dünyanın yedi harikası
 felsefe dünyası
 ünlü ressamlar ve resimleri
 icatlar ve keşifler
 Namık Kemal hürriyet kasidesi
 Mevlana ve Mesnevi
Atatürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Atatürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

ATATÜRK'TEN ÖZDEYİŞLER

AHLAK
Tehdide dayanan ahlak, bir erdemlilik olmadığından başka, güvenilmeye de layık değildir.
Birtakım kuşbeyinli kimselere kendinizi beğendirmek hevesine düşmeyiniz; bunun hiçbir kıymeti ve önemi yoktur.
Bir milletin ahlak değeri, o milletin yükselmesini sağlar.
Bir millet, zenginliğiyle değil, ahlak değeriyle ölçülür.
Saygısızlığın, saldırının küçüğü, büyüğü yoktur.
Samimiyetin lisanı yoktur. Samimiyet sözlerle açıklanamaz. O, gözlerden ve tavırlardan anlaşılır.
Medeniyetin esası, ilerlemesi ve kuvvetin temeli, aile hayatın-dadır. Bu hayattaki fenalık mutlaka toplumsal, ekonomik ve politik beceriksizliği doğurur.
Bir millette, özellikle bir milletin iş başında bulunan yöneticilerinde özel istek ve çıkar duygusu, vatanın yüce görevlerinin gerektirdiği duygulardan üstün olursa, memleketin yıkılıp kaybolması kaçınılmaz bir sondur.
BAĞIMSIZLIK
Egemenlik, kayıtsız şartsız ulusundur.
Ulusal egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, mahvolur.
İnsaf ve merhamet dilenmekle millet işleri görülemez; millet ve devletin şeref ve bağımsızlığı elde edilemez, insaf ve merhamet dilenmek gibi bir kural yoktur. Türk milleti ve Türkiye'nin çocukları, bunu bir an akıldan çıkarmamalıdır.
Bağımsızlık, uğruna ölmesini bilen toplumların hakkıdır.
Dünyada ve dünya milletleri arasında sükun, huzur ve iyi geçim olmazsa, bir millet kendisi için ne yaparsa yapsın, huzurdan mahrumdur.
Türkiye'nin güvenini amaç edinen, hiçbir başka ulusun aleyhinde olmayan bir barış yolu, her zaman bizim ilkemiz olacaktır.
Biz Türkler, tarih boyunca hürriyet ve istiklal timsali olmuş bir milletiz.
Tam bağımsızlık denildiği zaman, doğal, siyasal, mali, adli, askeri, kültürel ve her alanda tam bağımsızlık anlaşılır.
Bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında uşak olmaktan kurtulamaz.
Bilelim ki, milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlerin avıdır.
Ulusun bağımsızlığını, yine ulusun kesin kararı ve direnişi kurtaracaktır.
Ben yaşayabilmek için, kesin olarak bağımsız bir ulusun evladı kalmalıyım. Bu yüzden ulusal bağımsızlık bence bir hayat sorunudur.
Ya istiklal, ya ölüm.
BİLİM
Bilim, gerçeği bilmektir.
Bilim ve fen nerede ise oradan alacağız ve ulusun her bireyinin kafasına koyacağız.
Hayatta en hakiki mürşit, ilimdir.

BİRLİK - BERABERLİK
Birlik ve beraberlik; ölümden başka her şeyi yener.
Bir ulus, sımsıkı birbirine bağlı olmayı bildikçe yeryüzünde onu dağıtabilecek bir güç düşünülemez.
Bugün vatanımızda bir milli kudret varsa, o cereyan, felaketlerden ders alan ulusun kalp ve dimağından doğmuştur.
Milli sınırlar içinde bulunan yurt parçaları bir bütündür; birbirinden ayrılamaz.
CUMHURİYET
Cumhuriyet, düşüncesi hür, anlayışı hür, vicdanı hür nesiller . ister.
Ey yükselen yeni nesil! İstikbal sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu devam ettirecek sizlersiniz.
Cumhuriyet düşüncede, bilgide, sağlıkta güçlü ve yüksek karakterli koruyucular ister.
Cumhuriyet, demokratik idarenin tam ve mükemmel bir ifadesidir. Bu rejim, halkın gelişimini ve yükselişini sağlayan, onlardan esirlik, soysuzluk, dalkavukluk hislerini uzaklaştıran bir yoldur.
Cumhuriyetimizin dayanağı Türk toplumudur.
Cumhuriyet, fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre hürmet ederiz.
Cumhuriyet fazilettir.
ÇALIŞMAK
Kendiniz için değil, bağlı bulunduğunuz ulus için elbirliği ile çalışınız. Çalışmaların en yükseği budur.
Denebilir ki, hiçbir şeye muhtaç değiliz, yalnız bir tek şeye ihtiyacımız var: Çalışkan olmak! Servet ve onun doğal sonucu olan rahat yaşamak ve mutluluk, yalnız ve ancak çalışanların hakkıdır. . Yaşamak demek çalışmak demektir.
Türk, öğün, çalış, güven.
DEĞİŞİM
Türk milletinin istidadı ve kesin kararı, medeniyet yolunda durmadan, yılmadan ilerlemektir.
Medeniyet yolunda başarı, yenileşmeye bağlıdır.
İnkılap, Türk ulusunun son asırlarda geri bırakılmış kurumlarını yıkarak yerlerine, ulusun en yüksek uygarlık düzeyine ilerlemesini sağlayacak yeni kurumlar koymaktır.
Türk milletinin son yıllarda gösterdiği harikaların, yaptığı siyasi ve sosyal inkılapların gerçek sahibi kendisidir.
Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.
DİL
Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.
Türk milletindenim diyen insanlar her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır.
Türk dili, dillerin en zenginlerindendir.
EĞİTİM
Okul sayesinde, okulun vereceği ilim ve fen sayesindedir ki, Türk milleti, Türk sanatı, Türk ekonomisi, Türk şiir ve edebiyatı bütün güzellikleriyle gelişir.
Bir millet, savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin yaşayacak sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuyla kaimdir.
Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.
EKONOMİ
Ekonomisi zayıf bir ulus, yoksulluktan ve düşkünlükten kurtulamaz; güçlü bir uygarlığa, kalkınma ve mutluluğa kavuşamaz; toplumsal ve siyasal yıkımlardan kaçamaz.
Ekonomik kalkınma, Türkiye'nin hür, bağımsız, daima daha kuvvetli, daima daha refahlı Türkiye idealinin bel kemiğidir.
Tam bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlıkla olur.
FİKİR
Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre hürmet ederiz. Fikirler, şiddetle, top ve tüfekle öldürülemez.
GENÇLİK
Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen Türk istiklal ve cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Ey yükselen yeni nesil! Gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu sonsuza kadar yaşatacak olan sizlersiniz.
Türk gençliği amaca, bizim yüksek ülkümüze, durmadan, yorulmadan yürüyecektir.
KADIN
Kadınlarımızın genel görev ve çalışmalarda paylarına düşen işlerden başka, en önemli, en hayırlı, en faziletli bir ödevleri de "iyi anne" olmalarıdır.
Ey kahraman Türk kadını, Sen yerde sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.
Dünyada her şey kadının eseridir.
Kadınlarımız eğer milletin gerçek anası olmak istiyorlarsa, erkeklerimizden çok daha aydın ve faziletli olmaya çalışmalıdırlar.
Büyük başarılar, kıymetli anaların yetiştirdikleri seçkin evlatlar sayesinde olmuştur.
Milletin kaynağı, toplumsal hayatın temeli olan kadın ancak faziletli olursa görevini yerine getirebilir.
KÜLTÜR VE MEDENİYET
Bir milletin kültür düzeyi üç safhada; devlet, düşünce ve ekonomideki çalışma ve başarılarının özüyle ölçülür.
Bir millet savaş alanlarında ne kadar zafer elde ederse etsin-, o zaferin sürekli sonuçlar vermesi ancak kültür ordusu ile mümkündür.
Asıl uğraşmaya mecbur olduğumuz şey, yüksek kültürde ve fazilette dünya birinciliğini tutmaktır.
Kültür zeminle orantılıdır. O zemin milletin seciyesidir.
Kültür, okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek ve zekayı geliştirmektir.
MEDENİYET
Medeniyet öyle bir ışıktır ki, ona kayıtsız olanları yakar, mahveder.
Medeni olmayan milletler, medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkumdur.
MİLLET HALK MİLLİYETÇİLİK
Büyük ve tarihi olayları ancak büyük milletler yaşayabilir.
Tarih yazmak, tarih yapmak kadar önemlidir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanı şaşırtacak bir nitelik alır.
Felaketler insanları, zeki milletleri daima azimli ve yeni hamlelere sev keder.
Bir millete hizmet eden onun efendisi olur.
Türk çocuğu atalarını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.
Türk milleti kendisi için, kendi geleceği ve kurtuluşu için çalışan kimseleri ve kurullan zorluk karşısında bırakmayacak kadar yüksek vatanseverlik ve yüksek onur duygusuyla doludur.
Yüksek Türk! Senin için yüksekliğin sınırı yoktur. İşte parola budur.
Bu millet, tarihini iftiharla doldurmuş bir millettir. Türk milletinin geleceği, bugünkü evlatlarının doğru görüşü, yorulmak bilmez çalışkanlığı ile büyük ve parlak olacaktır.
Milletimizin saf karakteri yetenekle doludur. Ancak bu doğuştan gelen yeteneği geliştirebilecek metodlarla donanmış vatandaşlar lazımdır.
Kurtulmak ve yaşamak için çalışan, çalışmak zorunda olan bir halkız. Bundan dolayı her birimizin hakkı vardır, yetkisi vardır. Fakat çalışmak sayesinde bir hakkı kazanırız. Yoksa arka üstü yatmak ve ömrünü çalışmadan geçirmek isteyen insanların bizim toplumumuzda yeri yoktur, hakkı yoktur.
Halkın sesi, Hak'ın sesidir.
ÖĞRETMEN
Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir.
öğretmenler! Cumhuriyet sizden düşünceleri hür, vicdanı hür,irfanı hür nesiller ister.
öğretmenler! Ordularımızın kazandığı zafer, sizin ve ordularınızın zaferi için yalnız ortam hazırlar. Gerçek zaferi siz kazanacaksınız ve sürdüreceksiniz ve kesinlikle başarılı olacaksınız.
öğretmen, yıllar sonra ödülünü alır.
MÜZİK-TÜRK MÜZİĞİ- SANAT
Bir milletin yenileşmesinde ölçü, musikide değişikliği alabil mesi, kavrayabilmesidir.
Millî, ince duygulan, düşünceleri anlatan, yüksek deyişleri, söyleyişleri toplamak, onları bir gün önce, genel son musiki kurallarına göre işlemek gerekir. Ancak bu sayede, Türk milli musikisi yükselebilir, evrensel musikide yerini alabilir.
SANAT
Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.
Yüksek bir insan topluluğu olan Türk Milleti'nin.tarihi bir özelliği de, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir.
Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz... Hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz. Fakat sanatkar olamazsınız.
Sanatkar, toplumda uzun çaba ve çalışmalardan sonra alnında ışığı ilk duyan insandır.
Bir millet sanattan ve sanatkardan mahrumsa, tam bir hayata sahip olamaz.
Bir milletin sanat yeteneği güzel sanatlara verdiği değerle ölçülür.
SPOR
Ben sporcunun çevik ve namuslusunu severim. Spor, ahlaktır.
Türk gençliği, sağlıklı yetişip spor yaparsa ulusumuzun geleceği güvence altındadır.
Sporda başarılı olmak için bütün milletçe sporun niteliği ve değeri anlaşılmış olmak ve ona kalpten sevgiyle bağlanmak ve onu vatan görevi saymak gerekir.
Ben Türk gençliğinin spor yaparak güçlü olmasını isterim.
TAKLİT
Hiçbir millet aynen diğer bir milletin taklitçisi olmamalıdır. Çünkü bir millet, ne taklit ettiği milletin aynı olabilir, ne de kendi milliyetçiliği içinde kalabilir.

TARİH
Tarih, bir milletin kanını, hakkını, varlığını hiçbir zaman inkar etmez.
TUTSAKLIK – ESARET
Milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.
VATAN
Vatan imar istiyor, zenginlik ve refah istiyor, bilim ve ustalık, yüksek uygarlık, hür düşünce ve hür yaşayış istiyor.
Bu vatan, çocuklarımız ve torunlarımız için cennet yapılmaya layıktır.
Bu memleket tarihte Türk'tü, bugün de Türk'tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır
devamını okuyunuz... >>

Atatürk'ün Abdülhamid'i...

Atatürk'ün Abdülhamid'i...
23 Temmuz 1958 tarihinde Hürriyet gazetesi Nizamettin Nazif'in bir yazı dizisini yayınlamaya başlar.Niye bu tarihte yayınlanır dizisi? Meşrutiyet'in ilanının üzerinden 50 yıl geçmiştir de ondan.
Bu hatıraların bir yerinde, 31 Temmuz 1958 tarihlisinde o zamana kadar bilinmeyen bir hatırasını anlatır Tepedelenlioğlu (kendisinin ünlü asi Tepedelenli Ali Paşa'nın torunu olduğunu belirtelim).Anlattıkları gerçekten de hayret vericidir.1937'de artık devlet adamlığıyla iyice olgunlaşan Atatürk'ün Abdülhamid'i nasıl gördüğüne ilişkin çarpıcı bir anektoddur anlattığı.
Kendisinden dinleyelim.
1937 yılında idi.Yaz aylarından biri.
Doğrudan doğruya kendi kontrolündeki bir gazetede ''Makedonya'' adlı bir eserim tefrika ediliyordu.Bir aksam üstü başyaver Celal Bey beni telefonla aradı.Dolmabahçe sarayına davet edildim ve saraya girince de, hemen hiç bekletilmeden, üst kata çıkarıldım.Bir kapı açıldı, kendimi büyük adamın karşısında buldum.Saygılarımı bildirince mutad bir iki nezaket cümlesi ile beni taltif etti.Sonra:
-Yazını okuyorum, dedi.Hürriyetin ilan edildiği zaman küçük bir çocuk olman lazım.Fakat tebrik ederim, o günleri iyi canlandırıyorsun.Yanlız Abdülhamid'i hiç sevmediğin belli.
Biraz durdu.Elindeki bir renkli kalemi, önünde açık duran kalın ciltli Fransızca kitaba dikine vurarak düşünür gibi oldu.Ben susuyordum.Bu hal bir iki dakika devam etti.Sonra birdenbire şu sözler çıktı ağzından:
-Sevme Abdülhamid'i.Gene de sevme! Fakat sakın hatırasına hakaret edeyim deme.Senin neslin biraz daha temkinli kararlar vermeye alışmalı.Bak çocuk! Şahsi kanaatimi kısaca söyleyeyim:
Tecrübe göstermiştir ki, toprakları üsütünde yaşayan insanların çoğunun ahvali meşkük [ne olacakları şüpheli] ve hudutları yalnız düşmanlarla çevrili bir büyük devlette Abdülhamid'in idare tarzı, azami müsamahadır [en yüksek hoşgörüdür].Hele bu idare, on dokuzuncu yüzyılın son yıllarında tatbik edilmiş olursa...
Bunun üzerine ayrılmama müsaade buyurmuşlardı.Saygılarımı tekrarlayarak huzurlarından uzaklaşmıştım.
Mustafa Armağan-Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı
devamını okuyunuz... >>

KONULARINA GÖRE ATATÜRK 'ÜN SÖZLERİ

AHLAK
Tehdide dayanan ahlak, bir erdemlilik olmadığından başka, güvenilmeye de layık değildir.
Birtakım kuşbeyinli kimselere kendinizi beğendirmek hevesine düşmeyiniz; bunun hiçbir kıymeti ve önemi yoktur.
Bir milletin ahlak değeri, o milletin yükselmesini sağlar.
Bir millet, zenginliğiyle değil, ahlak değeriyle ölçülür.
Saygısızlığın, saldırının küçüğü, büyüğü yoktur.
Samimiyetin lisanı yoktur. Samimiyet sözlerle açıklanamaz. O, gözlerden ve tavırlardan anlaşılır.
Medeniyetin esası, ilerlemesi ve kuvvetin temeli, aile hayatın-dadır. Bu hayattaki fenalık mutlaka toplumsal, ekonomik ve politik beceriksizliği doğurur.
Bir millette, özellikle bir milletin iş başında bulunan yöneticilerinde özel istek ve çıkar duygusu, vatanın yüce görevlerinin gerektirdiği duygulardan üstün olursa, memleketin yıkılıp kaybolması kaçınılmaz bir sondur.
BAĞIMSIZLIK
Egemenlik, kayıtsız şartsız ulusundur.
Ulusal egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, mahvolur.
İnsaf ve merhamet dilenmekle millet işleri görülemez; millet ve devletin şeref ve bağımsızlığı elde edilemez, insaf ve merhamet dilenmek gibi bir kural yoktur. Türk milleti ve Türkiye'nin çocukları, bunu bir an akıldan çıkarmamalıdır.
Bağımsızlık, uğruna ölmesini bilen toplumların hakkıdır.
Dünyada ve dünya milletleri arasında sükun, huzur ve iyi geçim olmazsa, bir millet kendisi için ne yaparsa yapsın, huzurdan mahrumdur.
Türkiye'nin güvenini amaç edinen, hiçbir başka ulusun aleyhinde olmayan bir barış yolu, her zaman bizim ilkemiz olacaktır.
Biz Türkler, tarih boyunca hürriyet ve istiklal timsali olmuş bir milletiz.
Tam bağımsızlık denildiği zaman, doğal, siyasal, mali, adli, askeri, kültürel ve her alanda tam bağımsızlık anlaşılır.
Bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında uşak olmaktan kurtulamaz.
Bilelim ki, milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlerin avıdır.
Ulusun bağımsızlığını, yine ulusun kesin kararı ve direnişi kurtaracaktır.
Ben yaşayabilmek için, kesin olarak bağımsız bir ulusun evladı kalmalıyım. Bu yüzden ulusal bağımsızlık bence bir hayat sorunudur.
Ya istiklal, ya ölüm.
BİLİM
Bilim, gerçeği bilmektir.
Bilim ve fen nerede ise oradan alacağız ve ulusun her bireyinin kafasına koyacağız.
Hayatta en hakiki mürşit, ilimdir.

BİRLİK - BERABERLİK
Birlik ve beraberlik; ölümden başka her şeyi yener.
Bir ulus, sımsıkı birbirine bağlı olmayı bildikçe yeryüzünde onu dağıtabilecek bir güç düşünülemez.
Bugün vatanımızda bir milli kudret varsa, o cereyan, felaketlerden ders alan ulusun kalp ve dimağından doğmuştur.
Milli sınırlar içinde bulunan yurt parçaları bir bütündür; birbirinden ayrılamaz.
CUMHURİYET
Cumhuriyet, düşüncesi hür, anlayışı hür, vicdanı hür nesiller . ister.
Ey yükselen yeni nesil! İstikbal sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu devam ettirecek sizlersiniz.
Cumhuriyet düşüncede, bilgide, sağlıkta güçlü ve yüksek karakterli koruyucular ister.
Cumhuriyet, demokratik idarenin tam ve mükemmel bir ifadesidir. Bu rejim, halkın gelişimini ve yükselişini sağlayan, onlardan esirlik, soysuzluk, dalkavukluk hislerini uzaklaştıran bir yoldur.
Cumhuriyetimizin dayanağı Türk toplumudur.
Cumhuriyet, fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre hürmet ederiz.
Cumhuriyet fazilettir.
ÇALIŞMAK
Kendiniz için değil, bağlı bulunduğunuz ulus için elbirliği ile çalışınız. Çalışmaların en yükseği budur.
Denebilir ki, hiçbir şeye muhtaç değiliz, yalnız bir tek şeye ihtiyacımız var: Çalışkan olmak! Servet ve onun doğal sonucu olan rahat yaşamak ve mutluluk, yalnız ve ancak çalışanların hakkıdır. . Yaşamak demek çalışmak demektir.
Türk, öğün, çalış, güven.
DEĞİŞİM
Türk milletinin istidadı ve kesin kararı, medeniyet yolunda durmadan, yılmadan ilerlemektir.
Medeniyet yolunda başarı, yenileşmeye bağlıdır.
İnkılap, Türk ulusunun son asırlarda geri bırakılmış kurumlarını yıkarak yerlerine, ulusun en yüksek uygarlık düzeyine ilerlemesini sağlayacak yeni kurumlar koymaktır.
Türk milletinin son yıllarda gösterdiği harikaların, yaptığı siyasi ve sosyal inkılapların gerçek sahibi kendisidir.
Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.
DİL
Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.
Türk milletindenim diyen insanlar her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır.
Türk dili, dillerin en zenginlerindendir.
EĞİTİM
Okul sayesinde, okulun vereceği ilim ve fen sayesindedir ki, Türk milleti, Türk sanatı, Türk ekonomisi, Türk şiir ve edebiyatı bütün güzellikleriyle gelişir.
Bir millet, savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin yaşayacak sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuyla kaimdir.
Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.
EKONOMİ
Ekonomisi zayıf bir ulus, yoksulluktan ve düşkünlükten kurtulamaz; güçlü bir uygarlığa, kalkınma ve mutluluğa kavuşamaz; toplumsal ve siyasal yıkımlardan kaçamaz.
Ekonomik kalkınma, Türkiye'nin hür, bağımsız, daima daha kuvvetli, daima daha refahlı Türkiye idealinin bel kemiğidir.
Tam bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlıkla olur.
FİKİR
Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre hürmet ederiz. Fikirler, şiddetle, top ve tüfekle öldürülemez.
GENÇLİK
Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen Türk istiklal ve cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Ey yükselen yeni nesil! Gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu sonsuza kadar yaşatacak olan sizlersiniz.
Türk gençliği amaca, bizim yüksek ülkümüze, durmadan, yorulmadan yürüyecektir.
KADIN
Kadınlarımızın genel görev ve çalışmalarda paylarına düşen işlerden başka, en önemli, en hayırlı, en faziletli bir ödevleri de "iyi anne" olmalarıdır.
Ey kahraman Türk kadını, Sen yerde sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.
Dünyada her şey kadının eseridir.
Kadınlarımız eğer milletin gerçek anası olmak istiyorlarsa, erkeklerimizden çok daha aydın ve faziletli olmaya çalışmalıdırlar.
Büyük başarılar, kıymetli anaların yetiştirdikleri seçkin evlatlar sayesinde olmuştur.
Milletin kaynağı, toplumsal hayatın temeli olan kadın ancak faziletli olursa görevini yerine getirebilir.
KÜLTÜR VE MEDENİYET
Bir milletin kültür düzeyi üç safhada; devlet, düşünce ve ekonomideki çalışma ve başarılarının özüyle ölçülür.
Bir millet savaş alanlarında ne kadar zafer elde ederse etsin-, o zaferin sürekli sonuçlar vermesi ancak kültür ordusu ile mümkündür.
Asıl uğraşmaya mecbur olduğumuz şey, yüksek kültürde ve fazilette dünya birinciliğini tutmaktır.
Kültür zeminle orantılıdır. O zemin milletin seciyesidir.
Kültür, okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek ve zekayı geliştirmektir.
MEDENİYET
Medeniyet öyle bir ışıktır ki, ona kayıtsız olanları yakar, mahveder.
Medeni olmayan milletler, medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkumdur.
MİLLET HALK MİLLİYETÇİLİK
Büyük ve tarihi olayları ancak büyük milletler yaşayabilir.
Tarih yazmak, tarih yapmak kadar önemlidir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanı şaşırtacak bir nitelik alır.
Felaketler insanları, zeki milletleri daima azimli ve yeni hamlelere sev keder.
Bir millete hizmet eden onun efendisi olur.
Türk çocuğu atalarını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.
Türk milleti kendisi için, kendi geleceği ve kurtuluşu için çalışan kimseleri ve kurullan zorluk karşısında bırakmayacak kadar yüksek vatanseverlik ve yüksek onur duygusuyla doludur.
Yüksek Türk! Senin için yüksekliğin sınırı yoktur. İşte parola budur.
Bu millet, tarihini iftiharla doldurmuş bir millettir. Türk milletinin geleceği, bugünkü evlatlarının doğru görüşü, yorulmak bilmez çalışkanlığı ile büyük ve parlak olacaktır.
Milletimizin saf karakteri yetenekle doludur. Ancak bu doğuştan gelen yeteneği geliştirebilecek metodlarla donanmış vatandaşlar lazımdır.
Kurtulmak ve yaşamak için çalışan, çalışmak zorunda olan bir halkız. Bundan dolayı her birimizin hakkı vardır, yetkisi vardır. Fakat çalışmak sayesinde bir hakkı kazanırız. Yoksa arka üstü yatmak ve ömrünü çalışmadan geçirmek isteyen insanların bizim toplumumuzda yeri yoktur, hakkı yoktur.
Halkın sesi, Hak'ın sesidir.
ÖĞRETMEN
Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir.
öğretmenler! Cumhuriyet sizden düşünceleri hür, vicdanı hür,irfanı hür nesiller ister.
öğretmenler! Ordularımızın kazandığı zafer, sizin ve ordularınızın zaferi için yalnız ortam hazırlar. Gerçek zaferi siz kazanacaksınız ve sürdüreceksiniz ve kesinlikle başarılı olacaksınız.
öğretmen, yıllar sonra ödülünü alır.
MÜZİK-TÜRK MÜZİĞİ- SANAT
Bir milletin yenileşmesinde ölçü, musikide değişikliği alabil mesi, kavrayabilmesidir.
Millî, ince duygulan, düşünceleri anlatan, yüksek deyişleri, söyleyişleri toplamak, onları bir gün önce, genel son musiki kurallarına göre işlemek gerekir. Ancak bu sayede, Türk milli musikisi yükselebilir, evrensel musikide yerini alabilir.
SANAT
Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.
Yüksek bir insan topluluğu olan Türk Milleti'nin.tarihi bir özelliği de, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir.
Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz... Hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz. Fakat sanatkar olamazsınız.
Sanatkar, toplumda uzun çaba ve çalışmalardan sonra alnında ışığı ilk duyan insandır.
Bir millet sanattan ve sanatkardan mahrumsa, tam bir hayata sahip olamaz.
Bir milletin sanat yeteneği güzel sanatlara verdiği değerle ölçülür.
SPOR
Ben sporcunun çevik ve namuslusunu severim. Spor, ahlaktır.
Türk gençliği, sağlıklı yetişip spor yaparsa ulusumuzun geleceği güvence altındadır.
Sporda başarılı olmak için bütün milletçe sporun niteliği ve değeri anlaşılmış olmak ve ona kalpten sevgiyle bağlanmak ve onu vatan görevi saymak gerekir.
Ben Türk gençliğinin spor yaparak güçlü olmasını isterim.
TAKLİT
Hiçbir millet aynen diğer bir milletin taklitçisi olmamalıdır. Çünkü bir millet, ne taklit ettiği milletin aynı olabilir, ne de kendi milliyetçiliği içinde kalabilir.

TARİH
Tarih, bir milletin kanını, hakkını, varlığını hiçbir zaman inkar etmez.
TUTSAKLIK – ESARET
Milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.
VATAN
Vatan imar istiyor, zenginlik ve refah istiyor, bilim ve ustalık, yüksek uygarlık, hür düşünce ve hür yaşayış istiyor.
Bu vatan, çocuklarımız ve torunlarımız için cennet yapılmaya layıktır.
Bu memleket tarihte Türk'tü, bugün de Türk'tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır
devamını okuyunuz... >>

ATATÜRK'ÜN ANILARI

YENİLSEYDİK SORUMLU BEN OLACAKTIM
Bir aralık konu İstiklâl Savaşı'na geldi. Dikkat ettim, Binbaşılar dahil her komutanın hangi birliğe komuta ettiğini, nerede bulunduğunu, -bir gün önce olmuş gibi- hatırlıyordu. O savaş ki araç, gereç, personel kıtlığı bugün güç tasavvur edilirdi. Tümenlere binbaşılar, Kolordulara yarbaylar komuta ediyordu! Fakat, bu kadro canını dişine takmış bir ekipti. Var olmak ya da olmamak bu savaşın sonucuna bağlıydı. 30 Ağustos bu ruh haletinin eseriydi. Böyle bir dramı, hem yazarı, hem baş aktörünün ağzından dinlemek müstesna bir mutluluktu. O anılar Ata'yı coşturdukça coşturuyordu. Anlatmalarında abartma yoktu. Ama bu anlatış öylesine canlı, öylesine plastikti ki, hepimiz heyecandan heyecana sürükleniyorduk. Anlatışlarını şöyle bağladı:
- İşte büyük zafer böyle ortak bir eserdir. Şerefler de ortaktır.

Bu alçakgönüllülük şaheseriyle konunun kapanacağını tahmin ediyorduk. Bu arada Atatürk bir duraklama yaptı. Sonra içine dönük, adeta kendisiyle konuşur gibi ilave etti:
- Ama yenilseydik sorumluluk ortak olmayacak yalnız bana ait olacaktı.

Bu belagat karşısında gözyaşımı tutamadım. Tarihin, zaferleri kendine maleden, yenilgileri ise maiyetine yükleyen sahte kahramanlarını hatırladım.
Ord. Prof. Sadi IRMAK
Kaynak: Sadi Irmak, Ord Prof. - Atatürk'ten Anılar, 1978


YANINA ALDIĞI İLK ER
O, Samsun'a çıktığı zaman, üstü başı yırtık, postalları patlamış, silahsız bir er gördü. Yüzünün rengi bakıra dönmüş, yağlan eriyip kemik ve sinir kalmış bu Türk askeri ağlıyordu. O'na sordu:
- Asker ağlamaz arkadaş, sen ne ağlıyorsun?
Er irkildi, başını kaldırdı. Bu sesi tanıyordu ve bu yüz ona yabancı değildi. Hemen doğruldu ve Anafartalar'daki Komutanını çelik yay gibi selamladı.
- Söyle niçin ağlıyorsun?
İç Anadolu'nun yanık yürekli çocuğu içini çekti:
- Düşman memleketi bastı, hükümet beni terhis etti. Silahımızı elimizden aldı. Toprağıma giren düşmanı ne ile öldüreceğim? Kemal Atatürk, er'in omzuna elini koydu:
- Üzülme çocuğum, dedi. Gel benimle!
Ve Samsun deposunda giydirilip silahlandırarak yanına aldığı ilk er bu Mehmetçik oldu.

Burhan Cahit MORKAYA

İNANMAYANLAR DA HAKLIYDILAR
Mustafa Kemal realist bir liderdi. Lekelemelerin politika kadrosunu nasıl daraltacağını ve kendisini bir avuç partizan takımı elinde bırakacağını düşünerek, açıkça bir suç işlemiş olanlar dışında yalnız kişisel değerlere saygı gösterdi. Sicil yoklamalarına rağbet etmedi. Bir gün bana:
- Kuva-yı Milliye'ye inanmayanlar da inananlar kadar haklı idiler, demişti.

Falih Rıfkı ATAY
Kaynak: Falif Rıfkı Atay - Mustafa Kemal, Mütareke Defteri, 1955

TÜRK ORDULARI BAŞKUMANDANIYIM
Afyonkarahisar'ın hatlarının çözülmesi sonunda birkaç Yunanlı tutsak, geceleyin Mustafa Kemal'in çadırına getirilmişti. Bunlardan birisi, Muzaffer Generalin doğup büyümüş olduğu Selanik'ten gelmişti. Yüz, kendisine yabancı gelmediğinden ve üniformasında da hiçbir bellilik görmediğinden kim olduklarını ve rütbelerini sormaya başlamıştı.
- Binbaşı mısınız?
- Hayır.
- Albay mı?
- Hayır.
- Korgeneral mi?
- Hayır.
- Peki nesiniz?
- Ben Mareşal ve Türk Orduları Başkomutanıyım! Şaşkınlıktan ağzı açık kalan Yunanlı kekeledi:
- Bir başkomutanın savaş hattına bu kadar yakın yerlerde dolaşması işitilmiş değil de!..

General SHERRIL
Kaynak: General Sherril - Atatürk Nezdinde Bir Yıl Elçilik, 1935

ASKERLE GÜREŞ
Bir gezisinde, Kolordu binasının kapısında aslan yapılı bir Mehmetçik gördü. Çağırdı ve güler yüzle sordu:
- Sen güreş bilir misin?

Yanındakilerden en kuvvetli görünenlerle Mehmetçiği güreştirdi. Genç asker her zaman üstün geliyordu. Çok neşelendi, ayağa fırladı.
Ceketini çıkarıp Mehmet'e ense tuttu:
- Haydi, bir de benimle güreş!

Katıksız ve temiz Anadolu çocuğu Ata'sının yüzüne hayranlıkla baktı:
- "Atam," dedi. "Senin sırtını yedi düvel yere getiremedi. Bir Mehmet mi bu işi başarır?"

Gözleri doldu ve ağlamamak için gülmeye çalıştı.
Tahsin UZER
Kaynak: Millet Dergisi, 1946

KÖYLÜ MİLLETİN EFENDİSİDİR
Bir gece beraber oturuyorduk. Yanımızda Siirt milletvekili Mahmut Soydan, şimdiki Macaristan elçimiz Ruşen Eşref Onaydın, bir de Soysallı vardı. Atatürk, ertesi günü Büyük Millet Meclisi'nde okuyacağı söylevi hazırlıyordu. Mahmut'la Ruşen Eşref not tutuyorlardı. Atatürk ara sıra bana da, "Ne dersin?" diye soruyordu. Ben ne diyebilirim? Hiç... Sonra Atatürk bana döndü ve dedi ki:
- Bu memleketin efendisi kimdir?
Düşündüm. Karşılığı o verdi:
- Türk köylüsüdür, dedi. Ve devam etti:

- Türk köylüsü "Efendi" yerine getirilmedikçe memleket ve millet yükselmez!...
Prof. Mahmut Esat BOZKURT
Kaynak: Tan Gazetesi, 10.11.1942


KAHRAMAN TÜRK KADINI
17Mart 1923 Tarsus:
Mustafa Kemal İstasyon'dan şehre doğru, bir süre yaya olarak yürüdü. O'nu görmek için sabahtan itibaren yolları dolduran Tarsusluların arasından neşe ile selamlar vererek, ilerledi. O sırada ansızın bir olayla karşılaştı.
Milli Mücadele'deki çete giysili bir kadın, Atatürk'ün yolunu keserek ayağına kapandı. Gözyaşlarıyla şöyle haykırıyordu:
- "Bastığın toprağa kurban olayım Paşam!"
Mustafa Kemal onu yerden kaldırmak için eğilirken kulağına bu kadının Kurtuluş Savaşında cephelerde çarpışmış olan (Adile Çavuş) olduğunu fısıldadılar.

Gözlerinden iki damla yaş düşen Mustafa Kemal, bu güneşten yüzü yanmış kadının elinden tutup ayağa kaldırdı ve ona şöyle seslendi:
- "Kahraman Türk kadını! Sen yerlerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde yükselmeye layıksın."

Taha TOROS

BENİM ADIM ATA DEĞİL
Atatürk'ün sinirlendiği önemli bir nokta vardı. Gazetelerde, kendisine "Ata" denildiğini okudukça şöyle dedi:
— Benim adım Ata değil, Atatürk'tür! Bazı gazeteler neden böyle yazarlar?

Şükrü KAYA
Kaynak: Dünya Gazetesi, 10.11.1953





Emsalsiz Bir Adamdı

Atatürk’ün çok sağlam bir bünyesi vardı. Her türlü meşakkate uykusuzluğa son derece mukavemet gösterirdi… Kuvvetliydi. Kuvveti severdi. Yağda kızarmış yumurta ile fasulyeye bayılırdı…

Atatürk ata binmeyi, nişan atmayı, pehlivanlığı severdi. Bunlarda büyük bir maharet gösterirdi. Sarayda sık sık arkadaşları ensesinden tutar, güreşe zorlardı.

Alafranga musikiyi milletin benimsemesini isterdi. Halk türkülerimize bayılırdı. En çok sevdiği “Kız Saçını Kim Ördü” türküsüydü.

Arkadaşlarını hediyelerle sevindirmekten hoşlanırdı. Beni meclis reisliğine seçtikleri zaman redingotum yoktu.

-Redingotsuz başkan olmaz, dedi.

Kendi redingotlarından birini bana verdi…

Fıkra anlatanları severdi. Arkadaşlarından biri güzel bir fıkra duydular mı gelir, ona anlatırlardı. O da yeni öğrendiği fıkrayı misafirine anlatırdı. Onun ağzında fıkra başkalaşırdı.

…Emsalsiz bir adamdı.

Kâzım ÖZALP

Demokrat İzmir Gazetesi, Yıl:17, Sayı:5714, 10 Kasım 1963, s.5



Babası Ali Rıza Efendi

Mustafa Kemal’in babasını biz akranları tabiî tanımıyoruz. Meşrutiyetin ilân edildiğinin gecesi benim evlenme törenimde hazır bulunan arkadaşım Mustafa Kemal Bey’e babasının yakın arkadaşı olan amcam Üzeyir Beyzade Hüsnü Bey, Ali Rıza Efendi’nin de kumral, mavi gözlü, biraz daha uzun boylu ve şişmanca olduğunu ve Mustafa Kemal’e çok benzediğini söylemiş, mert, iyi kalpli, vefakâr bir arkadaş olduğunu anlatmış idi.

Mustafa Kemal’in bu izahattan çok mütehassis olduğunu ve not defterine bunları kaydetmiş bulunduğunu hatırlıyorum.

Asaf İLBAY
“Atatürk’ün Hususî Hayatı”
9 Haziran 1949

***

…Biraz Kıskanırdık

Şık ve temiz giyinmeyi severdi. Kuvvetli, cesaretli insanlara hayranlık duyardı. Güreşe bayılır, mahalle çocuklarını sık sık güreştirir, seyrine doyamazdı. Mahalle Mektebi’nde de, Askeri Rüştiye’de de daima bir büyük insan hâl ve tavrı takınır, gayri ihtiyarî kendisine hürmet telkin ederdi. Hatta bu yüzden biraz kıskanırdık. Onu daima, birinci katın penceresinde görmek mümkündü. Mektepte en çalışkan o değildi ama, en zeki ve en kabiliyetli olarak hocalar onu takdir ederlerdi.

Asaf İLBAY
“Ben Eğilmem” Vatan Gazetesi
10 Kasım 1954

***

“Türklük Mutlaka Kurtarılacaktır”

Koştuk, 23 Nisan’da Ankara’da Mustafa Kemal’e kavuştuk!.. O güne kadar simasını hiç görmemiş olduğum o vakur endamın, kürsüye çıkıp ta içinde bulunduğumuz millî felâketi bütün çıplaklığıyla bildiren ve bunlara çareler gösteren beyanatını dinlerken gönlümün yeis ve nevmididen (ümitsizliğinden) kararmış ufuklarında, güneş gibi feyyaz bir nimetin parladığını görüyor, sevincimden ağlıyordum. Duygularımı, düşüncelerimi o zaman cephede bulunan kardeşim Hamit Şevket’e bildiren mektubumda aynen şöyle demiştim:

- Ben ömrümde bu kadar kuvvetli, bu kadar canlı ve bu kadar kendisine bel bağlanacak ne bir asker, ne bir sivil adam görmedim. Müsterih olalım, âti muhakkak bizimdir!.. Ve Türklük bu büyük adamın alemdarlığıyla mutlaka kurtulacaktır.

Refik İNCE
“Atatürk Nedir” Ulus Gazetesi 1938
Kısa Atatürk Anıları

***

Zafer…

Dumlupınar kazanılmasaydı netice ne olacaktı?

Bu sualin cevabını gene Gazi’nin ağzından işittik:

- Gene ve behemehal zafer…

Asım US
“Atatürk’ün Portresi”
Kurun Gazetesi1938

***

Bu Kanunu Yenilemeyiniz!

Biz o tarihlerde kendisine Başkumandanlık salâhiyeti vermiştik. O, ordunun hayat ve idaresine teallûk eden bahislerde Büyük Millet Meclisi salâhiyetini haiz olacaktı. Bu kadar büyük bir kuvvete, bir an en ufak bir hudut tecavüzü ilâve etmedi. Her üç ayda bir yenileştirdiğimiz bu salâhiyeti istihlâstan sonra tekrar yenilemek istiyorduk. O, bize:

-Efendiler! Size teşekkürler ederim. Memleket artık benim Başkumandanlığımın devamına lüzum göstermeyecek bir vaziyete girmiştir. Bu kanunu yenilemeyiniz!..

Biz ona kuvvet veriyorduk, o bize fazilet ve tevazu ve zamanında kullanılmayacak kuvvetler arkasından koşulmaması dersini veriyordu.

Refik İNCE
“Atatürk Nedir?”
Ulus Gazetesi

***

Tatlı Konuşurdu

Tatlı konuşurdu, dinlemesini bilirdi; hoş anlatırdı; açık yürekle doğru söz söylerdi; sempatikti; vakarlıydı; civanmert tabiatlıydı. Kendi mesleğinde mümtaz, muvaffak, samimi ve sağlam karakterli bir kahraman olması; o zamana kadar politika ve parti işlerine karışmamış bulunması; zarif giyinir, mondaniteden anlar, sohbetten hoşlanır olması, onun ecnebilerin de davetli gördükleri bazı yüksek sosyete çaylarında ve kokteyllerinde hazır bulunmasıyla şeref ve iftihar duyulan bir müstesna şahsiyet haline getiriyordu.

O, her bu türlü toplantılarda, yerli ve yabancı herkesle konuşurdu. Fazla girginlik göstermediği gibi, çegingenlik de göstermezdi. Her vakit açık konuşurdu. Fakat her düşüncesini herkese açmazdı; denizin üst yüzünde, kıyıdan engine ve sığdan derine doğru bir hizada mavilik görünmesi gibi…

Ruşen Eşref ÜNAYDIN
Ulus Gazetesi 19 Ekim 1955

 


devamını okuyunuz... >>

Atatürk'ün getirdiği yenilikler(DEVRİMLER)

1. Siyasal Yenilikler

* Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)
* Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923)
* Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)

2. Toplumsal Yenilikler

* Kadınlara erkeklerle eşit haklar verilmesi (1926-1934)
* Şapka ve kıyafet yeniliği (25 Kasım 1925)
* Tekke zâviye ve türbelerin kapatılması (30 Kasım 1925)
* Soyadı kanunu ( 21 Haziran 1934)
* Lâkap ve unvanların kaldırılması (26 Kasım 1934)
* Uluslararası saat, takvim ve uzunluk ölçülerin kabulü (1925-1931)

3. Hukuk Yeniliği :

* Mecellenin kaldırılması (1924-1937)
* Türk Medeni Kanunu ve diğer kanunların çıkarılarak laik hukuk düzenine geçilmesi (1924-1937)

4. Eğitim ve Kültür Alanındaki Yenilikler:

* Öğretimin birleştirilmesi (3 Mart 1924)
* Yeni Türk harflerinin kabulü (1 Kasım 1928)
* Türk Dil ve Tarih Kurumlarının kurulması (1931-1932)
* Üniversite öğreniminin düzenlenmesi (31 Mayıs 1933)
* Güzel sanatlarda yenilikler

5. Ekonomi Alanında Yenilikler

* Aşârın kaldırılması
* Çiftçinin özendirilmesi
* Örnek çiftliklerin kurulması
* Sanayiyi Teşvik Kanunu”nun çıkarılarak sanayi kuruluşlarının kurulması
* I. ve II. Kalkınma Planları”nın (1933-1937) uygulamaya konulması, yurdun yeni yollarla donatılması
* Soyadı Kanunu gereğince, 24 Kasım 1934”de TBMM”nce Mustafa Kemal”e “Atatürk” soyadı verildi.
devamını okuyunuz... >>

ATATÜRKÇÜLÜK

Atatürkçülüğün Tanımı ve Önemi


Türk Milletinin tam bağımsızlığa, huzur ve refaha sahip olması, devletin millet egemenliği esasına dayandırılması, aklın ve ilmin rehberliğinde Türk Kültürünün çağdaş uygarlık düzeyi üzerine çıkarılması amacı ile;
Temel esasları Atatürk tarafından belirlenen devlet hayatına, fikir hayatına, ekonomik hayata ve toplumun temel müesseselerine ilişkin fikirlere ve ilkelere Atatürkçülük denir.
Atatürkçülüğün kişi ve millet olarak benimsenmesi,tanıtılması, sevdirilmesi mevcut ve gelecekteki saptırıcı ve tutucu cereyanlara karşı korunması; Türk Devletinin Gelişmesinin, Güçlenmesinin ve Parlak geleceğinin güvencesidir.
Atatürkçülük bir bütündür. Atatürk ilke ve inkılâpları ayrı ayrı değerlendirilemez. Onları, bir bütünü oluşturan unsurlar olarak anlamak ve değerlendirmek gerekir. Atatürk ilkelerinin ve inkılâplarının, Atatürkçülükte birbirinden daha az önemli olması diye bir şey düşünülemez.
Atatürkçülük Türk halkının ve Türk yurdunun tabiatından, tarihinden ve ihtiyaçlarından doğmuştur. Türk milletini çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkarmayı amaçlar.
ATATÜRK İLKELERİNİ iki bölümde incelemek gerekir.
1. Türk Devletinin Dayandığı Esaslar (Atatürk İlkelerini Bütünleyen İlkeler):
Tam Bağımsızlık, Millî Egemenlik, Millî Birlik ve Beraberlik, Yurtta Barış Dünyada Barış, Çağdaş Uygarlık Seviyesinin Üstüne Çıkmak, Pozitif Bilimin Rehberliği ve Akılcılık.
2. Atatürkçülüğün Temel İlkeleri:
Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Lâiklik, İnkılâpçılık.
Tam Bağımsızlık:
Atatürk milliyetçiliğinin temelinde yatan bir kavram, “Tam Bağımsızlık” düşüncesidir.
Atatürk “Türk Devletinin dayandığı esaslar” “tam bağımsızlık” ve “kayıtsız şartsız Millî Egemenlik”ten ibarettir. demiştir.
Bu iki temel esas Erzurum ve Sivas kongrelerinde ve ilk Büyük millet meclisinde şekillenmiştir.
Atatürkçülükte Devletin bağımsızlığı, her yönden tam bağımsız olmayı öngörmektedir. Bu hususu Atatürk, “Tam bağımsızlık, bizim bu gün üzerimize aldığımız vazifenin asıl ruhudur. Biz yaşamak isteyen, onur ve şerefi ile yaşamak isteyen bir milletiz.... Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasi, malî, ekonomik, adlî, askerî, kültürel ve her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir.”
“Bu saydıklarımızın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, millet ve memleketin gerçek manası ile bütün bağımsızlığından yoksunluğu demektir.” diyerek açıklamış ve tam bağımsızlığın hangi koşulların sağlanması ile gerçekleştirilebileceğini belirtmiştir.
Tam Bağımsızlığın koşulları:
Tam bağımsızlık, milletin, varlığı ve hukuku için bütün kuvveti ile bizzat kendisinin meşgul olmasını öngörür. “Bir millet varlığı ve hakları için bütün kuvveti ile bütün maddî ve fikrî kuvvetiyle ilgili olmazsa..... kendi kuvvetine dayanarak varlığını ve bağımsızlığını sağlamazsa şunun bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz”
Tam bağımsızlık varlığın ve hayatın esasıdır. Millî ve ekonomik gelişme imkânı elde etmek ve daha çağdaş ve düzenli bir yönetim şeklinde işleri yürütmeyi başarabilmek için her devlet gibi, bizim de gelişme sebeplerimizin sağlanmasında tam bir hürriyet ve bağımsızlığa kavuşmamız, varlığımızın ve hayatımızın esasıdır.
Devlet, içişleri bakımından dışa karşı bağımsız olmalıdır. Bağımsızlık hiç bir dış tesirle zümrelere ayrıcalık tanımaz. Türk Devleti içinde yaşayanların,Türk vatandaşlarının hukuku birdir. Diğer devletlerin tesiri ile veya dinen hiç kimseye ayrıcalık tanınamaz.Atatürk bu konuda “...İçimizde yaşayan ve Müslüman olmayan vatandaşlarımıza bizim siyasi egemenliğimizi ve sosyal dengemizi bozacak fazla bir takım ayrıcalıklar veremeyiz” demiştir.
Adaletin dış müdahalelere karşı bağımsız olması esastır.
Atatürk, “Milletlerin yargı hakkı, bağımsızlığın birinci şartıdır. Adalet kuvveti bağımsız olmayan bir milletin devlet olarak varlığı kabul edilemez.” demek suretiyle Adaletin bağımsızlığını, Devletin bağımsızlığı için şart olarak öngörmüştür.
Tam bağımsızlık, hiçbir devletin himaye ve nüfuz sahasını kabul etmez. “yabancı devletlerin güdümü ve himayesi kabul edilemez”
Tam bağımsızlık, anlaşmalara ve devletlerle karşılıklı yardımlaşmaya karşı değildir.
Tam bağımsızlık, milletlerarası güvenlik antlaşmalarına ve kuruluşlarına karşı değildir.
Tam bağımsızlık ve millî egemenliğin gerçekleşmesi, ekonomik güce bağlıdır: Atatürk bu hususu;
“Tam bağımsızlık için şu genel kural vardır. Millî Egemenlik için bir kanun vardır diyoruz. Bu günde büyük zaferin etkenleri ve yapıcıları olduğumuzu ifade ediyoruz.Bu noktada, çok kesin olan bir gerçeği hep beraber tekrar etmek zorundayız.Bu kadar büyük, bu kadar kutsal ve ulu hedefler, yalnız kağıt üzerinde prensiplerle ve kanun maddeleri ile ve sadece hırslarla, arzularla elde edilemez.Tam olarak gerçekleştirebilmek için tek kuvvet, hakiki en kuvvetli temel ekonomidir.” şeklinde ifade etmiştir.
Millî Egemenlik (Millî İradeye Dayanma):
Millî Egemenlik, dışa karşı özgür ve bağımsız yaşamayı, içeride ise milletin kendi kendini yönetme esasına dayanır. Millet, kendisini oluşturan kişilerin toplamından farklı ve ayrı olarak onların bir sentezinden ortaya çıkmış bağımsız bir kişiliktir. Egemenlik ise milletin toplumun genel idaresidir. Bu idare iktidar ve güç olarak millete aittir. Egemenlik millî iradeye dayanmaktadır. Bu itibarla millî egemenlik, milletin bölünmez iradesidir.
Millî Egemenlik ilkesinin oluşmasını sağlayan ve Erzurum Kongresinin bir ürünü olan Millî kuvvetleri amil ve Millî iradeyi egemen kılmak esası, Sivas Kongresinde millet temsilcilerinin oy birliği ile kuvvetlendirilmiş 20 Ocak 1921 tarihli Anayasada “Egemenlik, Kayıtsız Şartsız Milletindir. İdare usulü halkın kendi kendini idare etmesi esasına dayanır” şekli ile Büyük Millet Meclisi tarafından benimsenmiştir.
Atatürk “Kayıtsız şartsız tabiriyle açıkça ifade edilen egemenliği, milletin sorumluluğunda tutmak demek, bu egemenliğin en küçük bir parçasını; sıfatı, ismi ne olursa olsun, hiçbir makama vermemek, verdirmemek demektir.” şeklinde ifade ederek, Devlet yönetiminde milletin egemenliğinin temel prensip olduğunu açıkça ifade etmiştir.
Millî Birlik ve Beraberlik:
Millî Birlik ve Beraberlik, Türk milletini oluşturan insanların birbirlerini seven, birbirlerine inanan ve güvenen vatandaşlar olarak; yurdun ve milletin yükselmesi amacı etrafında toplanması demektir.
Kurtuluş Savaşının başından itibaren Atatürk’ün üzerinde durduğu konulardan en önemlisi millî birlik ilkesidir.
Atatürk, “Biz esasen millî varlığın temelini millî şuurda ve millî birlikte görmekteyiz.” diyerek millî birlik ve beraberliğin önemini en açık şekilde belirtmiştir.
Türk milletini bir bütün halinde birleştirmek; amaçta, kaderde, tasada ve kıvançta ortak değer yargılarına sahip kılmak, millî birlik ve beraberliğimizin en temel öğesidir.
Bağımsızlığımızı devam ettirmemiz de millî birlik ve beraberliğimizin sağlanmasına bağlıdır.
Atatürkçülüğün en önemli unsurlarından biri de ilmin ve aklın rehberliği altında sürekli çağdaşlaşma ilkesidir. Çağın ilim ve teknolojisinin rehberliği ve getirdiği yeniliklerin ışığı altında toplumun çağdaşlaşmasını sürdürmesidir.
Çağdaşlaşma, Türk Milletini geri bırakmış olan kurumları, boş inançları yıkarak, yerlerine milleti ilerletecek çağa uygun kurumları koymak suretiyle gerçekleştirilebilecektir. Atatürkçülük bu dinamik davranışlara bağlılığı gerektirir.
ATATÜRKÇÜLÜKTE DEVLETİN DİNAMİK İDEALİ
Türk Devleti kişileri ile milleti ile kurumları ile dinamik hedeflere doğru yürüyen dinamik bir varlıktır. Türk Devleti; geleceğe doğru akıp giden ömründe bütün faaliyetlerini dinamik hedefleri gerçekleştirmeye yöneltmiştir.
Türk Devletinin dinamik ideali, Türk milletinin refahını, zenginliğini, mutluluğunu ve varlığını yükseltmeyi sağlayacak hedefleri kapsamaktadır. İç ve dış politikası aynı hedefe yöneliktir.
Dinamik ideal genel olarak Türk milletinin en medeni ve refah seviyesi yüksek bir millet olarak varlığını yükseltmesidir. Dinamik ideal devlet hayatının, fikir hayatının ve ekonomik hayatın uyumlu olarak çalışmasını sağlayacak dinamik amaçları kapsar. Bu amaçlar üç bölümde toplanır;
1)Millî Birlik ve Millî Duyguyu Güçlendiren Millî Amaçlar ile Temel Maddî Amaçlar,
2) Kişi İle İlgili Amaçlar,
3) Millî Kültüre İlişkin Amaçlar.
1) Millî birlik ve millî duyguyu güçlendiren millî amaçlar ile temel maddî amaçlar şunlardır.
a) “Milletimizin yüksek karakterini, yaratılıştan sahip olduğu zekasını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, en değerli varlığımız olan millî birlik, iyi geçinmek ve çalışkanlık duygu ve kabiliyetlerindeki olgunluğu, ulus varlığını ve yurt erginliğini korumak, azim ve kararını devamlı olarak ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek geliştirmek”
b) “Türkiye’yi hür, bağımsız, daima daha kuvvetli daima daha refahlı” olmasını sağlayacak ekonomik güce sahip kılmak.
c) Pozitif bilimin temeline dayanan, güzel sanatları seven, fikir eğitiminde olduğu kadar beden eğitiminde de kabiliyeti artmış ve yükselmiş olan erdemli, kudretli bir nesil yetiştirmek.
d) “Yurdumuzu dünyanın en bayındır ve en medeni memleketleri seviyesine çıkarmak.”
e) “Türkiye’nin emniyetini amaçlayan, hiçbir milletin aleyhinde olmayan bir barış istikametini prensip kabul etmek”
f) Yurtta barış cihanda barış için çalışmak.
2) Kişi ile ilgili amaçlar şunlardır.
a) İnsanca yaşamak,
b) Ellerinde örnekleriyle tarımın, ticaretin, sanatın, çalışma hayatının temsilcisi olmak,
c) Kültürlü insan olmak,
3) Millî kültürümüze ilişkin amaçlar: Millî ve kişisel amaçlara ulaşmak için “millî birlik ve millî duyguyu” millet olarak varlığımızı yükseltecek, koruyacak niteliklere sahip olacak biçimde millî kültürümüzü;
a)“Yüksek ve inkılâpçı bir seviyeye ulaştırmak.”
b) “Çağdaş medeniyet seviyesinin üstüne çıkarmaktır.”
Sonuç olarak; Atatürk’ün Türk milleti için söylediklerini, fikirlerini yapmak istediklerini, yaptıklarını ve başarmaya çalıştıklarını, özet olarak dinamik ideali merkez olarak almak esastır.
Milletimizi gerçek mutluluğa ulaştıracak bizlere ve gelecek nesillere Atatürkçülüğü öğretecek ve uygulatacak araç eğitimdir. Eğitimin başarısı ise irfan ordusunun başarısıdır. İrfan ordusunun özü ise öğretmenlerdir.
Atatürkçü eğitim sisteminde dikkate alınacak temel nitelik Atatürkçülüğü anlamak ve öğretmektir. Atatürkçülük, dinamik ideal yolunda gerçek ve ciddi hedeflerin tespit edilmesini ister. Atatürkçülük, Türk Milleti için doğaldır, sosyaldir, insancıldır.
Her eğitimcinin öncelikle bu hususları benimseyerek geleceğimizin teminatı çocuklarımıza anlatması ve benimsetmesi esas görevi olmalıdır.
TÜRK DEVLETİNİN ANA NİTELİKLERİ
(ATATÜRK İLKELERİ)
a) Atatürkçülükte Devletin Tanımı :
“Devlet dediğimiz zaman her şeyden önce bir insan topluluğu bir millet varlığı anlaşılır. Bundan sonra, bu insan topluluğunun coğrafi sınırlarla belirlenmiş bir arazide yerleşmiş olduğu görülür.
Bir milleti meydana getiren kişilerin, o millet içindeki her çeşit hürriyeti; yaşamak hürriyeti, çalışmak hürriyeti, fikir ve vicdan hürriyetinin, güven altında bulundurulması lazımdır. Keza bir milletin tümünün, her çeşit hürriyeti, yani kendi topraklarında dıştan hiçbir müdahale ve sınırlama olmaksızın, hür ve bağımsız yaşaması ve çalışması lazımdır.
İşte, devlet gerek kişilerin hürriyetini sağlamak için millet üzerinde bir nüfuza ve gerek millet ve memleketin bağımsızlığını koruyabilmek için de kendine özgü bir nüfuz ve kuvvete sahip olmalıdır. (Egemenlik yani meclis ve millî ordu)
O halde devlet, belirli bir toprak üzerinde yerleşmiş ve kendine özgü bir kuvvete sahip kişiler bütününden oluşan bir varlıktır.” şeklinde açıklanmıştır.
b) Türk Devletinin Yapısı ve Dayandığı Esaslar:
Türk Devleti, Türk Milleti ve ülkesinin birlik ve bütünlüğüne, millî egemenliğine ve tam bağımsızlığa dayanır.
Türk Devletinin güçlü olması, uygulanan kuvvetler birliği prensibine dayanır. Kuvvetler birliği prensibi Türkiye’nin koşullarına uyan bir esastır. Bu esas yasama, yürütme ve yargı organlarının kendi usullerinin, esaslarını, ilkelerini millî ve meslekî ahlâka uygun olarak bütünleşecek biçimde teşkilâtlanmalarını ve çalışmalarını gerektirir.
Atatürkçülükte Türk Devletinin iç ve dış güvenliğini Yurtta Barış –Dünyada Barış prensibine bağlı kalınarak sağlanacağına inanılmaktadır. Genel güvenlik ile iç güvenlik, güvenlik kuvvetleri ile yargı mensuplarının iş birliğinde sağlanır.
Atatürk, Yeni Türk devletinin yapısını yabancı bir devletin yapısını taklit ederek düzenlememiştir. Atatürkçü devlet anlayışında millî iradenin mutlak üstünlüğü, Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu esasına dayanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir suretle, hiçbir kimseye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse ve organ, kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz.
c) Türk Devletinin Ana Nitelikleri (Atatürk İlkeleri)
Türk Devleti, “Türk Milletinin maddî ve manevi huzuruna her şeyden fazla önem vermektedir.” Millî varlığın temelini millî şuurda ve millî birlikte gören Türk devleti “Millî ideal sonuçlarını halkın güvenle çalışmasında, ilerleme hevesinde, millî birlik ve millî irade şeklinde” daha belirgin hale gelebileceğine inanmaktadır.
Türk Devletinin nitelikleri ve bu niteliklerin dayandığı ilkeler, Türkiye’yi dinamik idealine ulaştıracak esaslardır.
Atatürk, Türk bağımsızlığını sağladıktan sonra Türk’ün bir daha felaketlere ve tehlikelere düşmemesini sağlayacak bir devlet sistemi kurmuş ve devletin dayanıp uygulayacağı ilkeleri belirlemiştir.
Bu ilkeler milletin bütün ihtiyaçlarına uygun olarak seçilmiş ve Atatürkçülükte devlet sistemi, bu ilkeler üzerine kurulmuştur. Bu ilkeler çeşitli toplum sorunlarının çözülmesinde anahtar ve araç görevini de yapacaktır. Devlet sistemini oluşturan, devletin niteliklerini belirleyen Atatürk ilkeleri, Cumhuriyetçilik, Millîyetçilik, Halkçılık, Laiklik, Devletçilik ve İnkılapçılıktır.
Diğer bir deyişle Türk Devleti (Cumhuriyetçi, Millîyetçi, Halkçı, Devletçi, Lâik ve İnkılapçıdır.”
1- Cumhuriyetçilik: Cumhuriyet, millî egemenlik idealini, milletin irade ve egemenliğini, vatandaşın devlete, devletin vatandaşa karşı hak ve vazifelerini en iyi olarak düzenleyen yönetim şeklidir. Cumhuriyetçiliğin en başta gelen niteliği, Atatürk’ün “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” İlkesinde yansır. Çünkü; Çağdaş Türk devletinin dayandığı temel prensiplerden biri olan bu ilkenin en iyi korunduğu ve gözetildiği yönetim şekli Cumhuriyettir. Atatürk’ün sözleri ile “Cumhuriyet rejimi demek demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir.”
Cumhuriyet yönetiminde millete dayanan meclis, meclise dayanan....... hükümet vardır.
Cumhuriyet yönetiminde düşünce serbestliği önemli yer teşkil eder.
2- Millîyetçilik: Milletler topluluğu içerisinde, Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir. Atatürkçülüğün birlik ve beraberlik meydana getirme hususundaki ilk temel ilkesi Millîyetçiliktir.
Türk milleti dil, kültür ideal birliği ile birbirine bağlı vatandaşların oluşturduğu doğal, toplumsal, ekonomik ve siyasi bir bütündür. Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumak Türk milletinin görevidir.
Türk milleti birdir ve bütündür. Türkiye’de ben Türk’üm diyen herkes Türk’tür. “Her Türk hür doğar, hür yaşar” Türk milleti Türk devletinin egemenliğinin kaynağı ve kayıtsız şartsız sahibidir. Siyasi kuvvet, millî irade ve egemenlik milletin bir bütün halinde ortak kişiliğine aittir; birdir, bölünemez, ayrılamaz ve devredilemez.
Atatürk’ün tanımladığı Türk millîyetçiliği millî olmayan akımların ülkeye girmesini önlemekle birlikte, dünyada yaşayan bütün Türkleri sever. Onlarla olan doğal ilişkileri kabul eder. Kardeş sayar, onların uygar ve zengin olmasını onların gelişmelerini diler.
Atatürk, “Türkiye dışında kalmış Türkler önce kültür meseleleri ile ilgilenmelidirler. Nitekim biz Türklük davasını böyle uygun bir ölçüde ele almış bulunuyoruz. Büyük Türk tarihine Türk dilinin kaynaklarına zengin lehçelerine, eski Türk eserlerine önem veriyoruz. Baykal ötesindeki Yakut Türklerinin dil ve kültürlerini bile ihmal etmiyoruz,” diyerek millî sınırlar dışındaki Türklerle olan ilişkilerimizin esaslarını göstermiştir.
Atatürk milliyetçiliği millî birlik ve beraberliği öngörür, insancıldır, diğer milletlerin de iyiliğini göz önünde bulundurur.
Atatürk, Millîyetçiliği büyük sorunların çözülmesinde bir güç kaynağı olarak görür. Türk milletine mensup olmakla övünmeyi, millete inanmayı, güvenmeyi esas alarak bu hususu “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” vecibesi ile açıklamış ve bu fikri “Türk Öğün! Çalış, Güven” düsturu ile harekete dönüştürmüştür.
3- Halkçılık : Atatürkçülükte halkçılık, yurdu ayrıcalık iddialarından ve sınıf kavgalarından koruyan bir ilkedir. Halkçılığın birinci unsuru demokratlıktır. Atatürkçülükte Halkçılık demokrasi ile eş anlamlıdır. Halkçılıkta sosyal düzen halkın idaresine ve çalışmasına dayalıdır ve eşitliği öngörür. Kanunlar önünde herkes eşittir.
“Türk milleti en eski tarihlerinde, ünlü kurultayları ile bu kurultaylarda devlet başkanlarını seçmeleri ile demokrasi fikrine ne kadar bağlı olduklarını göstermişlerdir. Ancak, Türk devletlerinin bu yöntemden vazgeçerek hükümdarlar tarafından despotça yönetilmeleri onların çökmelerine sebep olmuştur.
Atatürkçülük, çağdaş uygarlık seviyesine erişmek için sadece siyasal düzeyde ve üst yapıda kalmayarak, sosyal ve ekonomik alt yapıya yönelme ve bu yapıda halkı, halk için, halkın gücü ile kalkındırmayı amaçlar. Halkçılık iç barışı öngörür sınıf mücadelelerini reddeder. Millî gelirin dağılımını çeşitli usullerle dengeler.
4- Devletçilik : Atatürk Devletçiliği, kişisel çalışma ve faaliyeti esas alır bununla birlikte mümkün olduğu kadar az zaman içinde dinamik ideale kavuşmak için milletin genel çıkarlarının gereğine göre, bütün işlerde özellikle ekonomik alanda devletin fiilen ilgilenmesini benimser. Devletin ilgilenmesi, yapma, yaptırma, yönlendirme, teşvik, yardım etme, yapılanları düzenleme ve kontrol anlamına gelir. Devlet kendini daha güçlü kılmak için vatandaşların eğitimi, güvenliği ve sağlığı ile ilgili işleri yapar veya yaptırır. Aynı zamanda memleket içinde güvenliği ve adaleti sağlamak, vatandaşların hürriyetini güven altında bulundurmak, dış siyaset ve diğer milletlerle olan ilişkileri iyi idare etmek, savunma kuvvetlerini daima hazır tutmak ve milletin bağımsızlığını sağlamak, devletin öncelikli görevleridir.
Devletçilik ilkesi, bireysel ekonomik teşebbüs veya faaliyete imkân verir, devletin rehberliğini öngörür.
Devlet ekonomik işlerde özel teşebbüsü teşvik eder, bu faaliyetleri düzenleme ve kontrol etme görevini üstlenir.
Toplum yararına hizmet eden kuruluşların artırılmasına önem verir.
5- Lâiklik : Lâiklik, terim olarak, din ile dünya, özellikle din ile devlet işlerinin ayrılması anlamını taşır. Fakat, Atatürk lâikliğinin daha geniş ve kendine özgü bir anlamı vardır. Türkiye Cumhuriyetinde lâiklik ilkesi, kişilerin vicdan ve ibadet hürriyetlerini sağlamak ve korumak, dinî faaliyetlerin iman ve ibadete inhisar ettirilmesini, dünyevi kurumları ve faaliyetleri bilimsel ve en ileri teknolojiyi yol gösterici olarak yürütmeyi sağlamak, dinin hakkını dine, devletin hakkını devlete vermek amaçları ile uygulanan, dini devletten ayıran bir ilkedir. Lâiklik ilkesi devletin diğer ilke ve esaslarını bütünleyerek güçlendirir. Dinin, dinî olmayan hususlardan ayrılmasını tespit edecek esasların uygulanmasını gerçekleştirerek, dinin özüne dönmesini bu suretle kişilerin bütün sadeliği ile dindar olmalarını sağlar.
Atatürk, devlet idaresinde, bütün kanunların nizamların ve usullerin din kurallarına değil bilimsel esaslara ve en ileri teknolojiye, yurt ile dünya ihtiyaçlarına göre düzenlenmesini ve uygulanmasını öngörür. Böylelikle bilimsel eserler ve modern teknoloji yaygın ve etkili bir şekilde uygulanarak bütün kurumların çağın gereklerine uygun bir biçimde değişip gelişmesini sağlar.
Atatürk’ün şu sözleri lâikliğin dayandığı temelleri açıklamaktadır. “Biz, ilhamlarımızı gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz. Bizim yolumuzu çizen; içinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk milleti ve bir de milletlerin tarihinin bin bir facia ve ıstırap kaydeden yapraklarından çıkardığımız neticelerdir.”
Bu açıklamalardan ortaya çıkan gerçek şudur; Atatürkçülükte ifade edilen lâikliği dinsizlik manasına almak çok yanlıştır. Atatürkçülükte lâiklik, dinin hakkını dine, devletin hakkını devlete verir ve böylece din ile devleti kesin olarak birbirinden ayırır. Şu esaslı noktayı da belirtmek gerekir ki, çağımızda bilim ve teknolojide büyük ilerlemeler olmakla birlikte, dinin karşıladığı ihtiyaç, ortadan kalkmamaktadır. Vicdan ve din hürriyeti Atatürkçülüğün temelindeki hürriyetlerdir. Her kişi istediği dinin gereklerini yapmakta özgürdür.
Laiklik sayesinde vicdanlar özgür olmuştur. Atatürk “...........İbadetler güvenlik ve genel adaba aykırı olamaz; siyasî gösteri şeklinde de yapılamaz.” demek suretiyle dinî baskının yapılamayacağını da ifade etmiştir.
6- İnkılapçılık : Atatürkçülüğün inkılapçılık anlayışı, zamanına göre geri kalmış kurumların ortadan kaldırılması ve yerine ilerlemeyi, gelişmeyi kolaylaştıracak, geliştirecek kurumların konması esasını getirir. Bu inkılâpçılık anlayışı iyiye, doğruya, faydalıya yöneliktir.
Türkiye’yi dinamik idealine ulaştırmak için en güçlü araç olarak “yüksek ve inkılâpçı bir kültür seviyesine varmayı” amaçlayan Atatürkçü inkılâpçılık anlayışı, akıl, bilim ve ileri teknolojinin yol göstericiliğinde sürekli gelişmektir. Bu nedenle Atatürk “büyük davamız, en medeni ve refah seviyesi yüksek bir millet olarak varlığımızı yükseltmektir. Bu yalnız kurumlarında değil, düşüncelerinde de köklü bir inkılâp yapmış olan büyük Türk milletinin dinamik idealidir. Bu ideali en kısa bir zamanda başarmak için, fikir ve hareketi beraber yürütmek zorundayız. Bu teşebbüste başarı, ancak, türeli bir planla ve en akılcı bir şekilde çalışmakla olur.” demek suretiyle fikirlerin uygun hareketlerle ve tedbirlerle zaman kaybetmeden hemen uygulanmasını belirtmiştir.
EĞİTİMDE UYGULANACAK ESASLAR
Eğitim, bireye kendi yaşantısı yoluyla amaçlı olarak davranışlar kazandırma ve davranışlarında belirli değişiklikler oluşturma işidir. Eğitim bir kültürleme ve yeni bilgiler edinme işidir.
Türk Millî Eğitimi; Türk milletinin daha güçlü, daha refahlı olmasında ve kişilerin mutluluğunda Atatürkçülüğün bir bütün olarak anlaşılıp uygulanmasında, Türk Devletinin millî davalarının, ideolojisinin anlaşılıp anlatılmasında, kuşaktan kuşağa iletilmesinde, temel faaliyetleri kapsayan bir sistemdir. Bu bakımdan eğitimin siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik fonksiyonları vardır. Bütün faaliyetlerde ve temel kurumlarda olduğu gibi, millî kültür düzeyinin çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkarılmasında, başlıca amaç, Millî Eğitim Sisteminin her yönüyle millî niteliklere sahip olmasıdır.. Millî eğitim sistemimiz “Türk milletine gideceği yolu gösterirken dünyanın her türlü ilminden, buluşlarından, ilerlemesinden istifade” ile bunları benimseyip kullanmalı, ancak, kendine özgü bir eğitim sistemi oluşturmalıdır.
Atatürk’e göre eğitim bir ülkenin insanlarının kafalarını, gönüllerini ve bedenlerini biçimlendiren Devletin temel direğidir. Bu araç insanların kişiliklerini oluşturmakta ve kendinden bekleneni veremezse ulusun ve devletin geleceği tehlikede demektir. Zincire vurulmak ve esir olmak ihtimali vardır. Atatürk devletin istiklâlini, milletin uygarlık düzeyini ve memleketin refahını millî eğitime bağlı gördüğünden kurtuluş savaşının başından itibaren eğitim meselesine el koymuş ve Sakarya Muharebesinin öncesinde Ankara’da toplanan maarif kongresinde öğretmenlere “...... Ben bir millî eğitim programından bahsederken eski devrin boş inançlarından ve yaradılışımıza uygun olmayan yabancı fikirlerden ister doğudan ve ister batıdan gelen bütün etkilerden tamamen uzak millî karakterimizle ve tarihimizle mütenasip bir kültür kastediyorum.” diyerek millî eğitim ilkelerini ortaya koymuştur.
1922 yılında TBMM’de söylediği Nutuk’ta “eğitim işlerinde muvaffak olabilmek için öyle bir program takip etmeye mecburuz ki o program milletimizin bu günkü haliyle sosyal ve hayatî ihtiyacı ile çevrenin şartları ile ve asrın şartları ile tamamen uygun ve uyumlu olmalıdır.”
“Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür.” kültür ordusu, kültürü Türk Milletine yaymalıdır.
Bu bakımdan Atatürkçülüğün Türk Milletini başarıya götürecek güçte ve nitelikte olmasını öngördüğü eğitim sistemi millî olmalıdır. Çünkü “Türkiye’nin eğitim ve öğretim politikalarının her derecesini, tam bir netlik ve hiçbir tereddüde yer vermeyen açıklık ile ifade etmek ve uygulamak lazımdır. Bu politika tam anlamıyla millî bir nitelikte görülebilir.”
Eğitim sisteminin millî nitelikte olması; Türk Devletinin dayandığı tam bağımsızlık ve millî egemenlik esaslarına, Türk millî benliğine ve Türk devletinin devlet hayatı, fikir hayatı ve ekonomik hayattaki bütün kurumları ile uyacağı ve uygulayacağı Cumhuriyetçilik, millîyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik ve inkılâpçılık ilkelerini benimseyip uygulanması anlamına gelir.
Eğitimin millîyetçi niteliği, millî ahlakın, her yerde özellikle ailede, okullarda, kışlada, fabrikada bıkmadan devamlı olarak yaşatılmasını öngörmektedir. Çünkü “Bir milleti ya hür bağımsız, şanlı, yüce bir sosyal topluluk halinde yaşatan veya bir milleti esaret ve sefalete terk eden terbiyedir.” Bundan dolayı, yeni nesillere verilecek terbiyenin millî olması gerekir. Kültürlü insan yetiştirmeyi amaç edinen Türkiye Cumhuriyetinde eğitim sisteminin dili ile usulleri ile/ve vasıtaları ile millî olan millî terbiyeye de dayanması zorunludur.
Bu amaçla “çocuklarımız ve gençlerimiz yetiştirilirken onlara özellikle varlığı ile hakkı ile birliği ile ters düşen bütün yabancı unsurlarla mücadele lüzumunu ve millî duyguya dayanan düşünceleri büyük bir olgunlukla her karşıt düşünceye karşı şiddetle ve fedakârlıkla savunma zorunluluğu telkin edilmelidir. Yeni neslin bütün manevi gücüne bu özellik ve yeteneklerin aşılanması önemlidir. Sürekli ve müthiş bir mücadele şeklinde beliren milletlerin hayat felsefesi, bağımsız ve mutlu kalmak isteyen her millet için bu özelliği büyük bir şiddetle istemektedir.”
Millî ahlâkın istekleri; doğru olmak, çok çalışmak, Türk milletini saymak ve sevmek, ülkesini, milletini her şeyin üstünde tutmak yükselmek, ileri gitmek, millî birlik duygusunu olgunlaştırmak, Türk milletinin varlığını ve yurt bütünlüğünü korumak için azimli ve kararlı olmak, varlığını Türk varlığına armağan etmeye hazır olmaktır.
Millî eğitim işleri devletin geleceğini, dinamik ideallere ulaşmasını sağlayacak faaliyetlerdir. Bu sebeple devlet vatandaşların eğitim ve öğretimiyle alakadar olmak zorundadır.
Bu bakımdan, Türkiye’de millî eğitim faaliyetlerinin planlanması, teşkilatlanması yönlendirilmesi, düzenlenmesi ve kontrolü devlet tarafından yapılmaktadır.
Türk millî Eğitim sistemi; fikri hür irfanı hür, vicdani hür nesiller yetiştirmekle görevlidir. Vicdanı hür nesiller lâikliği gerektirir. Eğitimde lâiklik ilkesi, Türk dilinin millî usulleri ve millî vasıtaları kullanacak devlet hayatı, fikir hayatı ve ekonomik hayatın faaliyetlerini dini faaliyetlerden ve kurallardan ayıracak bir eğitim sisteminin geliştirilip uygulanmasını öngörür.
Atatürk bunu “En önemli nokta terbiye meselesidir. Terbiye kelimesi yalnız olarak kullanıldığı zaman herkes kendine göre bir anlam çıkarır. Ayrıntıya girilirse terbiye hedefleri, amaçları çeşitlenir. Mesela dini terbiye, millî terbiye, milletler arası terbiye, bütün bu terbiyelerin hedef ve maksatları başka başkadır. Millî terbiyenin ne demek olduğunu bilmekte artık bir karışıklık ve yanlış anlama olmamalıdır. Bir de millî terbiye esas olduktan sonra onun dilini, usulünü, ve vasıtalarını da millî yapmak zorunluluğunu tartışmak gereksizdir.” sözleriyle vurgulamıştır.
Millî ahlâkın millî terbiyenin esas olması yanında, hayatta en hakiki yol gösterici olarak bilimi kabul eden Atatürkçülük, dünya işlerini bilime göre düzenlemeyi gerçekleştirecek millî eğitim sistemini öngörmektedir.
Öğretim birliğinin sağlanması : Atatürkçülük, benimsediği eğitimin millî niteliklere sahip ve başarılı olması için her şeyden evvel, öğretimde birlik esasına dayanmaktadır. Atatürk, toplumda öğretim birliği kurulmadan, sosyal bütünleşme ve çağdaşlaşmanın mümkün olmayacağını sıkça ifâde etmiştir.
Osmanlı döneminde Türk toplumu mektepli ve medreseli olarak ikiye bölünmüştü. Memleket çocuklarının bir kısmı dünyevi vazifeleri ile ilgili bilgiyi dini eğitim yapan müesseselerde almaya çalışıyordu. Eğitimdeki bu bölünme farklılaşmaya sebep olmuştu. Kiminin nerede ne amaçla öğrenim gördüğü farklı kurumlar tarafından tespit edilmekte idi. Bunun içindir ki Atatürk; fikri hür irfanı hür, vicdani hür nesiller yetiştirmek amacıyla “Milletimizin, memleketimizin irfan yuvaları bir olmalıdır. Bütün memleket evladı kadın ve erkek aynı şekilde oradan çıkmalıdır.” diyerek, 3 Mart 1924’te hilâfetin, Şer’i ye ve Evkaf Bakanlıklarının kaldırılmasını, medreselerin kapatılarak öğretim birliğinin kurulmasını, eğitimin tümüyle devletin sorumluluğunda; devletin denetim ve gözetimi altına alınmasını gerçekleştirmiştir.
Bu kararlar alınırken ülkenin bütün eğitimcilerinin katıldığı ilmi heyetleri toplamış ve eğitim birliği kararı heyet-i ilmiye kararları olarak hayata geçirilmiştir.
Böylece;
Eğitimde erkek ve kız çocuklarının eşitliği sağlanmıştır.
Eğitimin yaygınlaştırılması kolaylaştırılmıştır.
Eğitim programları hayata hazırlayıcı ve bilimsel esaslara dayandırılmıştır.
Eğitim demokratlaşmıştır.
İlköğretim mecburi olmuştur.
Yüksek öğretim bağımsız bir hale gelmiştir.
Güzel Sanatlar; Türk Milletinin dinamik idealine ulaşmasında, besleyici, güçlendirici vasıtalardan olan güzel sanatlar uygar olmanın işareti ve kültürlü insan yetiştirmenin aracıdır.
Sanat güzelliğin ifadesidir. Bu ifade, söz, müzik, resim, şekil ve yapı ile olur. Sanat ve sanatkâr insanlığın ortak değeridir.
Sanat insana özgür olarak karar vermesini ve becerisini sergilemesini sağlar. Sanat eserleri en yüksek insanî ürünlerdir.
Bir milletin yaratıcı gücünün en güzel meyvelerinden sağlanan sanat eserleri milletlerin kültür varlıklarının tanığı ve ulaştıkları uygarlık düzeyinin bir ölçüsüdür.
Atatürk “Yüksek bir insan toplumu olan Türk Milletinin tarihî bir özelliği de güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki milletimizin yüksek karakterini, çalışkanlığını, zekasını, ilme bağlılığını, güzel sanatlar sevgisini ve millî birlik duygusunu devamlı olarak ve her türlü vasıta ve önlemlerle besleyerek geliştirmek millî idealimizdir.” diyerek millî kültürümüzü çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkarmada güzel sanatlar alanında benimsenmesi gereken davranışı açıkça vurgulamıştır.
Atatürk “Hayat müziktir... Müzikle ilgisi olmayan varlıklar insan değildirler.” diyerek müziğin insan ruhunun temel ihtiyaçlarından biri olduğunu belirtmiştir. Müzik hayatın neşesi, ruhu, sevinci ve her şeyidir.
devamını okuyunuz... >>

Atatürk dönemi olaylarının kronolojisi

1923
- İzmir iktisat kongresi toplandı.

- lozan antlasması ımzalandı.
- halk fırkası kuruldu.
- ankara baskent ilan edildi.




1924


- tevhıdı tedrıdat kanunu kabul edıldı.
- seriye ve evkaf vekaletı kaldırıldı
- erkanı harbıye umumıye vekaletı kaldırıldı.
- medreselere el konuldu.
- teskılatı esasıye kanunu yuruluge gırdı.
- iş bankası kuruldu.
- musukı muallım mektebi acıldı.
- terakkı perver cumhuruyet fırkası kuruldu






1925


-seyh saıd ayaklanması
- asar vergısı kaldırıldı
- takrırı sukun yasası kabul edıldı
- sanayı ve maadın bankası kuruldu
- ankara hukuk mektebi acıldı.
- sapka kanunu kabul edıldı.
- tekke ve zavıye turbelerı kapatıldı.
- uluslararası saaat ve takvım ilan edıldi.






1926


- medenı kanun kabul edıldı.
- turk ceza kanunu ilan edıldı.
- kabotaj kanunu ılan edıldı.
- borclar kanunu lan edıldı
- turk tıcaret kanunu ılan edıldı.
- ankara antlasması ( musul )
- usak alpulu seker fabrıkası kuruldu






1927


-M. Kemal nutuku okudu.
-ilk nufus sayımı yapıldı
-ilk kagıt para tedavule cıktı.
-tesvık sanayı kanunu kabul edıldı.




1928


-anayasadan Turkıye devletının dını ıslandır maddesı cıkartıldı.
-uluslar arası rakam kabul edıldı
-yenı Turk alfabelerı kabul edıldı
- Turk vatandaslıgı kanunu kabul edıldı.




1929


-Millet mektepleri acıldı.
-Turkıye bırıand-kellog paktına uye oldu.
-Deniz ticaret kanunu
-menkul kıymetler borsası kanunu kabul edıldı.






1930


-Turk kadınıa beledıye secımlerıne katılma hakkı verıldı.
- merkez bankası kuruldu
-serbest cumhurıyet fırkası kuruldu.
-menemen olayı oldu
- adana ahalı cumhuıyet fırkası uruldu.
- ankara etnografya muzesı acıldı.
- Turk parasını koruma kanunu kabul edıldı.








1931


-TURK TARIH KURUMU kuruldu
- ölçü ve agırlık bırımlerı kabul edıldı.






1932


- ezan ilkkez Turkce okundu.
- halk evlerı acıldı.
-Turk dıl kurumu kuruldu
-miletler cemıyetıne uye olduk






1934


-balakan atantı
-soyadı kanunu
-kıyafet kanunu
- Turk kadınıa mılletvekılı seçme hakkı tanındı.
- ayrıcalık ıfade eden unvanlar kaldırıldı.
-hakımıyetı mıllıye gazetesı ulus adına cıktı








1935


-haftasonu tatılı pazara alındı.
- etıbank kuruldu.
- maden teknık arama mta kuruldu






1936
-ankara dıl ve tarıh-cografya fakultesı acıldı.
- montrö bogazlar sozlesmesı




1937


-sadabat paktı ımzlandı
- nyon sözleşmesi imzalandı ( nyon sozlesmesı akdenız korsanlarına karsı turkıye ve akdenız ulkelerı arasında yapılan bır ant.)


1938


-toprak mahsullerı ofısı kuruludu
- Ataturkun vefatı








testlerde genelde Ataturk SONRASI donemlerde cıkan olaylar da


1939: HATAYIN ANAVATANA KATILMASI


1940: KÖY ENDÜSTÜSİ


VARLIK VERGISI : 2.DUNYA SAVASI İÇİN MALI KAYNAK


1950: AVRUPA KONSEYINE UYE


1951: KORE SAVASI


1952: NATOYA UYE


NUTUK YER ALADIGI TARIH ARALIGIDA : 1919-1927

Alıntıdır
devamını okuyunuz... >>

Atatürk dönemi olaylarının kronolojisi

1923
- İzmir iktisat kongresi toplandı.

- lozan antlasması ımzalandı.
- halk fırkası kuruldu.
- ankara baskent ilan edildi.




1924


- tevhıdı tedrıdat kanunu kabul edıldı.
- seriye ve evkaf vekaletı kaldırıldı
- erkanı harbıye umumıye vekaletı kaldırıldı.
- medreselere el konuldu.
- teskılatı esasıye kanunu yuruluge gırdı.
- iş bankası kuruldu.
- musukı muallım mektebi acıldı.
- terakkı perver cumhuruyet fırkası kuruldu






1925


-seyh saıd ayaklanması
- asar vergısı kaldırıldı
- takrırı sukun yasası kabul edıldı
- sanayı ve maadın bankası kuruldu
- ankara hukuk mektebi acıldı.
- sapka kanunu kabul edıldı.
- tekke ve zavıye turbelerı kapatıldı.
- uluslararası saaat ve takvım ilan edıldi.






1926


- medenı kanun kabul edıldı.
- turk ceza kanunu ilan edıldı.
- kabotaj kanunu ılan edıldı.
- borclar kanunu lan edıldı
- turk tıcaret kanunu ılan edıldı.
- ankara antlasması ( musul )
- usak alpulu seker fabrıkası kuruldu






1927


-M. Kemal nutuku okudu.
-ilk nufus sayımı yapıldı
-ilk kagıt para tedavule cıktı.
-tesvık sanayı kanunu kabul edıldı.




1928


-anayasadan Turkıye devletının dını ıslandır maddesı cıkartıldı.
-uluslar arası rakam kabul edıldı
-yenı Turk alfabelerı kabul edıldı
- Turk vatandaslıgı kanunu kabul edıldı.




1929


-Millet mektepleri acıldı.
-Turkıye bırıand-kellog paktına uye oldu.
-Deniz ticaret kanunu
-menkul kıymetler borsası kanunu kabul edıldı.






1930


-Turk kadınıa beledıye secımlerıne katılma hakkı verıldı.
- merkez bankası kuruldu
-serbest cumhurıyet fırkası kuruldu.
-menemen olayı oldu
- adana ahalı cumhuıyet fırkası uruldu.
- ankara etnografya muzesı acıldı.
- Turk parasını koruma kanunu kabul edıldı.








1931


-TURK TARIH KURUMU kuruldu
- ölçü ve agırlık bırımlerı kabul edıldı.






1932


- ezan ilkkez Turkce okundu.
- halk evlerı acıldı.
-Turk dıl kurumu kuruldu
-miletler cemıyetıne uye olduk






1934


-balakan atantı
-soyadı kanunu
-kıyafet kanunu
- Turk kadınıa mılletvekılı seçme hakkı tanındı.
- ayrıcalık ıfade eden unvanlar kaldırıldı.
-hakımıyetı mıllıye gazetesı ulus adına cıktı








1935


-haftasonu tatılı pazara alındı.
- etıbank kuruldu.
- maden teknık arama mta kuruldu






1936
-ankara dıl ve tarıh-cografya fakultesı acıldı.
- montrö bogazlar sozlesmesı




1937


-sadabat paktı ımzlandı
- nyon sözleşmesi imzalandı ( nyon sozlesmesı akdenız korsanlarına karsı turkıye ve akdenız ulkelerı arasında yapılan bır ant.)


1938


-toprak mahsullerı ofısı kuruludu
- Ataturkun vefatı








testlerde genelde Ataturk SONRASI donemlerde cıkan olaylar da


1939: HATAYIN ANAVATANA KATILMASI


1940: KÖY ENDÜSTÜSİ


VARLIK VERGISI : 2.DUNYA SAVASI İÇİN MALI KAYNAK


1950: AVRUPA KONSEYINE UYE


1951: KORE SAVASI


1952: NATOYA UYE


NUTUK YER ALADIGI TARIH ARALIGIDA : 1919-1927

Alıntıdır
devamını okuyunuz... >>