda
Soru 13 : Dünyaca ünlü iki müslüman boks şampiyonunun adı nedir?
Cevap : Muhammed Ali (Cassius Clay), Malik Abdülaziz (Mike Tyson)
Soru 14 : İkinci dünya savaşında hangi ülkeye Atom bombası atılmıştır ve atılan şehirler hangileridir?
Cevap : Japonya, Hiroşima ve Nagasaki
Soru 15 : Top ile oynanan beş adet spor dalı sayınız?
Cevap : Futbol, Basketbol, Voleybol, Hentbol, Rugby
Soru 16 : Futbol maçlarında oynanan topun Fifa kurallarına göre ağırlığı ne kadar olmalıdır?
Cevap : 452 gram
Soru 17 : Futbol sahasının büyüklüğü ne kadardır?
Cevap : 50 metre X 100 metre
Soru 18 : Yetmişli yılların sonunda İslam’ı seçen ünlü pop sanatçısı kimdir?
Cevap : Yusuf İslam (Cat Stevens)
Soru 19 : Müslüman olan ünlü deniz bilimcisi ve araştırmacısı olan adamın adı nedir?
Cevap : Kaptan Custeau
Soru 20 : Avustralya adasının en tanınmış hayvanının ismi nedir?
Cevap : Kanguru
Soru 21 : İstanbul ilimizde bulunan asma köprülerin isimleri nelerdir?
Cevap : Boğaz Köprüsü ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü
Soru 22 : Başkent Ankara’da bulunan uluslar arası hava limanımızın adı nedir?
Cevap : Ankara Esenboğa Hava limanı
Soru 23 : Fransa ile İngiltere’yi bir birine bağlayan tünelin adı nedir?
Cevap : Manch Tüneli
Soru 24 : Bulunduğumuz çağda İslam dini en fazla hangi kıtalarda daha fazla yaygındır?
Cevap : Asya ve Afrika
Soru 25 : Futbol toplam kaç kişi ile oynanır?
Cevap : 22 kişi
Soru 26 : Almanya’da bulunan minareli en büyük cami hangi şehirdedir?
Cevap : Mannheim’de (2500 kişilik)
Soru 27 : Papa II. Jan Paul hangi Hıristiyan mezhebinin lideridir?
Cevap : Katolik mezhebi
Soru 28 : Her sınıf ve kademedeki insanların düşünce ve davranışlarında yanlışı değil doğruyu,
zararlıyı değil faydalıyı, zulmü değil adaleti, kötüyü değil iyiyi seçip, uygun vasıtalarla,
ameli meleke kazandırmaya ne denir?
Cevap : Eğitim
Soru 29 : Ankara ilimizin araba ve şehir kod numarası kaçtır?
Cevap : 06
Soru 30 : Bakü hangi devletin başkentidir?
Cevap : Azerbaycan
Soru 31 : Endonezya devleti hangi kıtadadır?
Cevap : Asya
Soru 32 : Genellikle yeni ismi ile anılan Hatay ilimizin eski ismi nedir?
Cevap : Antakya
Soru 33 : Türkiye’nin en büyük gölü hangisidir?
Cevap : Van Gölü
Soru 34 : Türkiye’nin yüzölçümü kaç kilometre karedir?
Cevap : 779.452 kilometre karedir.
Soru 35 : Türkiye’nin en yüksek dağı hangisidir?
Cevap : Ağrı Dağı (5165 metre)
Soru 36 : Türkiye’de bulunan iki akarsuyun adını söyleyiniz?
Cevap : Dicle ve Fırat
Soru 37 : Toros dağları Türkiye’nin hangi bölgesindedir?
Cevap : Akdeniz
Soru 38 : Hollanda’nın başkenti nedir?
Cevap : Amsterdam
Soru 39 : Dünyanın en uzun nehrinin adı nedir?
Cevap : Nil nehri (Afrika kıtasında)
Soru 40 : Semerkant hangi ülkenin sınırları içindedir?
Cevap : Özbekistan
Soru 41 : Doğu Roma imparatoru Rasulüllah (s.a.v.)’in mektubunu okumadan önce,
o sırada Şam’da ticaret için bulunan Ebu Süfyan’dan bilgi aldı. Onun yalan
söylemeyen emin bir insan olduğunu öğrendi ve ona: “İnsanlara yalan söylemeyen
birisinin Allah’a yalan söylemesi mümkün değildir” dedi. Bu imparator kimdir?
Cevap : Herakliyus
Soru 42 : İspanya’da geçmişte kurulmuş olan İslam devletinin adı nedir?
Cevap : Endülüs Emevi Devleti
Soru 43 : Afrika’nın kuzeyinde, Akdeniz’in kıyısında 1.750.000 kilometre kare genişlikte
olan ve nüfusu yaklaşık 3.100.000 olan ülke hangisidir?
Cevap : Libya
Soru 44 : 18.asırda yaşamış Fransız komutan ve devlet adamı, askeri bir eğitim gördükten
sonra orduya katıldı. Önemli askeri başarılardan dolayı kısa sürede Tuğgeneralliğe
yükseldi. Daha sonra 15 sene diktatörlük yaptı. Kendisine has kişiliği ile tanınan,
koyduğu kanunlarla 1789 Fransız devrimini bütün Avrupa’ya yaymıştır.
Bu diktatör Fransız devlet adamı kimdir?
Cevap : Napolyon Bonaparte
Soru 45 : Hayvanlar kaç yapıya sahiptir?
Cevap : İki yapıya sahiptirler; His ve İrade
Soru 46 : “Zaman ihtiyarladıkça Kur’an gençleşiyor” sözü kime aittir?
Cevap : Bediüzzaman Saidi Nursi
Soru 47 : İslami yılbaşı hangi ay ile başlar?
Cevap : Muharrem ayı ile
Soru 48 : Bir gayeyi gerçekleştirmek ve bir davayı hakim kılmak için, hiyararşik bir
yapı içinde bir araya gelerek faaliyet gösteren topluluğa ne denir?
Cevap : Teşkilat
Soru 49 : Kaç yılda bir Şubat ayı 29 çeker?
Cevap : 4 yılda bir
Soru 50 : Eskiden İslam dünyasının ilim beşiği olan Kufe şehri hangi devlet sınırları içindedir?
Cevap : Irak
Soru 51 : Cumhuriyet döneminde bir süre Ezan Türkçe okunmuştur. Hangi tarihler arası
okunmuştur ve kimin dönemindedir?
Cevap : 1932-1950 yılları arsında İsmet İnönü döneminde
Soru 52 : 165 tane dik çivinin üzerine sırt üstü yatarak göğsünde 35 kilo ağırlığındaki
betonu kırdırtan ve yine sırtında takoz parçalattıran
Cevap : Yılmaz Aydın
Soru 53 : Eski güreşçilerimizden olup Amerika’da katıldığı bir şampiyonada birincilikler
alan ve kendisine “benimle evlenirsen milyarlarım senin olur” diyen Amerikalı
bir bayana “Bire hatun biz buraya damızlık için mi geldik” diyen pehlivanımız kimdir?
Cevap : Koca Yusuf
Soru 54 : Diğer bir adı “Küçük Asya”dır. Kuzeyinde Marmara denizi ve Kara Deniz,Doğusunda
Gürcistan, Nahçivan ve İran, Güneyinde Irak, Suriye ve Akdeniz, batısında ise
Ege denizi ile çevrilidir. Yüzölçümü 756.855 kilometre karedir. Fırat, Dicle, Kızılırmak,
Yeşilırmak ve Sakarya önemli akarsularıdır. En yüksek yeri 5165 metre ile Ağrı dağıdır.
Zengin bir tarihi olup, jeopolitik açıdan da son derece büyük bir öneme sahip olan bu
bölgenin adı nedir?
Cevap : Anadolu
Soru 55 : Aya ilk defa kaç yılında ve kim ayak bastı?
Cevap : 1969 yılında Neil Armstrong
Soru 56 : İki nehir anlamına gelen, Fırat ve Dicle nehirleri arasındaki topraklara daha geniş anlamda
Sattülarabin iki yakasında ve İran yaylasının batı eteğinde bulunan ülkelere tarih boyunca
verilen isimdir.Uygarlıkların merkezi olmuş ve ev sahipliği yapmış olan bu bölgenin adı nedir?
Cevap : Mezopotamya
Soru 57 : 1940 yılında Ankara’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Alman Filojisini bitirdi. Çeşitli devlet
görevlerinde çalıştı, TRT de görev yaptı. Lise öğrenciliğinde edebiyat hayatına başladı.
Acı adlı bir dergi çıkardı ve edebiyatı Diriliş ve Mavera dergilerinde işledi. Müslümanca
bir duyarlılığın ağır bastığı şiirine sembolik bir alegorik duyguhakimdir. Kitaplarından
bazıları; İşaret çocukları Yedi güzel, Korku ve Yakarıştır. 1987 yılında Pankreas
kanserinden vefat eden şairimiz kimdir?
Cevap : Cahit Zarifoğlu
Soru 58 : Hak, Hakkı üstün tutan sistemlerde şu dört şeyden doğar; a-Doğuştan haklar,
b-Emek karşılığı haklar, c-Adalet gereği haklar, d-Anlaşmalar gereği haklar.
Şimdi kuvveti üstün tutan sistemlerde Hakkın hangi şeylerden doğduğunu siz söyleyiniz?
Cevap : Kuvvet, Çoğunluk, İmtiyaz ve Çıkar
Soru 59 : Toplam talebin toplam arzdan fazla olması, buna bağlı olarak fiyatların yükselmesine
dayanan ekonomik dengesizlik, paranın değerinin düşmesi ve alım gücünün azalması
olayına ne ad verilir?
Cevap : Enflasyon
Soru 60 : Toplum yapısının şeklini, gelişimini ve değişimini inceleyen, bilimsel metot ve araştırma
teknikleri kullanarak, toplum yapısında meydana gelen olayları yorumlayan, teoriler
geliştiren ve kendi kavramları ile kanunlara ulaşan bilim dalına ne denir?
Cevap : Sosyoloji
Soru 61 : Kişinin hastalık, kaza, hapis, bunalım gibi ruhi ve bedeni yaralanmalardan sonra karşılaştığı
güçlükleri yenmesine yardım ederek, kendi kendine yeter duruma gelmesine nedir?
Cevap : Rehabilitasyon
Soru 62 : Dünya üzerinde değişik ekonomik sistemler vardır. Bu ekonomik sistemler faiz açısından
tanımlanabilir.Faizin serbest, piyasa ve karın da serbest olduğu sistem ile, faizin yasak
piyasa ve karın da yasak olduğu sistemler vardır. Birde faizin yasak, piyasa ve karın
serbest olduğu sistem vardır. Tarif edilen bu üç sistemin adlarını yazınız?
Cevap : Kapitalizm, Komünizm, İslam
Soru 63 : Bir çok medeniyete ev sahipliği yapmış olan Kıbrıs adası müslümanlar tarafından ilk defa Hz. Osman (r.a.)’ın
halifeliği zamanında fetholunmuştur. Peygamberimiz (s.a.v.)2in halası Ümmü Hiram’ın da şehit olduğu Kıbrıs,
1573 yılında II. Sultan Selim tarafından Osmanlı idaresine girmiş ve 300yıldan fazla Osmanlı idaresinde
kalmıştır. 1923 Lozan anlaşmasıyla İngilizhimayesine terk edilen Kıbrıs adası sonraları Rumlarla doldurulmaya
başlandı. Adadaki Türklerin adadan çıkarılması için yıldırma politikası uygulayan Rumlar tarafından
vatandaşlarımız olmadık işkencelere tabi tutuldular. Türkiye’nin müdahalesi ile 1974 yılında barışa kavuşan,
ancak karışıklıkların hala dinmediği Kıbrıs adasında, son dönem karışıklıkların esas nedeni Yunanca’da
“Birleşme” anlamına gelen ve Kıbrıs’ın Yunanistan ile birleştirilmesini amaçlayan siyasi hareketler olmuştur.
Bu siyasal hareketin adı nedir?
Cevap : Enosis
Soru 64 : Çin’i Asya üzerinden Anadolu ve Avrupa’ya bağlayan tarihi kervan yoludur. Üzerinden ticaret kanalı ile mal
aktarımının yanı sıra, kültür aktarımlarında da önemli bir rol oynamıştır. Bu yol ile felsefeler, ahlak, örf
ve adetler değiştirilmiştir. Doğudan batıya pusula ve kağıt gidince Avrupa’nın deniz gücü gelişmiştir. 1453 de
İstanbul’un fethi ile önemini kaybetmeye başlayan ve gemilerin gelişmesiyle tamamen işlemez hale gelen
bu tarihi yol nedir?
Cevap : İpek yolu

Soru 65 : Büyük İslam mücahidi ve muzaffer komutan Selahattin Eyyubi tarafından yaptırılan ve içinde Peygamberimiz
(s.a.v.)’in miraca yükselirken bastığı muallak taşını barındıran, sadece kulaktan dolma bilgisi olanların yanlış
olarak Mescidi Aksa olarak bildikleri dışı Kütahya çinileri ile kaplı olan, altın sarısı kubbeye sahip caminin
doğru ismi nedir?
Cevap : Kubbetül Sahra
Soru 66 : Enerji sıkıntısı çekildiği üzerinde yaşadığımız dünyada insanlar enerji elde edebilmek için her türlü yolu
denemektedirler. Suyun akış hızından, rüzgarın esme kuvvetine kadar denenen yollardan biri de maddenin en
küçük parçası olan atomun çekirdeğinden değişimi ile ortaya çıkan enerji türüdür. En yaygın olan 30 ülkede
438 adet santralı bulunan bu enerji nedir?
Cevap : Nükleer Enerji
Soru 67 : Biliyorsunuz bu günkü kapitalist ekonomik sistemlerde faiz önemli bir indikatör, gösterge olarak kabul edilir
ve bütün karlılık ve yapılabilirlik hesapları faiz esas alınarak yapılır. İslam ekonomik sisteminde ise faiz
yasaklanmıştır. Faizin yasaklanması nedeni ile faizin yerine gösterge olarak kullanıla bir müessese geliştirilmiştir.
Bu müessesenin adı nedir?
Cevap : Selem
Soru 68 : Peygamberimiz (s.a.v.)’in: “Ey insanlar, Rabbiniz birdir, Babanızda birdir. Hepiniz Adem’in çocuklarısınız.
Adem ise topraktandır. Allah katında en üstün olanınız takvası en fazla olanınızdır. Arabın Arap olmayana
üstünlüğü yoktur, üstünlük ancak takva iledir. Ey insanlar yarın beni sizden soracaklar ne diyeceksiniz?” diye
sonuçlandırdığı Veda hutbesinin bir bölümünde, yukarıdaki sözleriyle yasakladığı iş nedir ve Peygamberimiz
(s.a.v.) bu hutbeyi hicretin kaçıncı yılı irad etmişlerdir?
Cevap : Irkçılık- Hicretin 10.yılı
Soru 69 : Daha çok sporcularda görülür. İsmini bir eklemdeki yarım ay şeklindeki kıkırdaktan alır. Özellikle diz
eklemlerindeki kıkırdağa verilen isimdir. Bu kıkırdakların çeşitli sebeplerden dolayı zedelenmeleri, yırtılmaları ile
hastalık meydana gelir. Bu sporcu hastalığı nedir?
Cevap : Menüsküs (Menüsküs Lejyonları)
Soru 70 : Güneydoğu Asya’da, Güney Çin denizine bakan, petrol zengini küçük bir sultanlıktır. Adını Malayca “barış ve
selamet yeri” anlamına gelen bir kelimeden bir kelimeden alır. Başşehri Benden Seri Begevan’dır. Nüfusu
300 bin civarındadır. Bu devletin başkanı dünyanın en zengin insanıdır. Uzun yıllar İngiltere’nin sömürgesi olan
bu ülke ikinci dünya savaşı yıllarında Japonya’nın işgali altında kaldı. 1984 yılında İngiltere’den bağımsızlığını
kazanmış olan bu İslam ülkesinin adı nedir?
Cevap : Bruney
Soru 71 : Biyoloji ve fizik bilginlerinden, kanunların uygulanmasıyla ilgili olarak faydalanan, özel bir bilim dalıdır.
Hukuki konularda suçun sebebini, suçta kullanılan araçların nitelik ve kullanış biçimlerini, suçlunun yakalanması
ve suçluluğun ispatı ile ilgili delilleri inceleyen ve günümüzde çeşitli dallara ayrılan bu bilim dalına ne denir?
Cevap : Adli Tıp
Soru 72 : Vücudumuzun sindirim sistemine ait, karnın arka duvarında yatık durumda, midenin ise altında bulunan bir
organdır. Kandaki şeker düzeyini normal sınırlar içinde tutan insulin diye bir hormon salgılar. Bu hormonu
doğrudan doğruya kana verir. Şayet bu hormon yetersiz olursa o zaman şeker hastalığı denen hastalık
meydana gelir. İnsulin denen bu hormonu salgılayan organın adı nedir?
Cevap : Pankreas
Soru 73 : İnsanlık tarihi boyunca Hak-Batıl mücadelesi devam ede gelmiştir. Hak cephesini Allah (c.c.)’ın seçtiği temiz,
asil, münevver, azimli, kararlı, istikrarlı bir dava ahlakı ile peygamberler üstlenmişler, beşerin hidayeti ve
mutluluğu için kıyasıya çalışmışlardır. Batıl cephesini ise, nefislerinin kölesi olan, egoist, menfaatperest,
sadist ve zalim, firavunlar, nemrutlar, hamanlar, karunlar, Ebu Lehep ve Ebu Cehillerin oluşturduğunu görürüz.
Günümüzde de Hak ve batıl mücadelesi aynen devam etmektedir. Batıl cephesini güçlülüğünü haklılık sebebi
görüp, menfaati icabı devamlı surette ülkeleri karıştırmakta, savaşlar çıkarmakta, aile ocaklarını söndürmekte ve
kan akıtmaktadır. Zulmün bir kesiti olarak da Amerika’ya giden beyaz insanlar oraların yerlisi olan mert ve
temiz insanların yani Kızılderililerin neslini yok etmek için bu insanları köleleştirmişler, kafatası avcılığını
serbest bırakmışlar ve kafatası başına 5 dolar ödemişlerdir. Ve bu şekilde en azından 600.000 Kızılderili’nin
kafasını kesmişler, ayrıca bu insanlara Avrupa kökenli hastalık ihtiva eden battaniyeler dağıtmışlardır.
O zamanki zalimlerin torunları da yakın bir zamanda “aids”li battaniyeleri Kürt kardeşlerimize dağıtmışlardır.
Roma imparatorluğunda ise zalimlerin en büyük zevkleri, zavallı insanların aç aslanlara atılıp onlar tarafından
yenilmesini ve arenalarda yaşamak için kendi arkadaşını dahi öldürmek zorunda bırakılan insanların dövüşleri
seyretmektir. Bu dövüşçülere ne denir?
Cevap : Gladyatör
Soru 74 : Daha ziyade 1960 sonrası politik ve ekonomik gerekçelerle Türkiye’den ve diğer İslam ülkelerinden
yüz binlerce müslüman Batı Avrupa ülkelerine hicret etmişlerdir. Bu coğrafyada yaşayan müslümanlar
dini vecibelerini tam istedikleri gibi yerine getirememektedirler. Sorunlarını iletebilecekleri resmi bir
makamdan yoksundurlar. Şimdiye kadar bu coğrafyada iki ülke İslam dinini resmen kabul etmiştir.
Bu iki ülke hangileridir?
Cevap : Belçika ve Avusturya
Soru 75 : İlk Türkçe hutbe kim tarafından, nerede ve ne zaman okunmuştur?
Cevap : 1932 de, Süleymaniye de, Sadettin Kaynak tarafından
Soru 76 : Son 2 asırdır müslüman ülkelere acımasızcasına saldırılar yapılmaktadır. Filistin, Keşmir, Kıbrıs,
Azerbaycan, Bosna gibi İslam ülkeleri de aynı saldırılara maruz kalmaktadırlar. Bu asrın başlarında ise,
Bir Kuzey Afrika ülkesi olan Libya’ya karşı zamanının en gelişmiş teknolojisi ile donanmış İtalyanlar
acımasızca saldırdılar. Ama Kuzey Afrika’nın özgürlük savaşçısı Ömer Muhtar da elinden geldiğince
direniyordu. Ne var ki takdiri ilahi gelmiş ve Ömer Muhtar idam edilerek Rabbine kavuştu. O zamanlar
İtalya’yı yöneten ve Libya’yı yakıp yıkan diktatör kimdir?
Cevap : Mussolini
Soru 77 : Allah yolunda aşkla ve şevkle çalışan bir kardeşimiz, faaliyetlerin yoğun olduğu dönemlerde öyle çok,
öyle çok koşuyor ki, bu koşmaların sonucunda, koşu süratini dünya rekorlarına yaklaştırıyor. Ve böylece
100m’yi 10 saniyede koşar hale geliyor. Bu kardeşimizin sürati saatte kaç kilo metredir?
Cevap : 36 km/h
Soru 78 : Bu sorumuz bir genel yetenek sorusudur. Adeta işgalci, sömürgeci ve zalim devletler gibi,
su üstünde yetişen bir bitki, kapattığı alanı her geçen gün ikiye katlıyor. Eğer bu bitki bir gölü
30 günde tamamen kapatırsa kaç günde yarısını kapatır?
Cevap : 29 günde
Soru 79 : Ozon tabakası tarafından süzülür. Bizlere öldürücü olmayan, hatta faydalı olan miktarı gelir. Bu nedir?
Cevap : Ültra Viole ışınları
Soru 80 : Bu sorumuz bir kavramdır. Arapça bir kelime olup, emir vermek, yasaklamak, serbest bırakmak,
terbiye, sevk ve idare etmektir. Peygamberimiz (s.a.v.) de “bu kavram ve iman halkı dünya ve ahrette
kurtaran iki unsurdur” diye tarif etmektedir. İmandan sonra en büyük yere sahip olan ve hayatımızı
organize eden ve her yönüyle her şeyimizi ilgilendiren, bu kadar önemli olmasına rağmen bazı dönemlerde
müslümanların kendisinden uzak durduğu ve kötü kabul ettiği bu sanatın adı nedir?
Cevap : Siyaset
Soru 81 : Ünlü şair ve yazarlarımızdandır. 1944 yılında Kayseri’de dünyaya geldi. Devlet konservatuarında
Fransızca okutmanlığı yaptı. “Geceleyin bir koşu” ilk şiir kitabıdır. Şiirlerini en son Erbain adlı kitabında
topladı.Yazılarını Mavera, Gösterge dergileri, Milli Gazete de yayınladı. Başlıca eserleri;
“Taşları Yemek Yasak, İrtica Elden Gidiyor.” Bu şair ve yazarımızın adı nedir?
Cevap : İsmet Özel
Soru 82 : Uluslararası Adalet Divanını bulunduğu şehrin adı nedir?
Cevap : Lahey (Den Haag)
Soru 83 : Kendi adı ile anılan bir gölün kenarındadır. Kocaeli, Sakarya, Bilecik illeri,Yenişehir ve Orhangazi
ilçeleri ile çevrilidir. Tarihte Hıristiyanlar için son derece önemli sonuçlar doğurmuş olan Mikaia
Konsülleri burada toplanmıştır. 1075yılında Kutalmışoğlu Süleyman Şahın eline geçen şehir, haçlılar,
Bizanslılar ve Selçuklular arasında el değiştirmiştir. 1331 yılında Orhan Gazi tarafından Osmanlı
topraklarına katılan bu şehir başkentlikte yaptı. Bu dönemde burada Osmanlı devletinin ilk
medreseleri kuruldu.1920-1922 yılları arasında Yunanlıların işgali altında kaldı ve Kurtuluş savaşıyla
Türk topraklarına katılan, Osmanlı döneminden kalma eserler ve çinileri ile meşhur olan ve 14 ile 17.asırlar
arasında üretilen çinileri dünyanın en kaliteli çinilerinden sayılan bu şirin şehrimizin adı nedir?
Cevap : İznik
Soru 84 : Kuzey Afrika’da bir Cumhuriyettir. Akdeniz kıyısındadır. İslam ülkesi olarak biliriz ancak idaresi diğer
İslam ülkeleri gibi laiktir. Çağdaş Firavunlar hüküm sürmektedir ve müslümanlara zulmedilmektedir.
164.000 kilometre kare yüzölçümü olup nüfusu 7 milyon kadardır. Bu ülkenin ismi ve başkenti aynı
isimdedir.1955’de Fransızları kovarak bağımsızlığını kazanmıştır. Uzun yıllar da Osmanlı yönetiminde
kalan bu ülkenin adı nedir?
Cevap : Tunus
Soru 85 : Mücadeleleri marşlara konu olan Eritre’nin başşehrinin ismi nedir?
Cevap : Asmara
Soru 86 : Az kuvvetle büyük ağırlıkları kaldırmaya yarayan araç. Kaldırılacak yük,
yüke uygulanacak kuvvet noktası gibi üç bileşimi bulunur. Bu aletin adı nedir?
Cevap : Kaldıraç
Soru 87 : Kaç kandil gecesi vardır sayınız?
Cevap : 5 tanedir. Mevlit Kandili, Regaip Kandili, Miraç Kandili, Beraat Kandili, Kadir Gecesi
Soru 88 : Kamyon, vinç, dozer gibi makinaların olmadığı Osmanlı döneminde inşa edilen Süleymaniye ile,
her türlü teknik araç ve aletin mevcut olduğu Cumhuriyet döneminde inşa edilen Kocatepe camileri
kaç yılda tamamlanmıştır?
Cevap : Süleymaniye 7 yılda, Kocatepe ise 27 yılda tamamlanmıştır.
Soru 89 : Miladi 712 yılında İslam diniyle tanıştılar. Bağımsızlıklarına 15 Ağustos 1947 yılında tam anlamıyla
kavuşmuşlardır. Farklı ırklar dolayısıyla farklı kültürlere sahip bir çok milletin bir araya geldiği bu ülkede
en önemli birleştirici unsur İslamiyet’tir. Bu dost ülkede bağımsızlığın sembolü Muhammed Ali Cinnah’tır.
803 934 km kare toprağa sahip olan bu ülke1980’li yıllarda önemli bir şahsiyetini şehit veren bu ülkenin adı nedir?
Cevap : Pakistan
Soru 90 : İç Anadolu’da yer alan, toprakları en geniş yerleşim merkezi. Yüzölçümü 47 420 km karedir.
Güney batı kesimleri torosların ormanlık yörelerine kadar uzanır. Kara iklimi hakimdir.
Tahıl ve küçük baş hayvanların üretiminde ülke içinde birinci sırayı alır. Alüminyum, magnezit, krom, civa,
sodyum tuzu, linyit, kurşun, demir ve bakır madenleri vardır. Geniş bulvarları, parkları ve modern binalarıyla
orta Anadolu’nun önemli şehirlerinden biridir. Selçuklulardan kalma çeşitli eserleriyle de ünlü olan
bu şehrimiz hangisidir?
Cevap : Konya
Soru 91 : Bilindiği gibi dünya milletlerinin hepsinin bir marşı vardır. Bizim milli marşımız da İstiklal Marşımızdır.
Bazı marşlar o devletin hükümdarını, başkanını övmekte, bazı marşlar ise abartılı bir şekilde kendi milletini
göklere çıkarmaktadır. Bizim İstiklal Marşımız ise tarih boyunca daima müstakil ve hür yaşamış bir milletin
bu hasletini azimle, heyecanla, imanla birleştiren bir şiir şaheseridir. Her kıtasında imanla dolu coşkuyu dile
getiren marşımız kaç kıtadan oluşmaktadır?
Cevap : 10 kıta
Soru 92 : Uyuşturucu belası bugün özellikle gelişmiş ülkelerin toplumlarını tehdit eden bir konumdur.
Bunun için ülkeler gençlerini böyle bir beladan kurtarmak için büyük çaba sarf edip yüklü miktarlarda para
harcamaktadırlar. Buna rağmen batılı ülkelerin bir çoğunluğunun ruhen boşlukta bulundukları ve bu boşluğu
gidermek için değişik yollara başvurdukları bilinmektedir. Yapılan istatistikler ABD’de gençlerin % 35’ine
yakınının, Avrupa’da okul çağındaki her çocuğun 7 tanesinde birinin yakalandığı uyuşturucu müptelalığı
önceleri esrar denen uyuşturucu ile başlamakta, daha sonra dozu artırarak eroin, morfin ve LSD gibi daha
kuvvetli uyuşturucularla devam etmektedir. İşin ilginç yanı bu uyuşturucuların bitkilerden elde ediliyor olmasıdır.
Yine uyuşturucu çeşitlerinden birisinin yapılmasında kullanılan, daha önce Türkiye’de çokça yetiştirilen fakat
ABD’nin baskısıyla yetiştirilmesi kontrollü olarak azaltılan ve dış kozalağı çizilerek oradan çıkan sütten
uyuşturucu elde edilen bitkinin adı nedir?
Cevap : Haşhaş
Soru 93 : Üç asırdan beri büyük mücadelelere sahne olmuş, her dönemde kendine has mücadele yöntemleri uygulamış
Şeyh Şamiller, Şamil Basayevler yetiştirmiş, insanların tasavvufla yoğrulduğu, 70 yıl Rus Komünizminin
baskısı altında yaşamasına rağmen, İslami benliğini ve mücadele azmini yitirmeyen ve bütün olumsuzluklara
rağmen bağımsızlığını ilan eden, Türkiye’den sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ikinci olarak tanıyan,
milli marşında “La İlahe İllallah” yazan, zikri caddelerde yaparak İslam’ı haykıran Çeçenistan’ın kalleşçe bir
suikastle şehit edilen lideri Cevher Dudayev’in yerine gelen devlet başkanı kimdir?
Cevap : Selimhan Yandarbiyev
Soru 94 : Eskiden bir günlük yaya yol menzili içinde bir bina yapılırdı. Ve böylece yolcuların emniyet ve istirahatı
sağlanırdı. Kervanlar buralara konaklar ve dinlenirlerdi. Bu dinlenme tesislerinin adı nedir?
Cevap : Kervansaraylar
Soru 95 : Bir müslüman diğer bir müslümanın Hakk’ın rahmetine kavuştuğunu duyduğu zaman ne demesi gerekir?
Cevap : “İnna Lillahi ve İnna İleyhi Raciun” (Allah’tan geldik yine Ona döneceğiz)
Soru 96 : 1942’de ABD’nin Kentucky eyaletinde doğdu. 1960 yıllarında Roma olimpiyatlarında kilosunda
şampiyon oldu ve daha sonra profesyonel oldu.1964 yılında müslüman oldu, hemen akabinde yaptığı
ünvan maçı ile dünya şampiyonu oldu. Bir müddet sonra askere çağrıldı, buradan da Vietnam’a gönderilmek
istendi. Fakat buradaki savaşın manasız olduğunu söyleyerek Vietnam’a gitmedi. Bunun neticesinde hapse
atıldı ve dünya şampiyonluğu ünvanı da elinden alındı. Hapisten çıktıktan sonraki maçlarda iki defa daha dünya
şampiyonu olarak üç defa dünya şampiyonluğu rekorunu kırdı. İslam Milleti adlı bir teşkilatın ateşli bir
üyesi olan Muhammed Ali 1980 yılında boksu bıraktı. Daha sonra sinir sistemiyle ilgili olan, el titremesi,
bilinçli hareketlerin zorlaşması gibi bir hastalığa düçar oldu. Bu hastalık nedir?
Cevap : Parkinson hastalığı
Soru 97 : Osmanlı İmparatorluğunda Tazminat fermanının ilan edilmesinden sonra, Ahmet Cevdet Paşanın başkanlığında
oluşturulan bir komisyon tarafından hazırlanan, yurttaşlık haklarıyla ilgili İslami esaslara dayalı kanunlara ne ad verilir?
Cevap : Mecelle
Soru 98 : Asrı saadetteki bir olayın vermiş olduğu ilhamla: “Ey müslüman İslam’ı öyle diri ve sağlam yaşa ki,
seni öldürmeye gelen sende dirilsin” diyen yazar ve Diriliş şairimiz kimdir?
Cevap : Sezai Karakoç
devamını okuyunuz... >>